ABD ve İran’ın imzalamaya hazırlandığı mutabakat, savaşın sona erdirilmesini ve müzakerelerin başlamasını öngörüyor. Ancak Hürmüz Boğazı’nın statüsü, İran’ın dondurulmuş varlıkları ve nükleer programı gibi başlıklar taraflar arasındaki en kritik pazarlık konuları olmaya devam ediyor.
HABER MERKEZİ – ABD ve İsrail’in ile İran arasında 28 Şubat’ta başlattığı savaş, İsrail’in saldırılarını sürdürdüğü Lübnan’ı da kapsayacak şekilde sona erdi.
Günlerdir beklenen barış anlaşmasının 19 Haziran Cuma günü İsviçre’de imzalanması bekleniyor. Anlaşmanın, bölgedeki askeri operasyonların durdurulmasını ve kalıcı bir uzlaşı için müzakerelerin başlatılmasını öngördüğü belirtiliyor.
Taraflardan yapılan açıklamalara göre, Hürmüz Boğazı yeniden uluslararası deniz trafiğine açılacak, ABD ise İran’a yönelik deniz ablukasını kaldıracak.
Anlaşmanın tam metni henüz kamuoyuyla paylaşılmış değil. Peki savaş başlarken taraflar hangi hedefleri öne sürüyordu? Dört ayı aşan çatışmaların ardından gelinen noktada taraflardan biri hedeflerine ulaştı mı? Anlaşma sonrasında hangi başlıklar masada olacak? Sizin için derledik.
×
ABD’NİN REJİM DEĞİŞİKLİĞİ HEDEFİ, İRAN’IN KAYIPLARI
Savaşın başlangıcında ABD ve İsrail, İran’da rejim değişikliğini de kapsayan radikal bir hedefle yola çıktı. Bunla birlikte ABD ve İsrail, İran’ın nükleer ve balistik füze programlarına kesin şekilde son vermeyi, İran’ın Irak, Filistin, Lübnan, Yemen gibi ülkelerdeki vekil güçlerine desteğini bitirmeyi ve böylece daha uyumlu yeni rejimin inşasına olanak sağlamayı amaçladı.
İran, başta dini lider Ali Hamaney ve Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani dahil çok sayıda siyasi, bürokratik ve askeri liderini kaybetti. Bu İran’da yönetim elitinin önemli oranda tasfiyesi anlamına geliyor. Ancak rejim devrilmedi ve ABD ile müzakere eden bir kabileyet sergiledi. Bu, İran’ın eski gücünü ve avantajlarını tamamen koruduğu anlamına gelmiyor, ancak bununla birlikte ABD Başkanı Trump ile ortağı İsrail Başbakanı Netanyahu’nun rejim değişikliğine ilişkin savaşın hemen başında ortaya koydukları hedefi hiçbir şekilde tutturmadıklarını da gösteriyor.
HÜRMÜZ’DE KAZANAN VAR MI?
Taraflar arasında imzalanması beklenen metnin kalıcı bir barış anlaşması değil, bunun sağlanmasına yönelik müzakerelerin önünü açan bir mutabakat metni olacağı belirtiliyor. Buna göre savaş bitirilecek, ihtilaf konusu olan bazı başlıklarda uzlaşma sağlanacak ve daha kritik olan bazı başlıklarda ise belirlenecek sürede müzakereler yürütülecek. Bu sürenin 60 gün olacağı belirtiliyor.
Uzlaşma sağlandığı belirtilen hususların başında Hürmüz Boğazı’nın yeniden gemi geçişlerine açılması geliyor. Her iki taraf da olası bir mutabakat metninde bu hususun yer alacağını teyit ediyor. Ancak boğazdaki yeni durumun nasıl olacağı konusunda dikkat çekici tutum farkı da bulunuyor. İran, boğazın statüsünün savaştan öncekiyle aynı olmayacağını tekrarlıyor.
İran, savaşta ve son iki aylık müzakere sürecinde ABD’yi zor duruma düşürmek için bir kaldıraç olarak kullandığı Hürmüz Boğazı üzerinde hakimiyet iddiasında bulunuyor. Savaştan önce gemi geçişleri için ücretsiz olan boğazı İran artık bir gelir ve politik egemenlik unsuru olarak değerlendiriyor. Nitekim İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, 12 Haziran’da anlaşmaya yakın olduklarını dile getirdiği açıklamasında, boğazın yeni statüsü için Umman ile yeni bir deklarasyon hazırlayacaklarını duyurmuş ve boğazdaki yeni durumun eskisi olmayacağını vurgulamıştı. Erakçi, “Kılıcımız her zaman Hürmüz Boğazı üzerinde sallanacak” demişti.
Hürmüz Boğazı’nda İran’ın iddialarının kabul edilmesi, ABD’nin geri adım attığı ve İran’ın istediğini elde ettiği yorumlarına şimdiden yol açıyor.
İRAN’IN DONDURULMUŞ VARLIKLARI NE OLACAK?
ABD ve İran medyası tarafından günlerdir detayları duyurulan olası mutabakat metninin taslağı, ABD’nin boğazı açması karşılığında İran’ın milyarlarca dolarlık dondurulmuş varlığını serbest bırakmaya başlayacağını ve petrol ihracatına yönelik yaptırımları kaldıracağını gösteriyor.
Bu konuda da henüz net bir çerçeve bulunmuyor. Bununla birlikte Reuters’a konuşan kaynaklara göre, öneriler arasında Tahran’a olası savaş tazminatları ödenmesi ve ABD’nin İran’ın füze programına sınırlama getirilmesi yönündeki uzun süredir devam eden taleplerinden vazgeçilmesi yer alıyor. ABD’li yetkililer bu açıklamaları yalanlıyor ve onlara göre, “Onlar performanslarını sergileyene kadar paralarının hiçbiri serbest bırakılmayacak. Hürmüz Boğazı açık olacak. İran’ın terör örgütlerine finansman sağlamasına izin verilmeyecek. Anlaştıkları şey bu. Bu, performansa dayalı bir anlaşma.”
NÜKLEER KONUSU NE OLACAK?
Trump’ın savaşı başlatma gerekçesi olarak belirttiği İran’ın nükleer programı hakkındaki müzakerelerin daha sonra gerçekleşeceği belirtiliyor. Bununla birlikte Trump, savaşta ulaşmak istedikleri hedefin yüzde 95’inin İran’ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek olduğunu tekrarladı; bu başlığı bir kırmızı çizgi olarak yeniden ortaya koydu.
İran’ın nükleer programının ne olacağı hususu, muhtemelen imzalanması beklenen mutabakat metninin en belirsiz başlığı ve bu metinde belirlenen sürede sürdürüleceği kaydedilen müzakere sürecinin de en çetin konusu olacak.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, geçtiğimiz hafta yaptığı bir açıklamada, İran’ın uranyumu seyreltilmiş halde elinde tutmak istediğini söylemişti. Erakçi, “Tahran için, yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokuna yönelik tek tercih edilen çözüm, malzemenin saflığını azaltmaktır” ifadelerini kullanmıştı.
VEKİL GÜÇLERİ MESELESİ
İran ile ABD arasındaki önemli ihtilaf noktalarından biri de vekil güçler meselesiydi. İmzalanması beklenen mutabakat metninde bu hususta net bir çerçeve bulunmuyor, ancak tarafların iddiaları var.
İran, savaşı bitirecek olası bir anlaşmanın Lübnan’ı kapsayacağını belirtiyor. Böyle bir durumun ortaya çıkması, İran’ın bölgedeki vekil güçlerinin başında gelen ve son savaşa da Lübnan cephesinde aktif şekilde katılan Hizbullah’ı koruduğunu ve bölgeye yönelik iddialarını sürdürdüğünü gösterecek. Bunun aynı zamanda vekil güçleri ve bunlarla ilişkileri son yıllarda büyük darbeler almış olsa da İran’ın son savaşta bir iddiasını daha koruduğu değerlendirmelerine de yol açıyor.
İran’ın vekil güçleri nezdinde yaşadığı kayıp sadece bu savaşla ilgili değil, öncesine dayanıyor. İran, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e yönelik saldırısından sonra Gazze’de başlayan ve iki yıl süren savaş süresince bölgesel vekilleri nezdinde önemli kayıplar yaşadı. İsrail saldırılarıyla Gazze yerle bir edilirken, Hamas hem yönetim hem de örgütsel düzeyde etkinliğini önemli oranda yitirdi ve son olarak Trump’ın 29 Ekim 2025’te açıkladığı Gazze Barış Planı kapsamında silahsızlanmayı bile kabul etti. Bu dönemde İran’ın bir diğer önemli vekil gücü Lübnan’daki Hizbullah da benzer kayıplar verdi, ancak Hamas kadar değil. Suriye’de Aralık 2024’te Esad rejimi çöktü ve İran burayı terk etmek zorunda kaldı. Yemen’de Husiler, Gazze savaşı süresinde lider kayıpları yaşadı, etkinliğini önceki yıllara göre kısmen yitirdi, ancak hala varlığını koruyor. Irak’ta ise İran’ın vekil güçleri muhtemelen en güçlü halka olarak varlığını koruyor.
Gazze’deki yıkıcı savaşın ardından vekil güçleri nedeniyle doğrudan savaşın muhatabı olacağını hesaplayan ve nitekim zaman zaman olan İran önemli ölçüde sınırlarına kapandı ve beklenen savaş önce 13 Haziran 2025’te, ardından da 28 Şubat 2026’da yaşandı.
Ancak İran vekil güçleri nezdinde, Ekim 2023 öncesiyle kıyaslanamayacak düzeyde zafiyet yaşıyorsa da, hala etkinliğini koruyor. Lübnan savaşın önemli bir cephesi oldu, Yemen’de Husiler savaşa dahil oldu ve İran’ın Hürmüz Boğazı ile savaşta elde ettiği avantajdan ilhamla Kızıldeniz’deki boğazı tehdit etti. Hamas, Gazze savaşı sonrasında silah bırakmayı kabul etmişti, ancak İran’daki savaş Gazze’de süren süreci sekteye uğrattı ve bu Hamas’a yeniden organize olma fırsatı tanıyor. Irak ise İran’daki savaşın en dinamik cephelerinden biri oldu ve İran’ın etkisi hala güçlü.







