BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

‘Kürtleri tehdit değil, müttefik olarak görmeli’

TIME: Türkiye kapsayıcı bir ulusal kimlik inşa etmelidir

‘Kürtleri tehdit değil, müttefik olarak görmeli’

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

ABD merkezli TIME dergisinde yayımlanan makalede, “Türkiye’nin gerçek sınavı, kendisini birbirine bağlayan ortak bağı kaybetmeden, farklı kimlik gruplarını tanıyan kapsayıcı bir ulusal kimlik inşa etmektir. Devlet ve siyasi yapı dönüşmelidir. Türkiye açısından bu, Kürtlerin siyasi, demokratik ve kültürel haklarını tanımak ve Türkiye sınırları dışındaki Kürtleri tehdit olarak değil, müttefik olarak görmek anlamına gelir” denildi.

HABER MERKEZİ – “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” adlı çerçeve yasanın 18 Ağustos’ta Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesinin ardından uluslararası medya da süreci daha çok işlemeye başladı.

ABD merkezli, dünyanın önde gelen haber ve politika dergilerinden TIME‘da süreç hakkında “Kürt Barışının Vaadibaşlıklı bir analiz yayımlandı.

‘ÇERÇEVE YASA, YENİ BİR TOPLUMSAL SÖZLEŞME İÇİN DÖNÜŞTÜRÜCÜ BİR ADIMDIR’

Chatham House‘da Kıdemli Araştırma Görevlisi olarak çalışan Galip Dalay imzasıyla yayımlanan makalede, “Ağustos ayı, Türkiye, Kürtler ve Türkiye’nin Orta Doğu’daki yakın komşuları için gerçekten dönüştürücü nitelikte iyi haberler getirdi. 10 Ağustos’ta Meclis, Kürt militan grubu Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) feshedilmesi için yasal bir çerçeve oluşturan ve üyelerinin topluma yeniden entegrasyonu için aşamalı bir yol haritası belirleyen bir yasayı kabul etti” denildi.

Kırk yılı aşkın bir süredir Kürt sorununun görüşmelerde “elektrik yüklü dikenli bir tel gibi” yer aldığı belirtilen makalede, çerçeve yasaya dikkat çekilerek, “Bu yasanın Meclis’te geniş destekle kabul edilmesi, kalıcı barışa ve Türkiye ile Kürtler arasında hem iç hem de bölgesel düzeyde yeni bir toplumsal sözleşmenin oluşturulmasına yönelik dönüştürücü bir adımdır” ifadelerine yer verildi.

‘GEÇMİŞİN MAĞDURİYETLERİ YERİNE, GELECEĞİN VAADİ İLERİYE GİDEN YOLDUR’

Mevcut barış sürecinin “isyanı sona erdirmeyi ve Kürt hakları ve özlemleri için verilen mücadeleyi şiddet içermeyen bir siyasi mücadeleye dönüştürmeyi” amaçladığı savunulan makalede, şöyle denildi:

×Bu süreç, Türkiye’nin kendi Kürt toplumuyla ve Irak, Suriye ve İran’daki Kürt topluluklarıyla ilişkilerini dönüştürebilir. Kürt hareketinin liderleri, silahlı mücadeleden ziyade siyaset yoluyla daha fazlasını başarabileceklerine ve sadece kendilerinin değil, Türkiye’deki devlet, siyasi ve hukuk sistemlerinin de değişebileceğine inanmaktadır. Geçmişin mağduriyetlerine bağlı kalmak yerine, geleceğin vaadi ileriye giden yoldur.

YENİ AŞAMA VE SİYASİ AKTÖRLERİN ROLÜ

Türkler ve Kürtler, yabancı barış elçilerine veya arabuluculara başvurmadan bunu başardı” ifadelerinin yer aldığı makalede, “Türkiye ve Kürtler, barış sürecinin siyasetçilerden, milletvekillerinden, sıradan vatandaşlardan ve yeni yasayı uygulayacak kurumlardan daha güçlü bir destek görmesini gerektiren yeni bir aşamaya girmiş bulunuyor. Barış sürecinin toplum genelinde daha geniş bir destek kazanmasını sağlamak için siyasi aktörlerin bunun neden önemli olduğunu ve ne vaat ettiğini açıkça ortaya koymaları gerekecek. Bunu doğru şekilde gerçekleştirebilmenin önemi Türkiye açısından büyük; bunun sonuçları ülke sınırlarının da ötesine uzanıyor” denildi.

ULUS-DEVLETE ELEŞTİRİ: ‘TÜRKİYE KAPSAYICI BİR ULUSAL KİMLİK İNŞA ETMELİDİR’

Türkiye’nin kuruluş sürecine değinilen makalede, “20. yüzyılda ulus-devlet, büyük ölçüde tek bir kimliğe dayanan bir ulus anlayışını benimsedi ve diğer kimliklere karşı hoşgörüsüz, asimilasyoncu veya dışlayıcı bir tutum sergiledi. Bunun etkisi, bastırmaya çalıştığı grupları siyasallaştırmak ve harekete geçirmek oldu. Bu, Türkiye için de geçerliydi. Türkiye Cumhuriyeti, tek bir kimliğe ve kendi güvensizlikleriyle birlikte aşırı merkeziyetçi bir devlete dayanıyordu; bu güvensizlikler büyük ölçüde Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü sırasında yaşanan travmatik deneyimden kaynaklanıyordu” denildi ve devamında şu saptama yer aldı:

×Bugün Türkiye’nin, farklı kimlik gruplarını kapsayan yeni bir ulus-devlet anlayışına ve daha geniş bir toplumsal meşruiyet üzerine kurulmuş yeni bir güçlü devlet fikrine ihtiyacı var. Dışlamayla birleşen merkeziyetçilik, devletin gücünü artırmak yerine zayıflatan toplumsal hoşnutsuzluğun reçetesidir. Türkiye’nin gerçek sınavı, kendisini birbirine bağlayan ortak bağı kaybetmeden, farklı kimlik gruplarını tanıyan kapsayıcı bir ulusal kimlik inşa etmektir. Devam eden Kürt barış sürecinin ve bunun ardından gelecek Kürt siyasetinin görevi, tam olarak bunu başarmak olacaktır: Kürt kimliğini ve taleplerini barındırabilecek kadar geniş, kapsayıcı bir ulusal kimlik anlayışı.

KÜRTLERİN HAKLARINI TANIMAK VE ONLARI “TEHDİT DEĞİL, MÜTTEFİK OLARAK GÖRMEK”

Entegrasyon sürecinde “karşılıklı dönüşümün önemine” vurgu yapılan makalede şunlar kaydedildi:

×

Orta Doğu’da ve başka yerlerde mevcut siyasi atmosfer, silahlı grupların ve isyan hareketlerinin yükselişte olduğu bir atmosfer değil. Daha geniş eğilim, bunların devlet yapılarına entegre edilmesine veya silahsızlandırılıp terhis edilmesine doğru ilerliyor. Bu terhis ve entegrasyon süreçlerinin nasıl yürütüleceği son derece önemli sonuçlar doğuracak. Eğer bu süreçler ikna ve karşılıklı dönüşüm ihtimalini benimsemek yerine yalnızca zorlamaya dayanırsa, silahsızlanma yeni isimler ve bayraklar altında yürütülecek bir sonraki şiddet döngüsünün habercisi olma riski taşır.

İsyancı grupların terhis edilmesi, karşılıklı dönüşüm ihtimaline dayandığında başarılı olur. Silahlı gruplar kendilerini fesheder ve kendilerini, artık devletin hasımları olmaktan çıkıp onun dönüşümünün aktörleri olarak hareket eden siyasi aktörler şeklinde yeniden oluştururlar.

Devlet ve siyasi yapı da buna paralel olarak dönüşmeli, ulusal ve jeopolitik kimliğe ilişkin daha kapsayıcı bir anlayışa ulaşmalıdır. Türkiye açısından bu, Kürtlüğü benimsemek, Kürtlerin siyasi, demokratik ve kültürel haklarını tanımak ve Türkiye sınırları dışındaki Kürtleri tehdit olarak değil, müttefik olarak görmek anlamına gelir.

ÖCALAN’IN SÖZÜNE VURGU: “BİN KİLOMETRELİK YOLCULUK…”

Makalenin devamında Türkiye’deki sürecin, Suriye’de DSG’nin entegrasyonunun sağlanarak feshedilmesinde ve “Trump yönetiminin baskısına ve İsrail’in onları çatışmaya çekme planlarına rağmen”, İran’daki silahlı Kürt grupların savaşa dahil olmamasında etkili olduğu savunuldu.

Abdullah Öcalan’ın çerçeve yasa için kullandığ, “Bin kilometrelik yol bir adımla başlar” sözüne dikkat çekilen makale şu ifadelerle son buldu:

“Abdullah Öcalan, yasayı bin kilometrelik bir yolculuğun ilk adımı olarak nitelendirdi. Türkiye modeli ve onun vaat ettiği barış hâlâ yazılmakta olan bir hikâye. Şimdiye kadar ulaşılan dönüm noktalarına rağmen, ısrar ve kararlılık gerektiren zorlu sorunlar varlığını sürdürüyor.

Hiçbir iki çatışma veya iki barış süreci birbirinin aynısı değildir. Ancak temel mesaj evrenseldir: Barış mümkündür ve liderlik önemlidir. Kimlik etrafında uzun süredir devam eden çatışmalar, katlanılması gereken kaderler değil, çözüme kavuşturulması gereken siyasi meselelerdir. Hâlâ savaş ve güvensizlikle tanımlanan bir dünyada, barış yapma hikâyesi doğası gereği küreseldir.”

Benzer Haberler

Osman Kavala hakkındaki ihlal kararı

Mahkeme, Adalet Bakanlığı’na AİHM’in kararını sordu

Bakan Tekin açıkladı

MESEM’lerde 10 bine yakın kaza: 37 öğrenci yaşamını yitirdi

MİT görevlisi Kozinoğlu soruşturması

9 yeni gözaltı: Bakan Gürlek’ten açıklama var

Hakan Tosun davası

Savcılık 'kasten öldürme'den ceza istedi

İzmir’de AKP’li belediye sayısı 3’e çıktı

Foça Belediye Başkanı Saniye Bora Fıçı AKP’ye geçti

Erdoğan’ın avukatı duyurdu:

Özel 800 bin TL tazminata mahkum edildi

Gürlek kritik dosyalar için konuştu

Gülistan Doku soruşturmasında 'kimyasal ihtimaline' işaret etti

Avukat Cengiz Yürekli:

Öcalan fikirlerini, aracılarla değil, doğrudan aktarmalı