Pınar Öğünç
“Alkol almak” fiilinin normalleştirilmesiyle mevzuun hızla “alkolizm”e çekilebileceği gibi küçük bir hesap var ortada malum. Hükümetin eşitlik ilkesini zedeleyici vergiler yükleyerek, içki içilebilen kamusal çemberleri daraltarak yıllardır iki ileri bir geri şeklinde yürüttüğü politika, muhalefetin büyük kesimi açısından da “bunca meselenin arasında” yeri bulunamayan bir tartışma başlığı. Ekonomik krizin derinleştiği, orta sınıfın yoksullaştığı, zaten yoksul olanların açlığa itildiği bir zamanda içkiden mi konuşacağız… Krize ve servet aktarımına yol veren politikaları, kimlerin zenginleştiğini, kamu kaynaklarının çarçur edilişini, yoksulluğun zaten bir dizi hak ihlaliyle gelişini sorgulamak, gasp edilen bazı özgürlükleri ikinci plana atmayı gerektirmiyor. Hatta zaten gaspın mekaniği bu makro politikayı işaret ediyor. Gelir adaletsizliğinin tavan yaptığı bir dönemde içki içmek, surlarla çevrili zengin mekanlarına ya da kapılar ardında evlere sıkıştırılmak isteniyor açıkça. Onlar varlar; mesaisi bitmiş bir işçinin, bir işletmede oturmaya parası yetmeyen bir çalışanın, bir emeklinin, ertesi günün karanlığından bunalmış, yalnızlaşmış gençlerin, belki sade o an için o günü yemeksiz geçirmeye razı bir işsizin, parçası olduğu kamuya ait alanlarda içkisini içme özgürlüğü ayıplı bir politik talep değil.






