25 Ekim 2026 Nûmedya24
Köşe Yazısı

Çerçevenin içi, dışı, uygulaması

Çerçeve Yasa çıktı, şu an yürürlükte. Fakat Yasa’ya oy verenler sorması gereken soruları sormuyor: İşler ne aşamada? Neden uzuyor? “Son silahlı kişiyi beklemek” şart mı?

Ali Duran TOPUZ

Ali Duran TOPUZ

Bir yanıyla ortalık çok karışık, her gün bin türlü yeni tartışma, başlık, konu, sorun çıkıyor. Öte yanıyla her şey çok berrak: Çerçeve Yasa uygulanacak, sonra yeni aşamaya geçilecek, sonra yeni aşamaya, sonra…

Yasa’nın uygulanıyor olması gerekir şu an. Peki uygulanıyor mu? Bilmiyoruz. Gözler 1 Ekim’deki ilk MGK toplantısında. Oradan bir şey çıkmazsa iki ay sonraki toplantıda. Oradan bir şey çıkmazsa iki ay sonraki…

TAKVİM İKTİDAR TEKELİNDE

Bir takvim meselesi var besbelli, ABD’de seçim olacak, İsrail’de seçim olacak, Türkiye “seçim sathı mailine” girecek, bu arada İran’da neler olacak, Suriye’de neler olacak ona bakıyoruz. Besbelli hükümet her şeyi bir yandan dış öte yandan iç gelişmelere göre ele alıyor. “İç cepheyi tahkim” denilmişti sürecin en başlarında, bunun anlamı artık belli: İktidarla rekabet edebilecek hiçbir gücün kalmaması için elde hangi imkan varsa kullanılacak, ortada hangi güç varsa güçsüzleştirilecek.

Küresel takvime ve yerel takvime göre iş görüyor hükümet, anladık. “Süreç” de bu takvime göre şekilleniyor. Şu anda en önemli “şekil” yasanın uygulanması. Ya sessizce bekleyecek herkes ya da ne bekliyorsunuz diye sorulacak. Süreci rafa kaldırın diyenleri dışarda bırakırsak, “Destekliyoruz” diyenlerin sorması gerekmiyor mu “Ne bekleniyor” diye?

UYGULAMA NE ALEMDE?

Ne beklendiği biliniyor elbet: Örgütün silahları teslim etmesi ve bunun “tespit ve teyit” edilmesi. Soranların, “Bir an önce yapın” diye devam etmesi lazım ama işler burada çatallanıyor: Bir an önce her şeyin tamamlanması için Öcalan’ın devrede olması lazım ama bunu istemek DEM Parti’yi saymazsak galiba kimsenin işine gelmiyor.

Çerçeve Yasa’da öngörülen takvimdeki tuhaflık da sakınganların işini kolaylaştırıyor: Herkes silah bırakacak, bu bırakış tespit ve teyit edilecek, raporlanacak, MGK de tamam oldu diyecek.

Peki bu nasıl olacak? Mesela “güvenlik birimlerinin” tespit ettiği sayının son ferdi silahı teslim edince mi “tamam” denilecek? Mesela güvenlik birimlerinin tespit ettiği kişilerden son biri bulunamazsa ne olacak? Hastalanmışsa, kaçmışsa, aslında zaten yoksa? Yasa’nın zaten Yürütme’nin mutlak hakimiyetinde olacak biçimde yazıldığı malûm. Bu hakimiyetin “doğru” ve “yanlış” kullanımları konusunda kim devrede olacak?

Hükümet başka kimseyi devrede, arada, hatta çeperde bile istemiyor. Tamam ama parlamentonun buna boyun eğmesi mi gerek? Gerekmez ama herkes TBMM’nin “açılması”na kadar bir şey yapmamayı doğal kabul ediyor görünüyor. O da 1 Ekim’de açılıyor. Yasa’ay oy vermiş herkesin sorması gereken soru muhtemelen ancak o tarihten sonra dile getirilecek: Oy istediniz verdik, uygulama ne alemde?

Bu gidişle 1 Ekim MGK toplantısı, “Bakalım raporlar ne diyecek” diye açılıp iki ay sonra buluşmak üzere kapanacak. Parlamento yeni açıldığı için süslü, süssüz, “Süreçte parlamento da olmalı” temalı konuşmalarla aşağı yukarı aynı süre geçecek.

KANUNUN “LAFZ”I VE “RUH”U

Görünüşe bakılırsa süreçten umutlu olanlar da kaygılı olanlar da iktidarın takvimine ram olmuş durumda. Yasa’nın yürürlüğe girdiği günden itibaren sorulması gereken ana sorular ortada yok: Uygulama nasıl gidiyor? Teyit tespit meselesi sadece güvenlik birimlerine mi kaldı? “Son silahlı kişinin silahlarını vermesi”ni beklemek mi gerekiyor? Kanunun “lafz”ı, “ruhu”nu yaşatmak için mi yok etmek için mi gözetiliyor?

“Çerçeve Yasa”nın barışın çerçevesi olması için uygulamanın işin lafzına değil ruhuna göre olması gerekli, bunun için iki noktanın siyaset sahnesinde öne çıkması şart: Biri Öcalan’ın süreçte aktif rol almasının sağlanması, diğeri “silah bırakma ve örgütün fesih işlemlerinin” MGK’nin Yasa’da öngörülen takvimine terk edilmesine itiraz edilmesi. Cumhurbaşkanı istediği zaman toplayabilir çünkü MGK’yi.

İlgili Haberler

Akın Olgun yazdı

Süreç, Riskler, Söylemler

Sürecin ve yol haritasının üstünde, ayrı bir irade olduğu ve bunu da Uçum’un temsil ettiği algısı, aslına bakarsanız üstünde oynanabilir bir güvenlik açığıdır ve bu açığın Uçum’un ifadelerinde hayat bulduğunu söylemek abartılı olmaz. Sürecin, türlü badireler atlatarak bugünlere kadar gelebilmesini, politik doğruculuktan, siyasal ezberlerden uzaklaşmasına, olan bitene karşı gerçekçi olmasına ve somut koşulların somut tahliline bağlayabiliriz. Bu, ilerlemenin ve zorluklar karşısında esneyebilmenin imkanını da sunuyor taraflara.

Vecdi Erbay yazdı

Yolda

Entelektüel tartışmalar çok sıkıcı bir hal aldığında, sezgisi ve deneyimi güçlü Kürt kadınlarının sesine kulak verilmeli. Cesur, duyarlı ve hilesiz bir şekilde olup bitenler hakkında düşündüklerini paylaşmaya hazır kadınlar, Mehmet Uçum’un son açıklamasına hakkıyla cevap vermek bilgisine de sahipler. Kavramlar önemlidir, siyasete ve hayata yön verme kabiliyetine sahiptir. Ancak Kürt kadınlarının deneyimlerinden süzüp yalın bir şekilde ifade ettiklerinin yüksek siyasetten aşağı kalır yanı yoktur. Has şiir de hakikatli siyaset de bu yalınlıktadır.

İlhan Döğüş yazdı

Türkiye’nin Fon Krizi

Ponzi düzenine katılan orta gelirli 514 bin kişinin gelir ve tasarruflarında yaşanan büyük kayıp, bilançolar birbirine bağlı olduğundan, ekonomi üzerinde 514 bin kişinin aniden işten çıkarılmasıyla aynı etkiye sebep olabilir. Katılımcılar harcamalarını kısacakları ve bozulan bilançoları nedeniyle bankalardan borç alamayacakları için tükettikleri ürünleri üreten firmaların gelirlerinde sert düşüşler ve borç/gelir oranlarında sert artışlar olacaktır.

Ercan Jan Aktaş yazdı

Fransa’da yeni bir toplumsal isyan

Bütün bu gelişmeleri, “Yeni Bir Fransa”nın mümkün olabileceğine dair güçlü bir işaret olarak okumak mümkün. Fransa’da eylemler sürerken Belçika, Almanya, İtalya, Arnavutluk ve İspanya başta olmak üzere kıta Avrupa’sının farklı ülkelerinde de benzer talepler etrafında kitleler meydanlara indi. Gençlerin geleceksizlik duygusundan emekçilerin ekonomik taleplerine, eğitim ve kamusal hizmetlerin savunulmasından ekolojik krize karşı mücadeleye uzanan bu

Akın Olgun yazdı

Süreç, Riskler, Söylemler

Sürecin ve yol haritasının üstünde, ayrı bir irade olduğu ve bunu da Uçum’un temsil ettiği algısı, aslına bakarsanız üstünde oynanabilir bir güvenlik açığıdır ve bu açığın Uçum’un ifadelerinde hayat bulduğunu söylemek abartılı olmaz. Sürecin, türlü badireler atlatarak bugünlere kadar gelebilmesini, politik doğruculuktan, siyasal ezberlerden uzaklaşmasına, olan bitene karşı gerçekçi olmasına ve somut koşulların somut tahliline bağlayabiliriz. Bu, ilerlemenin ve zorluklar karşısında esneyebilmenin imkanını da sunuyor taraflara.