BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Zilan (Geliyê Zilan) katliamının toplumsal yansımaları (1)

Zilan (Geliyê Zilan) katliamının toplumsal yansımaları (1)

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki Kürt isyanları veya direnişleri sırasında yerli halktan düzenli silahlı milis (bugünkü anlamıyla köy korucuları) oluşturma projesi, İsmet İnönü’nün ikinci başbakanlık döneminde (5 Mart 1925-25 Ekim 1937) hazırlanan Şark Islahat Raporu’ndaki önerileri neticesinde uygulanmıştır. Rapor; 1925 Şeyh Sait İsyanından sonra Şark Islahat Encümeni tarafından hazırlanmıştır.

Faik Bulut

Geliyê Zilan (Zilan Vadisi), Van ili Erciş ilçesine yakın bir yöredir. Ağrı Dağı isyanları sırasında ve üçüncü Ağrı Harekâtı öncesinde bu vadide toplu kırımlar planlanmış ve Korgeneral Salih Omurtak komutasındaki 9. Kolorduna bağlı birlikler eliyle bu plan uygulanmıştır (13 Temmuz 1930). Yöreye sığınan sivillerin büyük bir kısmı da bu harekât sırasında vahşice katledilmiştir.

Direnişin “arka bahçesine” yönelik katliam hazırlığı

Devlete bağlı askeri güçler Zilan’daki “imha” harekâtına esas olarak 4 Temmuz’da başlamakla birlikte, Haziran ayından itibaren yöredeki kalabalık muhitler hava filolarıyla defalarca bombalanır. Genelkurmay’ın direktifleriyle bölgeye askeri birlikler gönderilir ve bu birlikler Kerx, Qardoğan, Sogitlî köylerini yakar, yolda karşılaştıkları herkesi öldürürler.

Ağrı Dağı’ndaki direnişçiler bu süreçte ağır uçak bombardımanı altında tutulduğu için, Kağızman ve Ağrı’daki toplu kıtalarla Erzurum’daki ağır topçu kıtaları Zilan’a gönderilir; boşalan yerlere Erzincan’daki birlikler yerleştirilir… Katliamdan hemen önce muhitin bir topoğrafya haritası çıkarılmış, coğrafi etüt gerçekleştirilmiş, böylece toplu katliamlara müsait görünen derin vadiler tespit edilmiştir.

Genelkurmay, ilk etapta Erciş’e daha kuvvetli bir uçak filosu gönderir. Zilan Deresi’nin kan aktığı ikinci gün (5 Temmuz 1930) ise, “Kürtler koyun kılığına giriyorlar” gerekçesiyle insanlarla birlikte koyun sürülerini de bombalayan “kahraman pilotları” kutlar…

Tanıkların beyanına göre köyler bombalandıktan ve direnişçiler püskürtüldükten sonra Albay Derviş Bey’in emrindeki 3., 5. ve 7. Seyyar Jandarma Taburları tarafından esir alınan siviller belli bir yere toplandıktan sonra, katliamın icra edileceği sarp dere yataklarına doğru yola çıkartılırlar.

“Katliam tanığı Tahir Nas’ın beyanına göre: Sırası gelen grup askerler tarafından dere yatağına götürülür ve ‘kırmızı bayrak’ kaldırılmasıyla birlikte mitralyöz ateşi başlar, aynı askerin ‘beyaz bayrak’ sallaması ile birlikte mitralyöz ateşi kesilir, ardından görevli subayın ‘süngü tak’ emri ile hâlâ hayatta olanlar süngülenir, son safhada ise kurbanların üstü aranır ve ziynet eşyaları toplanır.” (Sedat Ulugana, Zilan: Direniş Hatlarından Katliam Uygulamalarına Bir Vakıanın Anatomisi, s.365-366)

Ne kadar insan katledildi?

Katliam kurbanlarının sayısı tartışmalıdır. Yarı resmi kaynaklarca 15 bin gibi bir rakam telaffuz edilirken yerli halk 50 bin ve daha fazla masumun kırıldığını ileri sürmektedir.

11 Temmuz 2026’da katıldığım Zilan Anması münasebetiyle yaptığım konuşmada yaklaşık 45 kilometre uzunluğundaki vadide dağınık şekilde yerleşmiş bulunan 50 kadar irili ufaklı köy sayısı ile o tarihte ikamet edenlerin ortalama nüfusunu hesaplayarak “50-60 bin kişinin katledildiğine dair iddiayı abartılı bulduğumu” söyleyince kimi Zilanlılar buna itiraz etmişlerdi.

Bence, asıl mesele kurban sayısının az yahut çok olması değil, egemen gücün bu husustaki imha, tedip ve tenkil niyetini sistematik bir şekilde uygulamasıdır.

DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonunca 13 Temmuz 2025’te yayınlanan bildiride katliama ilişkin verilen bilgi şöyledir: “Zilan Katliamı, Kürt halkına yönelik sistematik imha ve inkâr politikasının en ağır örneklerinden biridir. 13 Temmuz 1930’da, Zilan Vadisinde binlerce insan katledildi. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, bombalarla, makineli tüfeklerle yok edildiler. Evler yakıldı, köyler haritadan silindi, hayatta kalanlar sürgüne zorlandı.”

Devletin Kürt milisleri meselesi

Anma günü münasebetiyle üzerinde durduğum başlıca iki husus vardı: Milislik ve sürgünler. Her ikisini de genç ve çalışkan araştırmacı Sedat Ulugana’nın yazdığı makalenin akışında buldum. Gerek milis gücü oluşturma gerekse yerli halkın sürgün edilerek cezalandırılması hakkındaki bir rapora da değinmenin faydalı olacağı kanısındayım.

Tarihi süreçte hemen bütün devletler, derebeylikler, beylikler hükümdarlarına karşı isyan eden ve direnen güçlere karşı yerli halktan yardım almaya çalışır; işbirlikçi ve milis denilen bazı silahlı oluşumları yanlarına çekerler. Mesela Osmanlı, Mir Bedirhan isyanında (1843-47) onun yeğeni Yêzdan Şêr ile taraftarlarını yanına alarak zaferi kazanmıştır.

Hamidiye Alayları da esas olarak hem Kürt-Ermeni yoksulları tedip edip uslandırmak hem de Ermeni Komitacılarına karşı savaşmak maksadıyla 1890’larda oluşturulmuştur. 1915 yılındaki kitlesel tehcir ve soykırımda Osmanlı şehir, belde, kasaba ve köylerde yaşayan tabaka ve zümrelerden farklı etnik kökenli (Müslüman Türk, Kürt, Karapapak, Çerkez, Arap vs) insanları yanına çekip silahlandırarak milis olarak sahaya sürebilmiştir.

Akçadağ İsyanında Alevi Kürtlere karşı Zeytunlu Ermeni Milisler

Aso Zagrosi’nin, “Akçadağ Kürt Direnişinin Düşündürdükleri” başlıklı makalesinde uzak olmayan bir tarihte Osmanlıya isyan eden Alevi inançlı Akçadağ Kürtlerine karşı Zeytun (Maraş’a bağlı şimdiki adıyla Süleymanlı/Andırın) bölgesinden Ermeni milislerin nasıl kullanıldığını okuyup paylaşıyoruz:

“Osmanlı devletinin 1837-1839 sürecinde Kürt Mirlerine karşı giriştiği savaş ve katliamlar sırasında Akçadağ bölgesi de ciddi bir direniş merkezidir. Akçadağ ya da eski tarihi ismiyle Arga bugünkü darlaştırılmış haliyle değildi. O dönemlerde Hekimhan, Hasan Çelebi, Hasan Badrik, Darende ve Çiftlik gibi yerleşim alanları da Akçadağ’a bağlı köylerdi.

Akçadağ ya da Arga, burada Kürt direnişi hakkında başka bir belgeyi daha aktarmak istiyorum. Bu belge bir Ermeni kaynağından alınmıştır. Son yıllarda Kürt-Ermeni ilişkilerindeki kırılma noktalarına bir hayli kafa yordum. Bu belge hem Akçadağ Kürt direnişi, hem Ermeni-Kürt ilişkileri hem de Osmanlı devletinin Kürdistan’daki etnik yapılanmaları birbirlerine karşı kullanması açısından önemlidir.

Ermeni yazar Garabed Toursarkisian’ın kaleme aldığı ve Archag Tchobanian’ın 1897 yılında Fransızcaya çevirdiği ‘Zeïtoun, depuis les origines jusqu’à l’insurrection de 1895’ adlı eserinde şöyle yazıyor:

‘1849 yılına doğru Akçadağ Kürtleri, çevre bölgeleri işgal etmeye, yakıp/yıkıp talan etmeye ve Sivas bölgesini tehdit etmeye başladılar. Türk (Osmanlı) hükümeti onlara boyun eğdirmek istiyordu. Baş vezirin kendisi İstanbul’dan 50 bin gibi büyük bir ordu ile bölgeye geldi. Osmanlı Ordusu dört bir yandan Akçadağ’ı kuşattı ve şiddetli saldırılarda bulunmaya başladı. Kürtler dağlara çekilerek ve boğazları tutarak Osmanlı Ordularını birçok defa geri püskürttüler.

Ezilmiş, yenilmiş ve yıpranmış Osmanlı Ordusu yeniden savaşa başlama kabiliyetini göstermiyordu. Fakat Kürtlere boyun eğdirmek zorunluydu. Zira Kürtlerin muhtemel zaferi daha önceden Osmanlı güçlerine karşı bağımsızlıklarını ilan etmek için isyan halinde olan tüm aşiretleri cesaretlendirecekti. Kürt isyancıların hakkından gelmek için hükümet mecburiyetten Zeytun Ermenilerinden yardım istedi. Bu yardımın karşılığında Zeytunlu Ermenilere ayrıcalıklar tanıyacakları sözünü verdi.

Zeytunlular hükümetin önerisini askeri güçlerinin Osmanlı ordusuna katılmaksızın, kendi prenslerinin komutasında bağımsız bir güç olarak savaşa katılması şartıyla teklifi kabul ettiler. Sadrazam Zeytunluların şartını onayladı. Kürtlerle Ermeniler arasında savaş başladı. Başvezir, Zeytun Ermenilerinin kabiliyet ve cesaretine hayran kaldı; diğer isyancı aşiretlere boyun eğdirmek için Zeytunlulardan ordusunun öncü birlikleri için askeri birlik oluşturmak istedi.

Deli Keşiş, Başvezirin niyetini öğrenince askeri birliğine ganimetlerini almaları ve gece Osmanlı ordusunu aşarak Zeytun’a geri dönme emrini verdi. O günden sonra Akçadağ boyun eğdi ve Zeytunlulara karşı derin bir kin besledi. Bu zafer, Zeytunluların (Ermeni milislerin) diğer Müslüman aşiretleri arasında itibarını artırdı. Fakat Türk hükümeti Zeytunluları yaptıkları hizmet karşılığında ödüllendireceğine, tüm gücünü kullanarak Zeytunluları ezmeye çalıştı.” (age., s.103-105)

Şark Islahat Raporu ve işbirlikçi/milis devşirme planı

Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki Kürt isyanları veya direnişleri sırasında yerli halktan düzenli silahlı milis (bugünkü anlamıyla köy korucuları) oluşturma projesi, İsmet İnönü’nün ikinci başbakanlık döneminde (5 Mart 1925-25 Ekim 1937) hazırlanan Şark Islahat Raporu’ndaki önerileri neticesinde uygulanmıştır. Rapor; 1925 Şeyh Sait İsyanından sonra Şark Islahat Encümeni tarafından hazırlanmıştır.

Islahat Encümeni, 8 Eylül 1925’de Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş olup başkanlığını İsmet İnönü yapmaktadır. Üyeleri arasında Genelkurmay Başkanı Mareşal Mustafa Fevzi Çakmak, Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, Ticaret Bakanı Ali Cenani, Kâzım Özalp, Şükrü Kaya, Abdülhalik Renda ve Celâl Bayar gibi üst düzey siyasi ve askeri yetkililer bulunmaktadır.

Islahat Encümeni Şark Islahat Planı için aşağıdaki tavsiyeleri içeren 25 Eylül 1925 tarihli raporunu Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunmuştur. (Veli Yadırgı, “The Political Economy of the Kurds of Turkey”, Cambridge University Press, s. 169-170, 3 Ağustos 2017)

Raporun başlıca maddeleri şunlardır:

* Kürt seçkinlerinin bir yönetim organı olarak ortaya çıkmasını engellemek,

* Hükûmetin politikalarını boşa çıkarabileceğine inandığı insanları yeniden yerleştirmek,

* Fırat Nehri’nin doğusundaki illeri, süresiz sıkıyönetim ile yönetilecek olan Genel Müfettişlik adı verilen idari bir alt bölüm altında yeniden birleştirmek,

* Hem Türkçe olmayan dillerin kullanılmasını hem de Kürtlerin ikinci düzey görevlerde istihdam edilmesini yasaklamak,

* Kürtlerin başka bölgelere yerleştirilmesi için 7 milyon lira para sağlamak.

Rapor, çok sayıda yeniden yerleşim yasasını ve Kürtlerin çoğunlukta olduğu illeri içeren üç umumi müfettişlik kurulmasını teşvik etmekteydi. (Joost Jongerden, “The Settlement Issue in Turkey and the Kurds: An Analysis of Spatial Policies”, Modernity and War, 28 Mayıs 2007)

Nitekim Şark Islahat Encümeni üyesi ve dönemin Çankırı mebusu Mustafa Abdülhalik Bey (Renda) 14 Eylül 1925 tarihli raporunda; ‘Türklüğe meyilli Kürt ailelerin’ mevcudiyetinden özellikle bahsediyordu. Bu ailelerin üzerinde durulmasını ve bu ailelere ‘yatırım’ yapılmasını öneriyordu. M. Abdülhalik Bey şayet bu ailelere yatırım yapılırsa, bunların cumhuriyet idaresi namına isyan muhitlerinde savaşacaklarını da belirtiyordu.” (Rapor için bkz. M. Kalman, “İngiliz ve Türk Belgelerinde Botan Direnişleri (1925-1938)”, İstanbul, Med yayınları, 1996, s. 15-31)

Erciş’te milislik modeli

Yazının bu bölümünün tamamını Sedat Ulugana tarafından kaleme alınan “Zilan: Direniş Hatlarından Katliam Uygulamalarına Bir Vakıanın Anatomisi” başlıklı yazısından özetleyerek alacağız. Makale “Kürtler ve Cumhuriyet” isimli kitabın 361-375 arasındaki sayfalarda yer almaktadır. Dipnot Yayınlarınca bastırılan bu eser, yaklaşık 70-80 kadar akademisyen ve araştırmacının Kürt meselesine ilişkin farklı alanlardaki değerlendirmelerinden oluşmuştur. Ayhan Işık – Gülay Kılıçaslan – Behzat Hiroğlu – Kübra Sağır – Çağrı Kurt tarafından hazırlanarak 2023 yılında kitap haline getirilmiştir.

Şimdi, S. Ulugana’nın çalışması kapsamında Zilan olayının bazı ayrıntılarına girebiliriz. Ara başlıkların çoğu şahsıma aittir. Bahsedilen bölüme ait yazının tamamı Ulugana’nın tespitleri ve gösterdiği kaynaklardan alınmıştır.

“Milislik bir devletin kendi egemenlik sınırları içinde bulunan ulus-altı bir bölge üzerinde askeri, ekonomik ve politik açılardan kontrol sahibi olmasını destekleyen düzensiz ve yarı silahlı bir kuvvet olarak tanımlanabilir. Kürdistan’daki milislik kurumu Cumhuriyet döneminde değişir.

Bu kuruma zamanla mensubu olduğu eski Hamidiyeli aşiret, kabile veyahut aile ile feodal bağlarını koparan, ‘tedip ve tenkil’ edilecek olan hedef muhite aşina aşiret efradı da dâhil edildi. 1890’lardan 1923’e kadarki süreçte Erciş ve Zilan vadisini aralarında bölüştüren Haydaran ve Ademan aşiret konfederasyonlarına bağlı olarak milislik yapan alaylar, 1924 yılı itibariyle cumhuriyet eliti tarafından gözden çıkarıldığı gibi, söz konusu elit nezdinde yük olarak görünmeye başladılar. Tasfiye edilmeleri kararlaştırılırken araya Şeyh Said İsyanı girdi.

İsyanın hemen sonrasında bu alaylar tasfiye edildi, yerlerine kentli tüccarlardan oluşan milisler ikame edildi. Örneğin; Erciş’te ‘Gıdıkzade’ olarak bilinen Cevher Efendizade İdris ve Süleyman (Erdinç) isimli tüccarlar belediye başkanlığı görevini yürüttükleri gibi, diğer tüccarları da bir araya getirerek canlı hayvan alım satımı yapan ‘Aladağlar’ isimli bir kooperatif kurmuşlardı.

1930 yazına kadar Gıdıkzadeler ve etrafına topladıkları diğer kentli tüccarlar, aşiretler ile ilişkilerini titizlikle korudular. Erciş muhasarası esnasında silaha sarılan Gıdıkzade İdris ve Süleyman kardeşler, muhasaranın hemen akabinde Erciş’te tesis edilen milis ordusunun ‘süvari’ ve ‘piyade’ birliklerinin kumandanları olarak belirdiler. Emirlerindeki milis ordusu kentteki tüccar ve esnafın yanı sıra belediyenin tellalından tutun, muhtelif mahallelerin muhtar ve imamlarını da bünyesine katmıştı. 1930 yazı boyunca katliam taburlarına rehberlik ederek binlerce sivilin katledilmesine doğrudan iştirak edeceklerdi.

Katliam rehberleri olarak yeni derebeyleri ve savaş vurguncuları türetildi

Milislerin katliam esnasında göstermiş oldukları performans dönemin Birinci Umumi Müfettiş İbrahim Tali Bey (Öngören)’in dikkatini çekmişti. Raporlarında şöyle diyordu: ‘Erciş’te kahramanca kan döken vatanperver binlerce milis görmekle göğsüm kabardı. Halk cumhuriyet devletine hakikaten sarılmış ve bu uğurda kan dökmeğe hazırdır. Erciş milisleri ve kahraman vatandaşlarımızın gösterdikleri fedakârlıktan ne kadar müftehir olsak azdır.’

1930 yazı itibariyle katliam sahasını talan eden milisler kısa bir süre içinde muhitin sosyoekonomik yapısını tersyüz ederler. Katledilen ahalinin koyun sürüleri ve arazilerine el koyan milisler servetlerine servet katarlar. Katliam esnası ve sonrasında oluşan ‘can kurtarma borsası’nın simsarlığını yaparak katledilme korkusuyla kendilerine başvuran Zilanlılardan yüklü miktarda nakdi para alırlar. Bazı aşiretlerin köy ve yaylalarına da el koyarlar.

Bir müddet sonra bu rant ağı Zilan muhitinin dışına taşar. Erciş kent merkezine yakın Kürt köylerini uhdesine alan milisler, köylülerle bir nevi serf/vasal ilişkisi tasarlarlar.

Burada açıklamam gerekecek:

Vasal feodal bir lorddan/senyörden toprak ve koruma alan, karşılığında derebeyine sadakat ve askeri hizmet (savaşta askerlik vb) sözü veren soylu veya şövalyedir. Üst düzey bir soylu savaşçıdır, cengâverdir. Vasalın kendi toprakları ve altlarında çalışan köylüleri (serfleri) de olabilir. Toplum piramidinde köylülerin üzerindedir; bir üst derebeyi/beylerbeyi veya krala bağlıdır.

Serf ise en alt tabakada yer alan ve tarımsal üretim yapan ama özgür olmayan; toprağa bağlı olan, efendisinin (Derebeyi-Vasalın) arazisinde çalışan ve kişisel özgürlüğü kısıtlı olan köylüdür. Kölelerden farklı olarak bireysel olarak alınıp satılamazlar; ancak toprakla birlikte el değiştirebilirler. Efendilerinin izni olmadan evlenemez, başka bir yere göç edemez veya köyü terk edemezler. Ürettikleri mahsulün bir kısmını efendiye verir, kalanını kendi geçimleri için ayırırlar.(FB)

Devam edecek…

Faik BULUT kimdir?

Gazeteci, tarihçi ve yazar. 1990'lardan itibaren Alevilik, Kürtler, Filistin Devleti, FKÖ, Ortadoğu ve İslam tarihi, İslamcı örgütler, laiklik, tarih, siyaset, kültür vb. konular üzerine 40'a yakın tarih, araştırma, gezi yazısı ve anı kitabına imza atmıştır.

Benzer Haberler

Rüzgar tehlike yarattı

Ankara'da orman yangını

Anne ifade verdi: Kaybolmadı, satıldı

11 aylık bebeğin kaybolmasıyla ilgili 5 gözaltı

Son görüşme 2 Ağustos’taydı

DEM Parti Heyeti İmralı Adası’ndan döndü

Kürt partilerden genel grev çağrısı

Jina Emini katledilişinin 4. yıldönümünde anılacak 

İmamoğlu cezaevinden seslendi:

'Hayatım adliye ile cezaevi arasına sıkıştırılmak isteniyor'

Erdoğan’dan 12 Eylül mesajı:

'Türkiye'de darbeler defteri artık kapanmıştır'