Derya Aydın
Geride kalan bizlere bir gençlik ölümünü borç bırakan Ceyda Zengin ve Cebrail Alkan’a…
Ölüye Saygı ve Adalet İnisiyatifi’nin 8-9 Ekim 2022 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirdiği Ölüye Saygı ve Adalet Konferansı’nın temel amaçlarından biri Türkiye’nin politik ölüm gerçeğiyle yüzleşmesiydi. Kurulma amaçlarından biri de buydu. Konferansın çağrı metni ‘Türkiye’de makbul vatandaș olarak kabul görülmeyen halklar ve toplumsal kesimlerin ölülerine, cenazelerine ve mezarlıklarına karșı doğrudan ya da sivil güçlerin kıșkırtılmasıyla uygulanan șiddetin derin kökleri Türkiye tarihi ve Osmanlı’ya kadar uzanıyor.’(14) cümlesiyle başlıyordu. Nitekim ülkemiz bu hakikatle hâlâ yüzleşmiş değil; ancak bu barışı mümkün kılacak asgari adımlardan biri.
Konferansın diğer hedefi politik ölüm üzerine doğru kavramlarla konuşmaktı. Bu ilk etapta alabildiğine naif bir hedef gibi görünebilir ancak ölülerin bugün hâlâ çetin biçimde maruz kaldığı şiddet sarmalının başlangıç halkası burası. Politik yaşamı ve ölümü insandışılaştıran dil. Yaşamı ‘terör’, yaşam alanını ‘in’, öldürmeyi ‘etkisizleştirme’ ölü bedeni ‘leş’ kategorizasyonuna indirgeyen modernitenin düşmanlık dili. İnsanı insanlıktan çıkaran tasvir. Türkiye ana akım medyasının politik yaşama ve ölüme yönelen şiddeti yıllardır normalleştirdiği dil. Başkasının acısına bakmayı engelleyen dil. Bu dil, Türklük sözleşmesine itiraz eden yaşamlara ve ölümlere daha çetin biçimde yöneliyorsa da ülkedeki nefret dilinin geldiği seviyenin gösterdiği gibi buna rıza üretmek şiddeti normalleştirip bütün ülkeye yayıyor. Bugün kadınların, LGBTİ+ların, mültecilerin ölü bedenine; Alevilerin, Êzidîlerin, Ermenilerin, Yahudilerin ve Süryanilerin mezarlıklarına yönelen şiddetin bundan azade olduğunu kim ileri sürebilir?






