“İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı”nın çağrıcıları arasında yer alan AKP’nin kurucu isimlerinden Akademisyen Fatma Bostan Ünsal, sürece değinerek, “AYM ve AİHM kararlarının hayata geçirilmemesi sürecin demokratikleşme ile paralel yürümeyebileceği kuşkularını besliyor. Hükümet ‘demokratikleşme’nin kendi siyasi geleceğini tehdit etmesi ihtimaline karşı daha sınırlı tedbirlerle bu konuyu halletme yolunu tercih edecekmiş gibi duruyor” dedi.
Nedim TÜRFENT
Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında demokrasi, toplumsal barış, eşit yurttaşlık ve ortak gelecek tartışmalarını yeniden gündeme taşımayı amaçlayan “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı”, 13-14 Haziran tarihlerinde İstanbul’daki Cem Karaca Kültür Merkezi’nde yapılacak.
“İkinci Yüzyılda Ortak Gelecek” temasıyla düzenlenecek konferans, siyasetçilerden akademisyenlere, gazetecilerden hak savunucularına kadar çok sayıda ismi bir araya getirecek.
Konferansın çağrıcıları arasında yer alan AKP’nin kurucu isimlerinden Siyaset Bilimci Fatma Bostan Ünsal, konferansın amacı ve demokratikleşme imkanları üzerine Nûmedya24‘ün sorularını yanıtladı.
“DEMOKRATİK ORTAMI SAĞLAMAK ÜZERE BİR ARAYA GELİYORUZ”
*Çağrıcılar olarak “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı” hangi ihtiyaca binaen düzenleme ihtiyacı hissettiniz, neden?
Türkiye’nin ilk yüzyılına baktığımızda ilk çeyreğinin tek parti hatta ‘parti devleti’ altında geçtiği, çok partili hayata geçtikten sonra da her on yılda bir doğrudan ya da dolaylı askeri müdahaleler, Sıkı Yönetim, Olağanüstü Hal Yönetimi gibi bir düzende yani vatandaşın hak sahibi bir özne olarak eğilim ve tercihlerinin yönetimde belirleyici olamadığı bir vasat görüyoruz.
Üstelik son on yıldır, özellikle de parlamenter sistemden ‘Cumhurbaşkanlığı’ sistemine geçtikten sonra gücün tek elde toplanması nedeniyle denge ve denetimin daha da azaldığını tecrübe ettik. Artık ‘sandık’ demokrasisine indirgenmiş olan sistemde, 2024 yerel seçimleri sonrasında iktidarın yeniden seçilme ihtimalinin azalması neticesinde son bir buçuk yıldır yargısal ve idari tasarruflar nedeniyle öngörülebilir ve adil bir toplumsal düzenden gittikçe daha uzaklaşıldığı bir ortamda vatandaşın tercihlerinin belirlediği demokratik ortamı sağlamak üzere bu konferansta bir araya geliyoruz.
“TÜRKİYE’Yİ KÜRT SORUNUNU ÇÖZME ZORUNLULUĞU İLE BAŞ BAŞA BIRAKTI”
*Temel gündemi demokratikleşme olan konferans, süreçten bağımsız değildir kanımca. Taraflar farklı adlandırmalar yapsa da devam eden bir süreç söz konusu. Siz hükümetin sürece yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yeni küresel ve bölgesel değişiklikler, Türkiye’yi çoktan çözmesi gereken Kürt meselesini artık çözümsüz bırakamayacağı, çözümsüzlüğün sürdürülebilir olmadığı bir konjonktürde bu sorunu çözme zorunluluğu ile baş başa bıraktı. İktidarın bu alana yaklaşımı mesela 2013-2015 sürecinden farklılık arz etmektedir. O dönemde diğer sorun alanlarıyla birlikte bu sorun da ‘açılım’ ile ilişkilendirilerek, toplumun bakışı göz önüne alınarak ele alınıyordu. Bu nedenle mesela ana muhalefet partisi ve üçüncü büyük partinin bu konuda açık itirazına rağmen ‘akil insanlar’ heyeti gibi bir takım yöntemlerle halkla bir şekilde irtibat kurularak götürülmeye çalışılıyordu.
“SÜREÇ, DEMOKRATİKLEŞME İLE PARALEL YÜRÜMEYEBİLİR”
Bugünse her ne kadar Meclis’te kurulan komisyon, Türkiye’de demokratik hayatın gereklerini sağlayacak şekilde hukuki düzenlemeler yapılması gerektiğini belirtse de böyle bir yol izlemeyeceği yönünde şüpheleri uyandıracak bir vasat söz konusudur. Herhangi bir yasal değişiklik yapılmasını gerektirmeyen ve normal işleyişte idarenin zaten yapması gereken Anayasa Mahkemesi veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmasının gerekli olduğunun dile getirilmesi ve hala bunun hayata geçirilmemesi sürecin demokratikleşme ile paralel yürümeyebileceği kuşkularını besliyor.
“HÜKÜMET, SINIRLI TEDBİRLERLE BU SORUNU HALLETME YOLUNDA”
Aslında bu süreci ‘demokratik toplum süreci’ olarak adlandıran sadece Kürt tarafı değildir: Ana muhalefet partisi CHP ve genelde toplumsal muhalefet, insan hakları örgütleri vesaire konunun demokratikleşme ile irtibatlı olarak çözülmesi gereği üzerinde duruyor. Hükümet ise ‘demokratikleşme’nin kendi siyasi geleceğini tehdit etmesi ihtimaline karşı daha sınırlı tedbirlerle bu konuyu halletme yolunu tercih edecekmiş gibi duruyor.
*Sizin de dile getirdiğiniz gibi aradan geçen onca zamanda AYM ve AİHM kararları bile yerine getirilmedi. Peki o zaman bu süreçten neyi beklemeli?
SÜREÇTEN NEYİ BEKLEMELİ?
Sorunların ortaya çıkması, kangrenleşmesinde hukuk devletinden, adaletten uzaklaşmanın oynadığı rolü görerek, sorunların çözümü için demokratik hukuk devletine, adalet ve insan haklarına saygı duyulan bir ortamı talep etmenin pek çok sorunun halledilme zemini sunacağını düşünüyorum. Aslında bizi tam olarak tatmin etmese de bir asgari uzlaşma metni olarak komisyon raporunun en azından sözsel olarak demokratik toplum sürecine dönüşümü sağlayacak bazı adımları öngörüyor olması bu konuda çok geniş bir desteğin olduğunu da göstermektedir. Bu süreçten bekleyeceğimiz şey en azından. Raporda ifade edilen hususların hayata geçirilmesidir.
29 isimden ‘ikinci yüzyıl’ için ortak irade: Cumhuriyetin demokratik dönüşümü hepimiz görevi
*Kimi zaman aksasa da süreçte bir şekilde yürüdü. Ancak hükümetin CHP’yi baskılaması git gide artıyor. Ezcümle otoriterleşme eğrisi yukarıya doğru hızla yükselirken, cumhuriyet nasıl demokratikleştirilebilir? Bu mümkün mü, nasıl?
“AK PARTİ’NİN KURULMASI ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLEBİLİR”
Çok haklı bir soru. Bu sorunun cevabını bence siyasetçiler, kanat önderleri, sivil toplum, genelde halk verecektir. Halk, bir taraftan demokratikleşme ihtiyacı artarken diğer yandan otoriterleşme eğiliminin zıt yönde etkisi altında büyük bir gerilimin içindedir. İşte bu ortamda bu gerilimi hisseden siyasetçiler, kanaat önderleri yeni bir yol açarak ancak bunun üstesinden gelebilir. Aslında bu yolun Türkiye içinde veya dışında pek çok örnekleri vardır. Pek çok farklı yollarla bu krizin üstesinden gelinebilir.
En yakın ve içerden bir örnek olarak belki 28 Şubat’ın ağır etkisi altında, sürecin mağdur ettiği liberaller, sosyal demokratlar, Kürt meselesini dile getiren kesimlerle muhafazakarların işbirliği kurma iddiasında bulunan AK Parti’nin kurulması ve kendini bu şekilde halka sunması örnek olarak verilebilir.
*Çağrıcılar olarak konferanstan ne bekliyorsunuz ve sonrasında nasıl bir yol alacaksınız?
Konferansın işte bu gerilimin çözümü için bir başlangıç olabileceğini düşünüyorum.
×
FATMA BOSTAN ÜNSAL KİMDİR?
Siyaset bilimci Fatma Bostan Ünsal, 1965’te Balıkesir’in Manyas ilçesinde doğdu. 1985’de İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi’nden mezun oldu. Sonrasında Boğaziçi Üniversitesi Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde Yüksek Lisans yaptı. 2001’de Georgetown Üniversitesi İslam-Hristiyan Araştırmaları Merkezi’nde misafir araştırmacı olarak bulundu.
İnsan hakları savunucusu olarak Birleşmiş Milletler’in birçok konferansına ve oturuma katıldı. Başkent Kadın Platformu’nun 2001 dönemi başkanlığını yürüttü. 2001’de kurulan AKP’nin kurucuları arasında yer aldı. AKP’de Genel Başkan Yardımcısı, MKYK üyesi olarak görev aldı.
Ocak 2016’da Barış için Akademisyenler’in imzaya açtığı “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiriyi imzaladı. Bildiriyi imzaladığı için hem AKP’den hem de Muş Alparslan Üniversitesi’nden 01 Eylül 2016 tarihli KHK ile görevinden ihraç edildi.
Ünsal, “Korsanlar ve İmparatorlar – Noam Chomsky”, “Küreselleşme Sınırı Aştı mı? – Dani Rodrik” ve “Peygamber Hırkası – Roy Mottahade” eserlerini Türkçeye çevirdi.
‘Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’nın iki günlük programı için buraya tıklayınız.







