BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Türkiye ve İsrail’in de ‘hayalleri’ var

ABD’nin desteği, Şara’nın hedefi: Banyas Hürmüz’e alternatif olur mu?

Türkiye ve İsrail’in de ‘hayalleri’ var

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz, Ortadoğu’da petrol ticareti için yeni alternatifleri gündeme getiriyor. Suriye de, başta Kerkük-Banyas boru hattıyla olmak üzere, Hürmüz’e alternatif enerji koridorunu hedefliyor. Ancak Suriye yalnız değil, Türkiye ve İsrail’in de projeleri var. Peki, Hürmüz’e alternatif oluşturmak mümkün mü?

HABER MERKEZİ – ABD-İsrail ve İran arasında 28 Şubat’ta başlayan savaş yedi ayı geride bıraktı. Savaşın 40. gününde (8 Nisan) ilan edilen ateşkese, taraflar arasında aylarca süren dolaylı ve doğrudan görüşmelere ve 18 Haziran’da imzalanan mutabakat zaptına rağmen, halihazırda savaşın sonlandırılmasına yönelik herhangi bir sonuç ortaya çıkmış değil.

Bir çıkmaza girdiği değerlendirilen savaş, son haftalarda Hürmüz Boğazı civarında gerçekleştirilen karşılıklı saldırılarla sürüyor. ABD yönetimi, İran’a yönelik saldırılarını sürdürmekle birlikte ağırlıklı olarak ekonomik baskıya devam edeceğinin ve böylece İran’a şartlarını kabul ettirmeye çalışacağının işaretlerini veriyor.

ABD-İran savaşı Hürmüz’de düğümlendi | 60 günlük süre doldu, zapt çöktü ve yeni hamleler gündemde

Yönetim elitinden önemli isimleri kaybeden, ekonomik ve askeri açıdan önemli kayıplar yaşayan İran, ABD baskısına karşı ayakta kalmaya çalışıyor ve ABD’nin bölgedeki üslerine saldırılarını sürdürüyor. İran’ın ABD’ye karşı en önemli kozu ise, savaşın başından beri Hürmüz Boğazı oldu.

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre, geçen yıl (savaştan önce) Hürmüz Boğazı’ndan günlük ortalama 15 milyon varil ham petrol ve 5 milyon varil petrol ürünü sevkiyatı yapıldı. Bu miktar, deniz yoluyla gerçekleştirilen küresel petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 25’ine karşılık geldi. Sevkiyatların yüzde 80’i Asya pazarına gitti.

Hürmüz Boğazı neden önemli?

İran’ın Hürmüz Boğazı’nı gemi geçişlerine kapatması küresel ölçekte petrol piyasalarını olumsuz etkiledi ve İran, artan petrol fiyatlarıyla ABD üzerinden baskı oluşturmayı hedefledi. İran hala bu hedefinden vazgeçmiş değil ve ayrıca savaşla birlikte ortaya çıkan yeni durumda Hürmüz Boğazı’nda yeni bir statüko oluşturmak istiyor.

İran, savaştan önce gemi geçişlerine ücretsiz olan boğazda ücret uygulamasına geçeceğini belirtiyor ve bunu, ABD ile 8 Nisan’daki ateşkesten sonra yapılan görüşmelerde temel bir şart olarak ileri sürmeye başladı.

ABD-İran: Savaştan anlaşmaya | Taraflar neyi hedefliyordu, şimdi neyi konuşuyor?

Bu durum, ABD ile İran görüşmelerinin sonuçsuz kalmasının önemli bir nedeni oldu ve ABD de Hürmüz Boğazı’nda İran’a yönelik ambargo uygulamaya başladı. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, dün Hürmüz Boğazı’nda gemi geçişleri sağlanmadığı sürece İran ile görüşmelerin yapılmayacağını söyledi ve böylece boğaz, her iki taraf için de görüşmelerin başlayabilmesinin ön şartı haline geldi.

Sonbahar hesapları: ABD anlaşma arıyor, İran şartlarını dayatıyor

HÜRMÜZ VE BABU’L MENDEB BOĞAZLARINDA KRİZ SÜRÜYOR

Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gerilim ve tıkanma, Körfez ülkelerini doğrudan etkiliyor. Büyük ölçüde ekonomileri petrol ticaretine bağlı olan Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Bahreyn ve Irak, İran’daki savaş süresince önemli kayıplar yaşadı ve kayıpları sürüyor.

Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı’ndan ihraç edemediği petrolü yarımadanın batı yakasındaki limanlar üzerinden piyasaya sürmeye çalıştı.

“Doğu-Batı Boru Hattı” olarak da bilinen 1.200 km uzunluğundaki Petroline hattı üzerinden Suudi Arabistan ham petrolü Körfez’in doğu kıyısındaki Abkayk’tan alarak Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu Limanı’na taşıyor. İran’daki savaştan sonra Mart ayı sonları itibarıyla hattın günlük 7 milyon varil kapasiteye ulaştığı belirtiliyor. Bu miktar savaştan önce Suudi Arabistan’ın Hürmüz Boğazı’ndan günlük gerçekleştirdiği sevkiyata denk gelse de, hem doğu-batı hattında ortaya çıkan yeni maliyet hem de Kızıldeniz’deki risk faktörleri dolayısıyla kayıpları dengelemekten uzak görünüyor.

Suudi Arabistan’ın bu rotadaki ana güzergahı Kızıldeniz ile Aden Körfezi’ni birbirine bağlayan Babu’l Mendeb Boğazı. Ancak bu kez 2015’ten beri Suudi Arabistan ile gerilimli ilişkilere sahip olan Yemen’deki İran yanlısı Husiler devreye girdi ve Temmuz ayından bu yana İran ile birlikte Hürmüz stratejisini Babu’l Mendeb’te de devreye koymaya başladı.

Babu’l Mendeb Boğazı, Yemen ile Somaliland, Cibuti ve Eritre arasında yer alıyor. Basra Körfezi’nden çıkan petrol ve sıvılaştırılmış doğalgazın Süveyş Kanalı üzerinden Avrupa’ya ulaştığı ana güzergâhlardan biri. Bu nedenle küresel enerji ticaretinde kritik bir geçiş noktası olarak görülüyor.

‘En güçlü stratejik koz ve son büyük rezerv’ | Hürmüz’den sonra Babu’l Mendeb: Topyekün savaşa dönüş mü?

Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı’ndaki krizden sonra önemli ölçüde petrol ihracatını Babu’l Mendeb üzerinden gerçekleştiriyordu. Küresel petrol ihracatının yüzde 7’si ve Suudi Arabistan’ın ise petrol ihracatının yüzde 70’nin gerçekleştiği Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki yeni kriz, hem İran’daki savaşta yeni bir cephenin açılması hem de küresel petrol krizinin derinleşmesi anlamına geliyor.

Hürmüz’den sonra Babu’l Mendeb: Somaliland ve Eritre daha da ‘kıymetli’

ALTERNATİF GÜZERGAH ARAYIŞLARI: FÜCEYRE, KIZILDENİZ VE ÜRDÜN

Hürmüz Boğazı ve ardından Babu’l Mendeb’te yaşanan yaşanan kriz, Körfez ülkelerini yeni petrol güzergahları için arayışa sevk ediyor.

Dikkat çekici iddialardan biri Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile ilgili gündeme geldi. BAE’nin doğu kıyısındaki Füceyre’de yeni bir liman ve konteynır terminali inşa etmeyi planladığı, yeni tesisin konteynırların Hürmüz Boğazı’ndan geçmeden Umman Denizi üzerinden ülkeye girip çıkmasını sağlayacağı, ardından yüklerin karayoluyla diğer Körfez ülkelerine taşınacağı ileri sürüldü. Limanın 1,5 yılda tamamlanacağı kaydedilse de, buradan yapılacak petrol ticaretinin Hürmüz’ün sağladığı avantajı karşılaması beklenmiyor.

Bir diğer alternatif güzergah Kızıldeniz. Ancak Babu’l Mendeb’te Yemenli İran yanlısı Husilerin oluşturduğu risk, en büyük sorun olarak ortada duruyor. Mısır’daki Süveyş kanalı üzerinden yapılan sevkiyat ise, Hürmüz’e alternatif olmaktan çok uzak.

Hürmüz’e alternatifler konuşulduğunda Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin kara yoluyla kuzeydeki Ürdün ve Suriye’ye petrol sevkiyatı da gündeme gelmişti. Mart ayı sonlarında Suudi Arabistan Demiryolları Şirketi tarafından yapılan açıklamada, Arabistan yarımadasının doğusundaki limanların Ürdün ile Suudi Arabistan arasındaki Hadise Sınır Kapısı’na demiryolu ağı üzerinden bağlanacağı duyurulmuştu. Bu koridorun, 1.700 km’lik kara yolundan daha kısa bir mesafe olduğu ve aynı zamanda demiryolu ile taşınacak petrol yükünün daha fazla olacağı için avantaj sağlayacağı kaydediliyordu. Tren başına 400’den fazla konteyner kapasitesiyle lojistik verimliliği artıracağı ifade edildiyse de bu koridorun oluşturulmasının maliyeti milyar dolarları bulacağına ve sevk edilecek petrol miktarının ise her halükarda Hürmüz Boğazı’ndaki kapasiteye ulaşamayacağına dikkat çekiliyor.

ŞARA GELDİ, ABD’Lİ PETROL ŞİRKETLERİ SURİYE’YE YERLEŞTİ

Hürmüz Boğazı’nda yaşanan krizden sonra öne çıkan ülkelerden biri de Suriye oldu. İran yanlısı Beşar Esad rejiminin 8 Aralık 2024’te yıkılmasının ardından Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın desteklediği Ahmed El Şara liderliğindeki yeni hükümet Suriye’de işbaşına geldi. Şara’ya en önemli desteği ise, ABD ile İngiltere verdi.

ABD, aradan geçen sürede Suriye’ye yönelik on yıllardır yürürlükte olan ve Esad döneminde ülkenin ekonomisini felç eden çok sayıda kritik yaptırımı kaldırdı ve Batılı ülkelerin Suriye’de yatırım yapmalarının önünü açtı.

En dikkat çekici girişimler petrol ve doğalgaz kaynaklarıyla ilgili oldu. Şubat 2026’da Amerikan Chevron, Şam yönetimiyle kapsamlı bir petrol ve doğalgaz arama anlaşması yaptı. Daha sonraki aylarda Amerikan HKN Energy, daha önce Rojava’da DSG kontrolünde olan sahalarda üretimi resmen devraldı. ABD’li ConocoPhillips ve Novatera Energy de Suriye’deki doğal gaz sahalarının geliştirilmesi ve üretimin artırılmasına yönelik anlaşmalara imza attı.

Suriye’nin mevcut rezervlerin yaklaşık 678 milyar metreküp doğalgaz ve 27 milyar varil petrol olduğu tahmin ediliyor.

ABD’li şirketlerin yatırımı Suriye ile sınırlı değil ve bu haliyle İran’ın Suriye’den çıkarılması bu şirketlerin önünü açtıysa da, Hürmüz’deki gelişmelerin ABD’li şirketlerin Suriye’deki yatırımlarıyla doğrudan ilgisi görünmüyor. Ancak bu şirketlerin Suriye’deki yatırımları sadece ülkedeki rezervlerin işletilmesiyle sınırlı olmadığı, daha kapsamlı bölgesel petrol ticaretini de kapsadığı kaydediliyor. Bu durumda ABD ve İngiltere ile uyumlu yeni Şam hükümeti önemli bir avantaj sağlıyor.

ABD-IRAK ANLAŞMASI: “ORDUYA İHTİYAÇ YOK, PETROL ŞİRKETLERİ İÇERİ GİRİYOR”

Yakın dönemde ABD’li petrol şirketlerinin yeniden sahneye çıktığı bir diğer ülke, Suriye’nin komşusu Irak oldu. Irak’ın yeni Başbakanı Ali Zeydi, ilk yurtdışı ziyaretini 14 Temmuz’da ABD’ye yaptı ve ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmenin temel başlıklarından birini petrol dosyası oluşturdu.

Irak’ın ABD ile kurmak istediği yeni işbirliğinin merkezine petrolü koymak istediği görülüyor. Zeydi, ABD şirketlerinin Irak’a yapacağı yatırımları gündeme getirdi. Trump da Irak’ın büyük petrol potansiyeline dikkat çekti ve birlikte petrol çıkaracaklarını söyledi. Trump, “Artık orada orduya ihtiyacımız olduğunu düşünmüyoruz. Petrol şirketlerinin hepsi şimdi içeri giriyor, Irak’la ortaklıklar yapıyor ve çok iyi anlaşıyorlar. Bu, orada orduya ihtiyacımızın olmadığı çok büyük bir ilişki” diyerek Irak ile yeni dönemde kurmak istedikleri ilişkinin nasıl olacağının işaretlerini verdi.

Petrol için hemfikirler, ama İran zor başlık | Trump Zeydi’yi övdü: Birlikte petrol çıkaracağız

Irak ile ABD arasında petrol üzerinden kurulan yeni dönem ilişkisi kritik önemde olsa da, petrol sahalarını geliştirmek ve üretimde sürdürülebilir artışları engelleyen altyapı darboğazlarını gidermek için yeterli yatırım çekmek kolay olmayacak. Bununla birlikte Irak’ta İran faktörünün nasıl etkisiz kılınacağı da bir diğer önemli sorun başlığı. İran’ın en fazla siyasi ve askeri nüfuza sahip olduğu ülkelerin başında Irak geliyor ve İran yanlısı silahlı gruplar 28 Şubat’ta başlayan savaşa doğrudan katıldı. Bu grupların silahsızlandırılması için Trump ile Zeydi arasında mutabakata varıldı ve bu gruplara silahlarını bırakıp Irak ordusuna entegre olmaları için 30 Eylül’e kadar süre tanındı. Ancak bu girişimin ne kadar başarılı olacağı tartışmalı, ayrıca bu tür hamlelerin İran’ın Irak’taki nüfuzunu ne derece etkisiz kılacağı da belirsiz.

Savaşın bir parçası oldular: İran’ı destekliyorlar | Irak’ta kaç silahlı grup var, sayıları ne kadar?

ABD HİMAYESİNDE IRAK-SURİYE ANLAŞMASI

Zeydi’nin ABD ziyareti sırasında dikkat çekici bir gelişme yaşandı. Irak ile Suriye arasında, Kerkük – Banyas ham petrol boru hattının yeniden faaliyete geçirilmesine yönelik mutabakat zaptı ABD’nin himayesinde imzalandı. Projenin teknik ve finansal süreçleri, ABD öncülüğündeki uluslararası bir konsorsiyum tarafından yürütülecek.

Kerkük-Banyas boru hattı, ABD’nin Saddam Hüseyin’i devirdiği 2003’ten beri devre dışıydı ve hattın rehabilite edilerek yeniden devreye konulması için öngörülen süre iyimser tahminle en az 30 ay; ancak gerçekte hattın tam kapasiteye ulaşması için gerekli rehabilitasyon çalışmalarının 4 yıl sürmesi bekleniyor.

Chevron, UCC Holding ve TI Capital şirketlerinden oluşan uluslararası konsorsiyum tarafından fizibilite çalışmaları yürütülen bu hattın yenilenmesi maliyetinin ise en az 15 milyar doları bulacağı kaydediliyor.

Hattın en önemli işlevi Kerkük’ten çıkarılan petrolün Banyas üzerinden piyasaya sürülmesi. Kerkük’teki petrol sahalarının mülkiyeti Irak devletine ait, ancak Kerkük petrolünde ABD’li ConocoPhilips yüzde 42, İngiliz BP ise yüzde 43 paya sahip. Bu arada Zeydi’nin 28 Temmuz’da Ankara’ya yaptığı ziyaretin ardından Kerkük’teki petrolden Türkiye’ye yüzde 15 pay verildi.

Erdoğan-Zeydi görüşmesi | Kritik başlıklarda ilerleme yok; TPAO’ya Kerkük’te “sınırlı ortaklık”

TRUMP VE BARRACK KERKÜK-BANYAS HATTINDAN MENNUN

Hem Suriye hem de Irak’ta aynı ABD’li petrol şirketleri bulunuyor ve her iki ülkedeki petrolden en büyük geliri ABD elde etmeyi hedefliyor. Bu nedenle Kerkük-Banyas boru hattı ABD’li şirketler için büyük avantaj sağlayacak. Buradaki kritik konu siyasi dengenin ve istikrarın sağlanması.

Şara’nın iktidara gelmesinin ardından ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi olan Tom Barrack, Haziran ayının başında Irak Özel Temsilcisi olarak da atandı ve bu arada aynı zamanda ABD’nin Türkiye Büyükelçisi. Bu üç ülkedeki ABD çıkarlarını temsil eden en kritik isim olan Barrack, hem Suriye’deki hem Irak’taki petrol anlaşmalarının tamamında bizzat yer aldı.

Suriye’deki Şara ve Irak’taki Zeydi hükümetlerine tam destek veren ABD yönetimi ve bölge temsilcisi Barrack, Kerkük-Banyas boru hattına ilişkin gelişmelerden son derece memnun.

ABD Başkanı Donald Trump, dün Washington Post gazetesinin Kerkük-Banyas boru hattının Hürmüz Boğazı’na alternatif olabileceğine ilişkin haberini alıntıladı ve bu gelişmeyi “harika” olarak niteledi. Tom Barrack da Trump’ı alıntıladı ve memnuniyetini dile getirdi.

WP: ŞAM’IN YENİ HEDEFİ

Washington Post gazetesi, 2 Eylül tarihli “Şam’ın yeni hedefi: Hürmüz’e alternatif enerji koridoru olmak” başlıklı haberinde, Suriye yönetiminin İran savaşı ve Hürmüz Boğazı’ndaki kesintilerin ardından ortaya çıkan yeni jeopolitik tabloda kendini Ortadoğu’nun önemli enerji ve lojistik merkezlerinden biri haline getirmeye çalıştığını kaydetti.

Haberde, Irak’ın güneyindeki rafinerilerden çıkarılan petrolün tankerlerle Suriye’nin Akdeniz kıyısındaki Banyas Limanı’na taşındığı belirtiliyor. İlk etapta deneme amacıyla başlatılan bu sevkiyatların, Hürmüz Boğazı’ndaki kriz nedeniyle giderek daha stratejik bir önem kazandığı ifade ediliyor.

Washington Post muhabiri, Suriye çölünde gece gündüz hareket eden yaklaşık 5 bin petrol tankerinin Irak-Suriye hattında çalıştığını aktarıyor. Bu güzergâh, Körfez petrolünün Akdeniz’e ulaştırılması için alternatif bir rota olarak değerlendiriliyor.

Suriye yönetimi, yıllardır savaş nedeniyle atıl durumda kalan enerji altyapısını yeniden canlandırarak ülkeyi yalnızca bir geçiş koridoru değil, aynı zamanda bölgesel bir lojistik merkez haline getirmeyi hedefliyor.

Halihazırda Irak ile Suriye arasında petrol tankerleriyle yapılan sevkiyat için esas hedef Kerkük-Banyas boru hattının devreye konulması. Washington Post, bunun sağlanmasıyla birlikte Suriye’nin transit konuma gelmeyi ve böylece Körfez’i Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılıktan kurtarabilecek bir alternatif sunmayı hedeflediğini kaydediyor.

Burada kritik soru şu: ABD’nin memnuniyetle karşıladığı Şara’nın bu büyük ölçekli hayalinin gerçekleşmesi mümkün mü?

SURİYE’NİN ÖNÜNDE CİDDİ SORUNLAR BULUNUYOR

Washington Post’un haberine göre, Şara yönetimi, enerji koridorları, limanlar, demiryolları ve kara taşımacılığı projeleri ile Suriye’nin, Akdeniz’e açılan kapı olabileceğini savunuyor ve Türkiye, Ürdün, Irak ile Körfez arasında uzanan yeni ticaret ağlarının merkezlerinden biri olmayı hedefliyor. Hürmüz Boğazı’nda yaşanan krizin Suriye’ye bu rolü üstlenebilmesi için fırsat sunduğu kaydedilse de, Suriye’nin önünde önemli sorunlar bulunduğuna dikkat çekiliyor:

  • Savaşın tahrip ettiği altyapı
  • Güvenlik riskleri
  • Yatırım eksikliği
  • Boru hatlarının yeniden inşa maliyetleri
  • Bölgesel siyasi istikrarsızlık

Bu nedenle Suriye’nin “yeni enerji merkezi” olma hedefi kısa vadede değil, uzun vadeli bir proje olarak değerlendiriliyor.

TÜRKİYE VE İSRAİL FAKTÖRLERİ

Bütün sorunlara rağmen, ABD’nin siyasi desteği ve önünü açtığı yatırımlarla Şara yönetimi, Suriye’ye ilişkin hayallerini orta ve uzun vadede gerçekleştirebileceğini hesaplıyor olabilir. Ancak iki kritik başlık daha bulunuyor ve bunlar da Şara’nın hayalinin geleceğini etkileyebilecek potansiyeli taşıyor.

İran’daki savaşın ve ardından Hürmüz’de yaşanan krizin ardından Suriye’ye zaman zaman kritik roller biçildiği görülüyor. Bu tür değerlendirmelerin, çoğu kez bazı önemli faktörleri göz ardı etmesi ise dikkat çekici.

Suriye’nin Ortadoğu’da oynamak istediği merkezi role talip iki ülke daha var: Türkiye ve İsrail.

TÜRKİYE’NİN İKİ PROJESİ: BANYAS HATTI, CEYHAN HATTINI DEVRE DIŞI BIRAKIR MI?

Türkiye, Şara’nın Suriye’de iktidara gelmesinde en önemli etkisi olan ülkelerin başında geliyor ve Suriye’nin yeniden inşasında en büyük payı elde etmeye çalışıyor. Bununla birlikte Türkiye İran sonrası Ortadoğu’da da etkili olmak isteyen bir aktör. Hürmüz gerilimiyle ortaya çıkan petrol ticaretinden de Türkiye faydalanmak istiyor. Bu noktada Türkiye’nin iki projesi dikkat çekiyor.

Birincisi, Türkiye’nin yıllardır Irak petrolünün sevkiyatında kritik önemde olan Kerkük-Ceyhan petrol boru hattı. Türkiye ile Irak arasında 15 yıllık Kerkük-Ceyhan Petrol Boru Hattı anlaşmasının süresi 27 Temmuz’da doldu ve anlaşma şimdilik geçici olarak bir yıl süreyle uzatıldı, zira iki ülke arasında ihtilaflar bulunuyor.

Türkiye, petrol boru hattı anlaşmasının uzatılması için hattın tam kapasite kullanılması ve uzun vadeli taahhüt verilmesi gibi şartları öne sürüyor. Ayrıca Irak’ın hattı kullanmaması halinde Türkiye’nin kendi topraklarındaki bölümden üçüncü tarafların petrolünü de taşımak, günlük taşıma kapasitesi 1,5 milyon varil olan hattın tüm kapasitesini kullanmak ve 5 ila 10 yıl arasında değişen uzun vadeli taahhütler görmek istediği kaydediliyor. Ayrıca Türkiye’nin olası yeni bir anlaşmanın hattın kapasitesinin kullanılmaması halinde Türkiye’ye kullanım ücreti ödenmesini öngören düzenlemeler içermesi şartını ileri sürdüğü de belirtiliyor.

28 Temmuz’daki Erdoğan-Zeydi görüşmesinde boru hattı anlaşması konusunda yeni bir gelişme sağlandığını gösteren işaretler ortaya çıkmadı. Bununla birlikte, Türkiye ile Irak arasında petrol konusunda yeni bir anlaşma imzalandı.

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), BP Energy Company of Kirkuk Limitedin (BP ECKL) yüzde 15 hissesini satın aldı. Böylece Kerkük-Ceyhan Petrol Boru Hattıile ilgili anlaşmazlığın, TPAO’nun Kerkük petrolüne ortak olmasıyla farklı bir şekilde kısmen tolere edildiği kaydediliyor.

TPAO’nun sürece dahil edilmesinin nedeni, Türkiye topraklarının, limanlarının ve boru hatlarının Ankara’yı vazgeçilmez bir kuzey bağlantı noktası haline getirmesi olduğuna dikkat çekiliyor ve bununla birlikte Türkiye’ye verilen yüzde 15’lik pay, ortaklığın kontrolü ele geçirme noktasına varmadan sınırlı kalmasını güvencede tutuyor.

Türkiye’nin ikinci kritik projesi ise Kalkınma Yolu. Erdoğan-Zeydi görüşmesinde bu projeyle ilgili bir imza krizi de yaşandı; ancak belirsizliklerle dolu olsa da bu proje, Suriye’nin Banyas hattıyla hedeflediği şekliyle, Türkiye’nin Ortadoğu’da kritik aktör olma hayalini ortaya koyuyor.

Basra Körfezi’ndeki Faw Limanı’nı Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlamayı hedefleyen proje, hem ticaret hem de enerji taşımacılığı açısından stratejik önem taşıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim, projeye yönelik ilgiyi daha da artırmış durumda.

Irak Ulaştırma Bakanlığı: Kalkınma Yolu Projesi’nin planlama süreci tamamlanıyor

Erdoğan-Zeydi görüşmesinde somut bir sonucun çıkmadığı projenin maliyetinin 17 milyar doları aşabileceği öngörülüyor. İran’daki savaşla birlikte ortaya çıkan ve hala süren bölgesel gerilimler ve farklı stratejik hesaplar, yüksek maliyetli projenin geleceği konusunda belirsizliklere yol açıyor. Özellikle Irak’ın İran ile yakınlığı, İran’ı bypass etme potansiyelini taşıyan Kalkınma Yolu Projesi konusunda kesin kararlara varılmasını zorlaştırıyor.

Farman Rashad yazdı | Ankara-Bağdat mega projeleri Kürdistan Bölgesi ekonomisini nasıl etkiler?

Suriye’nin Kerkük-Banyas boru hattını ve benzer transit projeleri gündeme getirmesi de en fazla Türkiye’yi etkileyeme potansiyeli taşıyor. Irak ile Suriye arasında bu boru hattıyla ilgili varılan anlaşma, aynı zamanda belirsizlikte duran Kerkük-Ceyhan boru hattının geleceğini de etkileyebilir. Bu durum, iki yakın müttefik olan Türkiye ile Suriye’nin gelecekte üstlenmek istedikleri roller konusunda ihtilafa düşebileceğini gösteriyor.

İSRAİL FAKTÖRÜ: ABRAHAM ANLAŞMALARI VE IMEC PROJESİ

Suriye’nin Ortadoğu’da merkezi rol oymasının önündeki en ciddi engellerden biri de İsrail. İran’ın Suriye’den çıkarılmasından memnun olan ve ABD ile birlikte İran ile savaşta olan İsrail, Suriye’deki yeni durumdan da memnun değil. İsrail’in güvenlik kaygılarının yanı sıra Ortadoğu ile ilgili büyük ölçekli projeleri de Suriye için sorun başlıklarını oluşturuyor.

İsrail’in iki önemli projesi dikkat çekiyor: Abraham Anlaşmaları ve IMEC.

Abraham Anlaşmaları, İsrail ile bazı Arap ülkeleri arasında 2020 yılında ABD’nin öncülüğünde imzalanan normalleşme anlaşmalarıdır. İlk olarak Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn, ardından Sudan ve Fas, İsrail’i diplomatik olarak tanıyan ülkeler arasında yer aldı ve anlaşmaların tarafı haline geldi. Son olarak Kasım 2025’te Orta Asya’dan Kazakistan bu anlaşmalara taraf oldu. Kazakistan, nadir toprak elementlerinin yanı sıra, dünyanın en büyük uranyum üreticisi.

İsrail ile son yıllarda ilişkileri iyi olan Azerbaycan’ın ve ayrıca Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ın da bu anlaşmalara taraf olabilecekleri gündeme gelmişti. Bu ülkeler altın rezervleri, petrol, doğal gaz ve pek çok maden yatakları bakımından ABD’nin yanı sıra Çin ile Rusya’nın yakın takibinde olan ülkeler.

Abraham Anlaşmalarına taraf olmaları halinde, bu ülkelerin yıllardır Rusya ile Çin’e mahkum dışa açılımlarında yeni bir sayfa açabilecekleri kaydediliyor.

Trump’ın yeni rotası Orta Asya ülkeleri Kazakistan da Abraham Anlaşmaları’na dahil oluyor

Bu arada ABD ile İsrail’e göre, Ortadoğu ve Asya ülkeleri açısından stratejik önemde görülen Abraham Anlaşmaları, aynı zamanda İran’ı kuşatma planı olarak da değerlendiriliyor. Ancak İran savaşı sonrasında olası bir anlaşma sağlanması halinde Trump’a göre İran da bu anlaşmalara dahil olabilir.

Bu anlaşmalar, taraf ülkeler arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasını, büyükelçilik açılmasını, ticari ve güvenlik iş birliğini kapsıyor. Aynı zamanda Ortadoğu’da İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki tarihsel çatışmaların diplomasi yoluyla çözülmesi açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.

Türkiye’yi de ilgilendiriyor | İran’la olası anlaşmanın ucu Abraham’a çıktı: Trump ‘zorunlu’ dedi

Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) projesi ise, Eylül 2023’te Yeni Delhi’deki G20 Zirvesi’nde duyuruldu ve böylece Hindistan’dan deniz yoluyla BAE’ye ulaşan yüklerin Suudi Arabistan ve Ürdün üzerinden demiryoluyla Hayfa Limanı’na taşınması, ardından Avrupa’ya sevk edilmesi planlanıyordu.

Bu modelin temel şartı ise Körfez ülkeleri ile İsrail arasındaki normalleşmenin sürmesiydi. Bu noktada Abraham Anlaşmalarının önemi ortaya çıkıyordu. Ancak Ekim 2023’te Gazze savaşının başlamasıyla Suudi Arabistan, Filistin devleti tanınmadan İsrail ile normalleşmeye yanaşmayacağını açıkladı. Böylece projenin siyasi ayağı daha demiryolu inşa edilmeden askıya alındı. İran ile yaşanan son çatışmalar ise güvenlik risklerini daha görünür hale getirdi. İsrail limanları ve enerji altyapısının füze ve insansız hava aracı saldırılarının hedefi olması, Hayfa’nın güvenilir bir lojistik merkezi olabileceği yönündeki beklentileri zayıflattı.

Bununla birlikte Körfez ülkeleri ile İsrail’in İran karşısında aynı blokta yer aldıkları göz önüne alındığında, şimdilik askıda dursa da, bu projenin çöktüğünü söylemek zor. Gazze ile ilgili ABD Başkanı Donald Trump’ın ortaya attığı  Gazze Barış Planı’nın başarısı ve İran’daki savaşın nasıl sonuçlanacağı bu projenin geleceğini de belirleyebilir. Ayrıca duyurulduğu dönemde ABD’nin Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne karşı geliştirdiği en iddialı jeoekonomik projelerden biri olarak değerlendirildiği hatırlandığında, tarafların projeyi canlı tutmaya çalışacağı kaydedilebilir.

HÜRMÜZ HALA ‘ALTERNATİFSİZ’: BANYAS HATTI, KİME YARAR, KİME ZARAR GETİREBİLİR?

Suriye’nin Kerkük-Banyas boru hattı ve diğer ticaret yolları ile Ortadoğu’da merkezi bir rol almak istemesi, en başta Irak, Türkiye ve İsrail hattında benzer projelerle yüzleşmesini gerektiriyor. Burada Suriye, ABD’nin açık desteğine rağmen, siyasi istikrarsızlık ve ekonomik zayıflık nedeniyle dezavantajlı görünüyor.

Bununla birlikte Irak ve Suriye arasında kurulen yeni işbirliği, Kerkük-Banyas boru hattı projesini daha yerel düzeyde önemli hale getirebilir ve ABD’nin açık desteği de buna işaret ediyor.

Hürmüz Boğazı’nda savaştan önce ihraç edilen petrol miktarının günlük 20 milyon varile ulaştığı ve bunun yüzde 85 oranında Asya piyasasına gittiği göz önüne alındığında, Kerkük-Banyas, Kerkük-Ceyhan, Kalkınma Yolu, IMEC, Arabistan-Ürdün tren hattı, Arabistan doğu-battı hattı gibi projelerin tam anlamıyla Hürmüz’e alternatif olamayacakları görülebilir. Bunun en önemli nedeni ortaya çıkacak on milyarlarca dolarlık ek maliyetler ve ayrıca Hürmüz deniz yolunun sağladığı maliyetsiz yüksek kapasitenin yakalanmasının zorluğu.

Suriye, Kerkük-Banyas boru hattı ile muhtemelen en çok Türkiye’yi ilgilendiren Kerkük-Ceyhan boru hattına alternatif oluşturabilir  ve Türkiye için kayıp oluşturma potansiyelini taşıyabilir.

Benzer Haberler

Kanser tedavisi görüyordu

Ağrı Belediyesi Eşbaşkanı Akkuş yaşamını yitirdi

Demirtaş X hesabından duyurdu:

Selçuk Mızraklı Salı günü tahliye olacak

Haseke ve Dirbêsiyê’de protesto vardı

Suriye hükümetine çağrı: Kürtçe eğitim hakkı tanınsın

Saadet Partisi ittifak politikasını açıkladı

Arıkan’a göre 2027’de seçim olacak

2 köprü ve 8 otoyol özelleştiriliyor

Özel: Bütün otoyolları devletleştireceğiz

İmralı Heyeti Üyesi Mithat Sancar:

Öcalan'ın kamuoyuna hitabı için mutabakat olduğu görülüyor