BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Süreç, Riskler, Söylemler

Süreç, Riskler, Söylemler
🎧 Haberi dinle0:00 / --:--

Sürecin ve yol haritasının üstünde, ayrı bir irade olduğu ve bunu da Uçum’un temsil ettiği algısı, aslına bakarsanız üstünde oynanabilir bir güvenlik açığıdır ve bu açığın Uçum’un ifadelerinde hayat bulduğunu söylemek abartılı olmaz. Sürecin, türlü badireler atlatarak bugünlere kadar gelebilmesini, politik doğruculuktan, siyasal ezberlerden uzaklaşmasına, olan bitene karşı gerçekçi olmasına ve somut koşulların somut tahliline bağlayabiliriz. Bu, ilerlemenin ve zorluklar karşısında esneyebilmenin imkanını da sunuyor taraflara.

Akın Olgun

Öcalan’ın, “Barış ve Demokratik Toplum” başlığı altında, çözüm sürecinin manifestosunu ortaya koymasından bugüne geçen süre içinde, Kürt siyasal hareketinin, sürecin ciddiyetine uygun şekilde risk aldığı ve davrandığı inkâr edilemez bir gerçeklik.

Dışarıdan bakıldığında, alınan risklerin boyutu çok anlaşılmıyor olabilir ama örgütü bütün tutmak, konjonktürel olanla paradigmayı eşleştirmek ve yeni sürece hazır kılmak, boyutları ve gövdesi dört parçaya yayılmış bir yapı için hiç de kolay değildir.

“Çözüm” ve “çözülme” arasında ince bir çizgi olduğu ve böylesi dönemlerde, yol doğru tayin edilemezse, iç parçalanmaların kaçınılmaz olabileceği hakikati, alınan riskin ne kadar büyük olduğunu da göz önüne seriyor.

Kaldı ki durumu kavrama, yönetme ve bütünü organize etme konusunda sıkıntılar yaşandığı aşikâr. Bu hal içinde meseleyi ideolojik temele oturtma ve bütüncül tavra dönüştürme çabasının; ortaya konan enerjiyi, hızı ve kabiliyeti etkilediği de şüphe götürmez.

Öcalan, kurduğu paradigmanın diyalektiği konusunda bir sapma yaşanmaması için, ideolojik, örgütsel ve felsefi hattın birbirini doğrulayacak şekilde ele alınması gerektiğini elbette biliyordu. Aksini düşünmemizi gerektirecek bir durumun yaşanmaması da bunu kanıtlıyor.

Silahların yerine ne konacak, yeni hedeflerin hayatla karşılığı, politik ve stratejik aklın gelecekle olan bağı nasıl şekillendirilecek sorularına gerçekçi ve ciddi cevaplar verilmesi gerekiyordu ve gelinen aşamaya bakınca, cevapların karşılık bulduğunu anlıyoruz.

Böylece; örgütsel bir hata beklentisine ve kaza pususuna yatmış bölgesel ve yerel kimi güçlerin boşa düşürüldüğü söylenebilir.

Bu bile tek başına, örgütün nasıl bir süreci göğüslediği, kadroların ne kadar büyük risk aldığı ve Öcalan’ın hem örgüte hem konjonktüre hem bölgesel gelişmelere ne derece hâkim olduğuna dair önemli veriler sunuyor. Böyle olmasaydı, bugün sürece değil, parçalanan bir örgüt hikayesine tanıklık ediyor olabilirdik.

Sürecin en başından bugüne, silahlı mücadelenin yerine konacak olan siyasallaşma ile Türkiye’nin ikinci yüzyılı anlayışı içinde bir “ortak güven” çizgisi oluşturulmaya çalışıldığına ve çıkan sorunları çözerek ilerlemenin sağlandığına şahitlik ettik.

Hem örgütten hem devletten dışarıya yansıyan mesajlardan anlıyoruz ki, ilkini bölgesel güçler, ikincisini “norm dışı devlet” yokuşa sürmeye, dağıtmaya çalıştı, çalışıyor…

Dolayısıyla, süreci sağlamda tutarak, açılan yolu sürdürülebilir kılmanın, siyasal ve hukuksal güvencelerle sağlama almaktan geçtiği öngörüsü kendini kanıtlamış oldu. Atılan siyasi ve hukuki adımları bu açıdan değerlendirmek yanlış olmayacaktır.

Öcalan’ın aldığı riske ve örgütün geliştirdiği pozitif pratiğe tekabül eden bir devlet pratiği var mı sorusu, bu noktada elbette kıymetlidir.

Çünkü sürecin dili tek taraflı kurulamaz, etik ve ahlaki yapısı tek taraflı belirlenemez, verilen ödünler, tavizler tek taraflı olamaz.

Beklentiyi tek taraflı kılan, bunu kibirle, üstenci bir yaklaşımla dikte eden bir tutum elbette “tahrik edici çaba” olarak görülecektir ki Mehmet Uçum’a dönük olarak, Tayyip Temel’in uyarısını buna bağlayabiliriz.

Sürecin diline, yaklaşımına kısa devre yaptırarak, Kürt toplumunun hassasiyetlerini hiçe sayan cümlelerin, masada olanların iradesini belirlemeye varacak noktaya gelmesi, bardağı taşırma riski oluşturuyor.

Kaba deyimle sürece racon kesen, daha da önemlisi şoven devlet dilini yeniden üreten söylem ve ifadelerin, “norm dışı devlet kliği” tavrı olarak görülmesi şaşırtıcı değil.

Birilerinin dili, büyük riskler alınarak kurulanı, tüm engellemelere rağmen açılan yolu tıkayıcı oluyor; sürecin karşısında olan bölgesel ve yerel güçleri sinyalliyorsa, elbette siyaseten dikkat kesilmek, üzerine yoğunlaşmak olmazsa olmaz hale gelir.

Bahçeli’nin, adım atma ve hızlandırma konusundaki açıklamalarına, cesur sayılabilecek kimi çıkışlarına rağmen, ayak direten yaklaşımların bu kadar aleni şekilde kendini görünür kılması da ilginç elbette.

Devlet içi süreç rollerine de bağlanabilir bu durum ama bu da çok fazla kör göze parmak olacaktır.

Sürecin çocuk oyuncağı olmadığı kabulünden hareketle söylemek gerekirse, böylesi küçük ayak oyunları hem devlete hem ortaya konan devlet iradesine hem de müzakere etme aklına büyük hakaret…

Silahlı mücadeleye son verme kararı almış, birçok alandan çekilmiş, entegrasyonu bölgesel düzeyde siyasallaştırmış ve bunun ciddiyetiyle adımlar geliştirmiş bir örgüte, Cumhurbaşkanının hemen yanı başından yükselen ve siyasal sürecin ruhunu umursamayan şoven bir kibrin poz vermesi hiç de küçümsenecek bir şey olmasa gerek.

Bu durumu görüp, itiraz edenlere “varsın öyle desin ne önemi var” yaklaşımının masanın özgül ağırlığını tartışmalı hale getireceğini, sadece bununla da yetinmeyeceğini hatırlamak iyi olabilir.

Gelinen bu önemli aşamada, eğer bir ‘yarın’ kurulacaksa ve halkların bir arada yaşama umudu siyasal, hukuksal ve demokratik temelde inşa edilecekse, sürecin üzerine titremek önemli ve hatta stratejik bile diyebiliriz.

Sürecin ve yol haritasının üstünde, ayrı bir irade olduğu ve bunu da Uçum’un temsil ettiği algısı, aslına bakarsanız üstünde oynanabilir bir güvenlik açığıdır ve bu açığın Uçum’un ifadelerinde hayat bulduğunu söylemek abartılı olmaz.

Sürecin, türlü badireler atlatarak bugünlere kadar gelebilmesini, politik doğruculuktan, siyasal ezberlerden uzaklaşmasına, olan bitene karşı gerçekçi olmasına ve somut koşulların somut tahliline bağlayabiliriz. Bu, ilerlemenin ve zorluklar karşısında esneyebilmenin imkanını da sunuyor taraflara.

Bu bağlam, bugün çok daha önemli.

Sıra, devletin üstüne düşen görevlere gelince, devlet içinde ayak direme, yokuşa sürme ve olmazlar üretme halleriyle karşılaşacağı açık. Eğer denildiği gibi bir devlet politikası varsa ortada (öyle olduğu genel kabulü var) bu durumda aşılamayacak engeller de değiller lakin bazı anlarda bir ifade, bir tutum, “tahrik edici” bir adım, bölgesel dinamiklerin etkisiyle farklı sonuçlar üretebilir ve umarım M. Uçum, kendisinden çok daha önemsiz görmüyordur bunu.

Ez cümle:

Savaşın kutsandığı ve eli hep tetikte olan bir ülkede, barışa övgü her zaman az görünendir. Barışı savunanların, onu talep edenlerin bu kadar az övgü aldığı bir ülkede, zor olanı başarmaya soyunmak, biraz da kelle koltukta mücadele etmektir aynı zamanda.

Bu yüzden, “barış” diyenlere “ne barışı”, “çözüm” diyenlere “ne çözü mü” dedirten anlayış ile “çözüm değil geçiş süreci”, “müzakere değil diyalog” dedirten cümlelerin arkasına baktığınızda, göreceğiniz şey, “bu ülkede Kürt sorunu yoktur terör sorunu vardır”, “Kürtler ne olamıyor ki”, “benim de Kürt arkadaşlarım var” adlı çok pişmiş şovenizm olur genelde.

Ensenizde hissettiğiniz tetiktir bu işte…

Akın OLGUN kimdir?

1975 yılında Ankara’da doğdu.
1990’larda siyasi faaliyetleri nedeniyle 7 yıl cezaevinde kaldı. 19 Aralık
2000 tarihinde adına “Hayata Dönüş” denilen kanlı operasyona maruz kalan tutuklulardan biri oldu.
2002 yılındaki tahliyesinin ardından İngiltere’ye yerleşti.
Akın Olgun çeşitli haber portallarında ve sitelerinde köşe yazarı olarak, insan hak ve özgürlüklerini konu alan yazılarıyla, düzenli olarak okurlarıyla buluştu.
Cezaevi ve ölüm oruçları sürecini anlattığı ilk kitabı Adları Saklıdır dışında, Ecel Öyküleri, Karanfil Mevsimi, Kül Sesleri, Elalem, Tahtakuruları ve Kargalar Meclisi isimli beş kitabı bulunmaktadır.
Olgun’un kitapları dışında İngiliz Film Enstitüsü’nün desteğiyle Kül Sesleri
ve Elalem kitaplarından uyarlanan Beyaz ve Elveda isimli kısa filmleri
yayınlandı. Ardından senaristliğini ve yapımcılığını üstlendiği kısa filmi
Fısıltılar, Feel The Reel International Film Festivali’nden ödülle döndü.

Benzer Haberler

‘Son üç ayda 90 siyasi mahpusun tahliyesi uzatıldı’

Akın Gürlek'e 'keyfi uygulamalara son verme' çağrısı

8 Meclis üyesi de ona eşlik etti

Kemer Belediye Başkanı Topaloğlu CHP'den istifa etti

‘Dezenformasyon’ suçlaması

Gazeteci İsmail Arı çağrıldığı emniyete gitti, gözaltına alındı

Kurtulmuş’tan İzleme Kurulu açıklaması:

Mecliste komisyon kurulacak, en kısa süre içerisinde tamamlarız

Yeni Yol Grubu’ndan istifa etmişti

Bursa milletvekili Torun AKP'ye katıldı, rozeti Erdoğan taktı

Mekke Anlaşması, Meclis’e sunuldu

Detayları belli oldu: Peki 16 maddede neler var?

Pakistan S. Arabistan’a askeri destek verecek

Mekke Anlaşması Meclis’te: Türkiye ne yapacak?