BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

“CHP’ye baskılar, sürece desteği zorlaştırıyor”

Coşkun: Sürecin başarısı farklı bir kapının açılmasını sağlayabilir

“CHP’ye baskılar, sürece desteği zorlaştırıyor”

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

“İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı”nın çağrıcıları arasında yer alan Akademisyen Vahap Coşkun, CHP’ye yönelik baskıların sürecin toplumsallaşmasını zorlaştırdığını ve süreç konusunda toplumda kuşku yarattığını belirterek, “Parlamentodan yasa çıkarsa, toplumun sürece olan güvenini yukarılara çeker. Sürecin başarıya ulaşması, demokratik açıdan daha farklı bir kapının açılmasını sağlayabilir” dedi. 

Nedim TÜRFENT

Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında demokrasi, toplumsal barış, eşit yurttaşlık ve ortak gelecek tartışmalarını yeniden gündeme taşımayı amaçlayan “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı”, 13-14 Haziran tarihlerinde İstanbul’daki Cem Karaca Kültür Merkezi’nde yapılacak.

İkinci Yüzyılda Ortak Gelecek” temasıyla düzenlenecek konferans, siyasetçilerden akademisyenlere, gazetecilerden hak savunucularına kadar çok sayıda ismi bir araya getirecek.

Önceki “çözüm süreci“nde oluşturulan “Akil İnsanlar Heyeti” üyesi ve konferansın çağrıcıları arasında yer alan Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Vahap Coşkun, konferansın amacı ve demokratikleşme imkanları üzerine Nûmedya24‘ün sorularını yanıtladı.

29 isimden ‘ikinci yüzyıl’ için ortak irade: Cumhuriyetin demokratik dönüşümü hepimiz görevi

“KÜRT MESELESİ İLE DEMOKRATİKLEŞME ARASINDA CİDDİ BİR BAĞLANTI VAR”

*Çağrıcılar olarak “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı” ile neyi amaçlıyorsunuz? Neden şimdi?

Şimdi bu konferansın iki temel amacı var. Bunlardan bir tanesi devam etmekte olan çözüm sürecine bir katkı da bulunmak. Biliyorsunuz bu çözüm süreci 19 aydır devam ediyor. Ama hemen herkes bu sürecin toplumsallaşma ayağının eksik kaldığını ifade ediyor. Süreç henüz tam anlamıyla topluma yayılmış bir süreç değil. Dolayısıyla konferanstaki temel gayelerden bir tanesi bu süreci toplum içerisinde de daha fazla, daha yoğun bir şekilde tartışmak. İkinci amaç ise cumhuriyetin demokratikleşme problemleri üzerinde düşünmek ve burada farklı perspektifleri ortaya koymak. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda bir demokrasi eksikliği söz konusu oldu ve bu demokrasi eksikliği birçok problemi de beraberinde getirdi. Bugün çokça konuştuğumuz Kürt meselesi gibi, Alevi meselesi gibi, dindar muhafazakar, seküler gerginlik gibi konuların temelinde de bu demokrasi eksikliği yatıyor.

Dolayısıyla eğer cumhuriyet ikinci bir yüzyılda kendi insanlarına, kendi toplumuna daha müreffeh bir hayat verecekse, her şeyden önce cumhuriyetin demokratikleşmesi gerekiyor. Ancak daha demokratik bir cumhuriyet bunları sağlayabilir. İşte bu konferans bu sorunların ortaya konulması, sorunlara yönelik farklı görüşlerin dile getirilmesini ve farklı kesimlerin birlikte düşünmelerini, birlikte tartışmalarını ve birlikte bir yol aramalarını teşvik etmek için düzenleniyor. Konferansın çağrı metninde belirtilmişti zaten Türkiye’deki Kürt meselesi ile demokratikleşme arasında da ciddi bir bağlantı var. Kürt meselesinin özellikle şiddet boyutunun çözülmeye çalışıldığı bir dönemde böyle bir tartışmayı yapmak, böyle toplumsal bir tartışmaya kapı aralamak son derece önemliydi. Konferans bu nedenle bu dönemde yapıldı.

HÜKÜMET SÜRECE “ŞİDDETİN TASFİYESİ” GÖZÜYLE Mİ YAKLAŞIYOR?

*Siz “çözüm süreci” tabirini kullandınız. Fakat hükümet, “terörsüz Türkiye” süreci, Kürt tarafı ise “Barış ve Demokratik Toplum” süreci diye adlandırıyor. Sizce hükümet ne yapmak istiyor, sürece sadece “şiddetin tasfiyesi” gözüyle mi yaklaşıyor?

Silah bırakma töreninin yapıldığı Casene Mağarası, 11 Temmuz 2025 (Fotoğraf: Hama Soor /Kanal8)

Şimdi tabi söylemler arasında belirgin bir fark var, ifade ettiğiniz gibi. Hükümet ‘terörsüz Türkiye’ derken, DEM Parti ve PKK bu süreci ‘Barış ve Demokratik Toplum’ süreci olarak nitelendiriyor. Hükümetin ‘terörsüz Türkiye’ ifadesini kullanmasının çeşitli nedenleri olduğu kanaatindeyim. Bunlardan bir tanesi herhangi bir şekilde PKK ile bir müzakere yapılmadığı intibasını kendi seçmenlerine vermek, yani burada özellikle milliyetçi kesimlerden gelebilecek olan bir al-ver pozisyonuna girmiş hükümet şeklindeki eleştirileri boşa çıkarmak. Bunun bir gayesi bu. Ve yine burada asıl amacın da işte ‘şiddetin sona erdirilmesi ve terörün sona erdirilmesi’ olduğunu belirtmek. Şimdi hükümetin söylemlerinden ben şunu çıkartıyorum. Hükümet bu süreci öncelikli olarak silahın üzerinden çıkarıldığı bir süreç olarak görüyor. İki etapta bu konuyu değerlendiriyor. Birinci etap silahın ortadan kaldırılması, ikinci etap ise işte Kürt meselesini yaratan çeşitli sorunların ele alınması. Ama ikinci etaba geçmek için öncelikli birinci etabın tam anlamıyla bitirilmesi gerektiğini ifade ediyor ve bunun üzerinden bir siyaset yürütüyor. Seçmenlerine de bunu anlatıyor.

Ama tabi şunu her zaman akılda tutmak lazım. Kürt meselesi salt bir silah meselesi değil. Hiç kuşkusuz silah bu meselenin en önemli boyutlarından bir tanesi. Silahın ortadan kalkması da Kürt meselesinin çözülmesi için daha uygun bir zemin yaratacak. Bu açık, bu çok net bir durum. Ama Kürt meselesini çözmek için hiç kuşkusuz meselenin diğer tarafına bakmak, yani yasal ve anayasal talepler, siyasi talepler buraya da bakmak gerekiyor. Ancak bu geniş kapsamlı bir yaklaşım Kürt meselesini çözebilir. Dolayısıyla hükümet öncelikli olarak sadece bu sorunun şiddet boyutunun ortadan kaldırılmasına odaklanmışken, PKK ve DEM Parti ise sürecin aynı zamanda yasal ve anayasal boyutlarına da odaklanıyor. Bu nedenle iki farklı söylemin olduğunu düşünmek mümkündür. Hükümet içerisinde tabi farklı kanaatler de var. Mesela Bahçeli’nin metinlerine baktığınızda o da elbette önceliği silah bırakmaya veriyor ama bunun yanında cumhuriyetin yani devletin daha da güçlendirilmesi için bu sorunu çözecek birtakım adımların atılması gerektiğini de ima ediyor veya geçen hafta Numan Kurtulmuş yapmış olduğu bir açıklamada silahın ortadan kalkmasının önemli bir husus olduğunu ama asıl önemli olanın bu sorunu yaratan nedenleri ortadan kaldırmak olduğunu ifade etmişti. Yoksa ‘bugün PKK silah bırakır ama bu sorunlar, bu zemin var olduğu müddetçe başka bir örgüt çıkabilir ve yabancı güçler bu örgütlere de silah verebilir’ minvalinde bir açıklama yapmıştı. Dolayısıyla hükümet içerisinde de veya iktidar kanadı içerisinde de birtakım nüansların olduğunu söylemek mümkün. Ama bugüne kadar gelen performanslarına baktığımızda hükümetin önceliği tamamıyla silah bırakmaya verdiğini söyleyebiliriz.

“YASA ÇIKARSA, TOPLUMUN SÜRECE GÜVENİNİ YUKARILARA ÇEKER”

*Az önce dediğiniz gibi süreç 19 aydır devam ediyor. Ancak özellikle Kürt halkı genel itibarıyla hükümetin halen herhangi bir somut adım atmadığı kanısını taşıyor. Başta Kürt halkı olmak üzere Türkiye halkları bu süreçten neyi beklemeli?

Tabii ilk atılması gereken adımları aslında Meclis Komisyonu’nun hazırladığı raporda görmek mümkün. Meclis Komisyonu orada iki öneri getirmişti. Bunlardan birincisi, PKK’nin silahsızlandırılması için özel bir yasanın çıkartılması gereğiydi. İkincisi ise Türkiye’nin bugün acil çözüm bekleyen demokratikleşme sorunlarına yönelik fiili birtakım adımların atılması mecburiyetiydi. Yani Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması, kayyum uygulamalarına son verilmesi, cezaevindeki hükümlü ve tutukluların şartlarının düzeltilmesi, onların infazları, tahliyeleri için gerekli olan kuralların uygulanması vesaire.

Şimdi dolayısıyla eğer bir adım atılacaksa bu öncelikli olarak bu iki adımın atılması lazım. Bir taraftan bu yasanın hazırlanması gerekiyor silah ortadan çıkabilsin. Diğer taraftan ise bu demokratikleşme adımlarının atılması lazım. O nedenle toplumun hem bu iki beklentiyi dillendirmesi ve bunlar için talepkar olması gerekiyor. Bu yasa konusunda bu ay bir hareketlenme olduğunu görülüyor. Gerek DEM Parti yetkilileri gerek iktidar kanadından gelen açıklamalar bir yasa tasarısının hazırlandığını, 8-9 maddelik bir taslağın önümüzdeki dönemde parlamentonun önüne geleceğini ifade ediyorlar. Böyle bir yasa parlamentonun önüne gelir ve parlamentodan çıkarsa bu önemli bir somut adım olur. Toplumun sürece olan güvenini de yukarılara çeker. Ama beri taraftan demin de bahsettiğimiz o adımların da, o fiili adımların da atılması gerekiyor. Çünkü o fiili adımların atılması için herhangi bir yasal değişiklik yapmanıza gerek yok. AİHM ve AYM kararlarının uygulanması için bir mevzuat değişikliği gerekmiyor. O nedenle bunun eş zamanlı bir şekilde yürütülmesi lazım ki hükümetin ve toplumun da sürece olan güveni daha üst seviyelere çıkabilsin.

CHP’YE BASKILAR ARTTIRILIRKEN, DEMOKRATİKLEŞME MÜMKÜN MÜ?

*Ağır aksak da olsa yürüyen bu süreçte hükümetin CHP’yi baskılaması da devam ediyor. Otoriterleşme eğrisi yukarıya doğru hızla yükselirken, cumhuriyet nasıl demokratikleştirilebilir? Bu mümkün mü, nasıl?

Demokrasi mücadelesi uzun bir mücadele, zor bir mücadele, zahmetli bir mücadele, tek bir maddeye kitlenmeyecek kadar geniş kapsamlı bir mücadele. Şu anda Türkiye’de birbirinden tamamen farklı iki sürecin yürüdüğünü söylememiz mümkün. Bir taraftan işte Türkiye’nin kadim Kürt meselesini çözme konusunda uygun bir zemin yaratacak bir silahları ortadan kaldırma süreci yaşanıyor. Diğer taraftan işte ana muhalefet partisini baskı altına alan bir süreç yaşanıyor. Böyle iki farklı durum var. Benim kanaatim burada demokrasiye savunanların bu çözüm sürecini desteklemeleri, bunun bir an önce hayata geçirilmesi için gerekli olan düzenlemelerin yapılmasını talep etmeleri ama beri taraftan da bu CHP’ye yapılan işte yargısal müdahalelerin karşısında durmaları, siyasetin mahkemelerde belirlenmeyeceğini, belirlenmemesi gerektiği yönündeki düşünceyi savunmaları ve bunun için gereklerini yapmaları.

O nedenle bu mücadelenin sürekli sürdürülmesi gereken bir mücadele. Yani bir alanda ortaya çıkan bir olumsuzluk diğer bir alandaki olumlulukları görmemizi engellememeli. Bir olumlulukları artırmaya çalışırken olumsuzlukları da azaltmak için çaba sarf edilmeli. Yoksa yani bir konudaki bir olumsuz gelişmeden dolayı da buradan herhangi bir süreçten herhangi bir şey çıkmaz demek doğru bir tavır değil, doğru bir yaklaşım değil. Dediğim gibi artıları çoğaltan, eksilerin karşısında duran bir tarz geçirilmeli ki bu süreci, bu demokratikleşmeyi daha da tahkim edelim. Şimdi sorulması gereken temel sorulardan bir tanesi şu: Silahın ortadan kalkması esas itibariyle, yani silahın gölgesinin bütün siyasetin üzerinden kalkması, Türkiye’de demokratikleşmeyi savunmayı, demokratik düzenlemelerin gerçekleştirilmesini daha mı kolay kılar yoksa daha mı zor kılar? Şimdi biz bunu çok iyi biliyoruz. Silah meselesi ortada olduğu müddetçe devlet bütün antidemokratik, otoriter uygulamalarını bir şekilde meşrulaştırma yoluna gidiyor. Ama silah ortadan kalktığında siyasetin alanı hiç kuşkusuz daha da genişleyecektir. Buradaki bir genişleme diğer demokratikleşme problemlerinin de daha ayrıntılı bir şekilde ele alınmasına, bunlar üzerinden daha öncelikli düzenlemeler yapılmasına, bu konuda taleplerin geliştirilmesinde beraberinde getirecektir.

“SÜRECİN BAŞARISI, DEMOKRATİK AÇIDAN FARKLI  BİR KAPININ AÇILMASINI SAĞLAYABİLİR”

*Son zamanlarda toplumun sürece olan güveninde azalma var. Tam da böylesi bir durumda hükümetin CHP’yi bunca baskı altına alması toplumun sürece olan güvenini zedelemez mi? Demokratikleşme niyeti konusunda kuşku uyandırmaz mı?

Tabii ki uyandırır. Mesela en basitinden burada yapılanlar CHP tabanının çözüm sürecine destek vermesini zorlaştıran unsurlardan bir tanesi. Böyle bir sonuç ortaya çıkartıyor. Süreç konusu, sürecin toplumsallaşmasını, toplumsal desteğinin artmasını zorlaştıran unsurlardan bir tanesi. Bu net bir şekilde ortada. Nitekim zaten sürecin diğer tarafı, DEM Parti ve PKK’den gelen açıklamalar da bunu ifade ediyor. Demokratikleşmeye yönelik bu tür bir uygulama oldukça sorunların çözüleceğini zorlaştığını ifade ediyorlar. Dolayısıyla böyle bir durum ortada var. Ama dediğim gibi yani bu bir mücadele, bu demokratik bir mücadele. Yani bir taraftan sürecin daha içerik kazanması için mücadele edeceksiniz, diğer taraftan işte muhalefete yönelik bu baskıların karşısında duracaksınız.

Bu demokrasi mücadelesi tek yönlü ilerleyen, sürekli ileriye doğru akan bir mücadele değil. Yani siz bütün her şeyi de iktidarın görüşlerine bağlayamazsınız veya iktidarın perspektifine bağlayamazsınız. Örneğin muhalefete karşı sıkıntılı tutuma ilişkin iktidardan çok daha farklı bir perspektif ortaya koymak durumundasınız. Benim söylemek istediğim bu. Şimdi bazıları şunu söylüyorlar yani ‘CHP’ye yönelik böyle uygulama varken o zaman bu çözüm sürecini yürütmenin manası ne?’ Ben bunun yanlış olduğunu düşünüyorum. Yani bunu kesinlikle yanlış olduğu kanaatindeyim. Hatta bunun üzerinden işte sürecin diğer tarafı olan DEM Parti’yi, PKK’yi itham eden açıklamalar da var. ‘CHP’ye bu yapılıyorken hükümetle bu çözüm sürecini nasıl yürütüyorsunuz?’ diyen yaklaşımlar var. Ben bunun doğru olmadığı kanaatindeyim. Çözüm sürecinden çekilmek, bu işi tersine çevirmek, CHP’ye yapılanların bitmesi anlamına gelecek mi? Hayır değil. Tam aksine bu sürecin başarıya ulaşması belki demokratik açıdan daha farklı bir kapının açılmasını sağlayabilir. O nedenle bu ikisini birbirine karşı koymanın yanlış olduğunu düşünüyorum.

TARTIŞMALARI TOPLUMSALLAŞTIRMAK

*Konferanstan sonra nasıl bir yol almayı öngörüyorsunuz? Bundan sonra cumhuriyetin demokratik dönüşümü için ne yap(ıl)malı?

Bu iş, bütün bir toplumu, farklı kesimleri birlikte düşünmeye davet eden bir konferans, bu tartışmaları mümkün mertebe toplumsallaştırmak, daha farklı muhitlerde, daha farklı kesimlerle bunların tartışılmasını sağlamak yönünde bir çaba içerisine girilmesi gerekiyor muhtemelen. Sivil toplum kuruluşlarının, medyanın, demokrasiyi, Türkiye’de demokrasinin güçlenmesini isteyen herkesin de bu anlamda bir sorumluluğu var. Kimileri siyasi alanda, kimileri sivil toplum alanında bu tür çalışmalarını sürdürecekler. Belki buradan yola çıkarak farklı birliktelikler, farklı beraber çalışma alanları vesaire doğabilir. Bu alanlar genişletilebilir. Konferans eğer böyle bir yolu açarsa, böyle bir yola imkan verirse bence üzerine düşeni yerine getirmiş olur.

‘Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’nın iki günlük programı için buraya tıklayınız.

×

VAHAP COŞKUN KİMDİR?

Diyarbakır doğumlu Vahap Coşkun, lisans ve yüksek lisansını Dicle Üniversitesi’nde, doktorasını Ankara Üniversitesi’nde tamamladı. Şu an Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır.

Muhtelif gazete ve dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi olan Coşkun, insan hakları, demokrasi, Kürt sorunu ve bunun hukuki yansımaları üzerine çalışmalarıyla biliniyor.

Coşkun, 3 Nisan 2013’te hükümet tarafından açıklanan ve çözüm sürecini yönetecek olan 63 kişilik Akil İnsanlar heyetinin İç Anadolu Bölgesi üyesi oldu.

“Kürt Meselesinin Anayasal Boyutu”, “Ulus-Devletin Dönüşümü ve Meşruluk Sorunu”, “İnsan Hakları Liberal Açıdan Bir Tahlil” ve “Sahadaki Kimlik: Amedspor” adlı kitapları bulunuyor.

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz