BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Amedspor ile futbolu yeniden düşünmek- II

Bizim futbolumuz ne?

Amedspor ile futbolu yeniden düşünmek- II

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Amedspor’un çevresindeki dokuz bin çocuk bu yüzden yalnız keşfedilmeyi bekleyen birkaç futbolcunun habercisi değil. Orada henüz nasıl oynayacağını bilmediğimiz geniş bir futbol dünyası var. Bir gün Amedspor altyapısından çıkan bir çocuğu izlerken yalnız iyi yetişmiş bir futbolcu görmeyip topa dokunuşunda, oyunu okuyuşunda, takım arkadaşıyla kurduğu ilişkide başka bir futbol fikrinin izini hissedebilir miyiz?

Zeyno Bayramoğlu

Futbol Arjantin’e 19. yüzyılın ikinci yarısında İngilizlerle birlikte geldi. Limanlardan, demiryollarından, İngiliz okullarından geçti. İlk kulüpleri kuranlar, oyunun kurallarını öğretenler, nasıl oynanacağını tarif edenler büyük ölçüde onlardı. Topla birlikte bir futbol anlayışı da taşınmıştı ülkeye.

Ama oyun bir yerde uzun süre misafir kalmıyor. İngiliz okullarının duvarlarından çıkıp Buenos Aires’in işçi ve göçmen mahallelerine, boş arazilere, sokak aralarına, potrerolara düştüğünde onu artık başka çocuklar oynuyordu. Düzgün sahaları yoktu, top her zaman bildiğimiz futbol topu değildi; daracık yerlerde topu kaybetmemek, rakibin karşısından bir yol bulmak, aniden yön değiştirmek, beklenmedik bir hareket icat etmek gerekiyordu. İngiltere’den gelen oyun, onu oynayanların hayatına karıştıkça değişmeye başladı.

Zamanla fútbol criollo diye anılacak, Río de la Plata’ya özgü yeni bir oyun kültürü filizleniyordu. Galeano, Gölgede ve Güneşte Futbol kitabında bunu şöyle anlatıyordu: “Buenos Aires ve Montevideo arsalarında yeni bir tarz, kendine has bir oynayış biçimi filizleniyordu. Futbolcular topun sadece tekmelenmediği, ayaklar adeta birer elmişçesine tutulduğu ve saklandığı o daracık alanlarda kendi dillerini yaratıyorlardı. İlk yerli virtüözlerin ayaklarında el toque (dokunuş) doğdu. Topa sanki bir gitara, bir müzik kaynağına dokunur gibi dokunuyorlardı.”

Değişen pasın uzunluğu ya da çalımın sayısından fazlasıydı. Topla kurulan ilişki değişiyordu. Zamanla bu futbolun bir adı daha olacaktı: La Nuestra. Bizimki. Bizim Futbolumuz…

Teknik beceriyi, yaratıcılığı, çalımı, pası ve hücum düşüncesini önemseyen bir futbol fikriydi. Hikâyesinin daha derininde, dışarıdan gelen bir oyunun mahalleden, çocukluktan, gündelik hayattan geçerek yeniden kurulması vardı.

Futbol tarihini İngilizlerin mekanik, Arjantinlilerin yaratıcı olduğu rahat bir karşıtlığa sıkıştırmak elbette mümkün değil. Aynı yıllarda İngiltere’nin işçi mahallelerindeki çocuklar da sokaklarda ve boş arazilerde kendi futbol dünyalarını yaratıyordu. Futbol kültürleri birbirinden öğreniyor, birbirini değiştiriyordu. Zaten futbolun en ilginç taraflarından biri bu ya; oyun yolculuk ettikçe aynı kalıyor ve aynı anda değişiyor.

Top aynı top, kale aynı kale, oyun yine on bire on bir. Buenos Aires’te topa başka bir tarih dokunuyor; Donostia’da başka bir toplum, Napoli’de başka bir kent, Barcelona’da başka bir siyasal ve kültürel hafıza. Dünyanın her yerinde aynı kurallarla oynanan futbol, içine karıştığı hayatla birlikte başka bir kültür yaratıyor.

César Luis Menotti’nin La Nuestra içindeki yerini de buradan anlamak mümkün. Onun derdi hangi dizilişle oynanacağından ibaret değildi. Nasıl futbol oynadığınızla nasıl futbolcu yetiştirdiğiniz arasında bir bağ olduğuna inanıyordu; oyuncuyu teknik direktörün planını yerine getiren bir parçaya dönüştüren futbol anlayışına itirazının arkasında da bu vardı.

Bugün Menotti’nin adını Maradona’nın adıyla birleştiren Maradona Menotti eğitim programı, bu düşünceyi çocukların ve antrenörlerin dünyasına taşıyor. İki ismin yan yana gelmesi tesadüf değil. Menotti’nin adı bu futbolun düşünsel mirasını taşıyor; Maradona’nınki sokağı, yoksul mahalleyi, halkla kurulan bağı ve futbolun uslu çocuğu olmayı reddeden o büyüleyici itirazı.

Bu anlayış üç aşamada ilerliyor: ayudador, formador, entrenador. Küçük yaşlarda çocuğun karşısına her şeyi bilen bir teknik direktör çıkmıyor. Ayudador, sözcüğün anlamına yakın biçimde yardımcı olan kişi; çocuğun oyunu keşfetmesine imkân tanıyor, ne yapacağını her adımda tarif etmek yerine onun top ve arkadaşlarıyla kurduğu ilişkiye eşlik ediyor; çocuk oynayarak öğreniyor.

Sonra formador geliyor. Oyunun içine futbol bilgisi daha fazla giriyor; çocuk zamanı, takım arkadaşını, rakibini okumaya başlıyor. Entrenador aşamasında taktik ve stratejik bilgi daha belirleyici hale geliyor. Çocuk küçük yaşta yetişkin futbolcunun minyatürü sayılmıyor. Dante Panzeri’nin yıllar önce “bırakın oynasınlar” diye özetlenebilecek itirazı da aynı yere dokunuyor.

Menotti’nin aradığı, çocukluğun oyun içinde bulduğu yaratıcılıkla futbol bilgisinin birbirini yok etmeden buluşabileceği bir yoldu. Bir futbol fikrinin ömrü onu bulan kuşağın ömrüyle sınırlı kalmayacaksa, çocuklara nasıl futbol öğrettiğiniz kadar o futbolun etrafında nasıl bir hayat kurduğunuz da önem kazanıyor.

Zira Buenos Aires’ten Donostia’ya uzanan yol burada anlam kazanıyor. İki ayrı futbol tarihinin ortaklaştırdığı soru, bir futbol kültürünün kendisini taşıyacak çocuklarla, antrenörlerle, kulüplerle ve yaşadığı toplumla nasıl ilişki kurduğu.

Bask ülkesinde futbolun hikâyesi elbette başka. Kendi dilini ve kültürünü koruma mücadelesinin, özellikle Franco yıllarında açık bir direnme biçimine dönüştüğü bir toplumda futbol da bu tarihin dışında kalmadı. Kulüpler, tribünler, formalar, hatta futbolcuların sahadaki varlığı zaman zaman bu direnişin ve kültürel hafızanın taşıyıcısı oldu.

Real Sociedad da bu tarihin içinden gelen, güçlü yerel aidiyetleri olan Bask toplumunun yüz yılı aşan kulüplerinden biri. Kulübün Donostia’daki Zubieta tesislerinde yıllar içinde kurduğu altyapı sistemi, bölgedeki futboldan ayrı bir ada gibi gelişmemiş. Arkasında uzun bir kurumsal birikim ve Real Sociedad’ın ekonomik imkânları olduğu kadar, Gipuzkoa’ya yayılan yerel futbol ilişkileri de var. Kulüp bölgedeki takımlarla yıllar içinde geniş bir ağ kurmuş; antrenörlerin gelişimine katkı sunmuş, kendi teknik insanlarını yerel futbol okullarına göndermiş. Çocukların Zubieta’ya gelemediği dönemlerde Real Sociedad antrenörlerinin onların bulunduğu kulüplere gittiği örnekler bile var.

Bu ilişkinin mantığı basit ama önemli: Çocuğu futbol bilgisinin bulunduğu merkeze taşımak tek yol değil; futbol bilgisini çocuğun bulunduğu yere de taşıyabilirsiniz. Böyle olunca yerel kulüp de ilişkinin içinde kalıyor, oradaki antrenör de. Çocuğun hayatı antrenman saatinde başlayıp bitmediği için okul ve aile de bu dünyanın dışında bırakılmıyor.

Bunun çok yalın bir nedeni var: Zubieta’ya giren çocukların büyük çoğunluğu hiçbir zaman Real Sociedad’ın A takımında oynamayacak. Futbol endüstrisinin pek konuşmayı sevmediği gerçeklerden biri bu. On iki yaşında profesyonel futbolcu olma hayaliyle bir akademiye giren yüzlerce çocuktan birkaçının o kapıdan geçeceğini biliyorsanız, geride kalanların hayatına ne olacağı önemsiz sayılamaz. Zubieta’nın “bir futbol akademisi hayal kırıklığı fabrikası olamaz” sözü ağırlığını biraz da buradan alıyor.

Böyle bakınca soru da değişiyor: Bir kulübün altyapısı nerede başlar, nerede biter? Çocuğun akademiye girdiği yerde mi, yoksa futbolun onun hayatına değdiği yerde mi?

Bu soruyla Amedspor’un son aylarda yaptığı çalışma da başka türlü görünmeye başlıyor. Kulüp 2026 baharında geniş bir coğrafyaya yayılan akademi seçmeleri başlattı. İlk açıklanan program 17 ili kapsıyordu. 30 Haziran’da 49 çocuk final değerlendirmesi için Amedspor tesislerine çağrıldı. Kulüp Başkanı Nahit Eren’in daha sonra açıkladığı verilere göre seçmeler boyunca yaklaşık 9 bin çocuğa ulaşıldı ve son değerlendirmelerin ardından 10 çocuk yatılı altyapıya alındı.

Bu rakama “Kaçından profesyonel futbolcu çıkar?” diye baktığınızda önünüzde büyük bir seçme havuzu var. Zubieta’dan buraya kadar gelen soru başka bir yere bakmamızı sağlıyor: Seçilmeyen çocuklarla ilişkinin seçmeler bittiğinde sona ermesi zorunlu mu?

O dokuz bin çocuk aynı zamanda büyük bir futbol coğrafyasını gösteriyor. Dokuz bin çocuğu Diyarbakır’a getirmek mümkün değil; zaten böyle bir futbol çevresi kurmanın yolu da hepsini merkeze taşımaktan geçmiyor. Iğdır’daki çocuk Iğdır’da, Muş’taki Muş’ta, Şırnak’taki Şırnak’ta kendi kulübünde oynamaya devam ederken Amedspor’un futbol dünyasıyla ilişki kurabilir mi? Onu çalıştıran antrenör bu ilişkinin parçası olabilir mi? Amatör kulüpler, belediyelerin spor imkânları, okullar, aileler, gerektiğinde üniversiteler aynı ağın içinde buluşabilir mi?

Toplumsal altyapı dediğimiz şey burada ete kemiğe bürünüyor: merkezi büyütmekten çok ilişkiyi çoğaltmak; herkesi Diyarbakır’a taşımadan Amedspor’un futbol fikrini bulunduğu yerde dolaşıma sokabilmek. Bir kulübün kendi toplumunda kök salmasının yollarından biri de bu olabilir.

Çocuğun bu hikâyedeki yeri profesyonel futbolcu olma ihtimalinden büyük. Futbol çocuğu başkalarıyla buluşturuyor; birlikte hareket etmeyi, birlikte düşünmeyi, gerektiğinde herkesten farklı bir çözüm üretmeyi öğreniyor. La Nuestra’nın doğduğu sokaklarda olduğu gibi bazen önündeki daracık yerden çıkmanın yolunu kendi buluyor. Futbol sahasına da kendi hayatıyla geliyor; diliyle, müziğiyle, ailesiyle, hafızasıyla, yaşadığı toplumun direnme ve var olma biçimleriyle.

Gençlerin bir araya gelebildikleri, kendilerini ifade edebildikleri imkânların daraldığı bir toplumsal hayatta futbolun böyle bir buluşma yaratmasının küçümsenecek bir karşılığı yok. Üstelik futbol endüstrisinin çocuğu giderek daha erken yaşlarda geleceğin profesyonel oyuncusu olarak ölçtüğü, seçtiği ve elediği bir düzende, onu kendi hayatından koparmadan futbolun içinde tutabilmek de başka bir ihtimal yaratıyor. Biri diğerini dışarıda bırakarak değil, birbirine değerek değişiyor. Amedspor’un kendi futbol kültürü de böyle bir karşılaşmanın içinde biçimlenebilir.

Hazır bir oyun karakterini tarihten çıkarıp bugünün sahasına koyamayız. Hiçbir halkın genlerinde 4-3-3 yok; hiçbir coğrafya doğuştan pres yapmıyor. Daha zor ve daha verimli olan, başkalarının cevaplarını kopyalamak yerine kendi cevabını arama cesaretini göstermek.

Böylece ilk yazıda ortaya attığımız soruya geri dönüyoruz: Bizim futbolumuz ne?

Cevabı bugün Amedspor’un yönetim odalarında hazır beklemiyor; benim bu yazının sonuna koyacağım birkaç cümlede de yok. La Nuestra’nın hikâyesi de birilerinin oturup Arjantin futbolunun nasıl olması gerektiğini yazmasıyla başlamamıştı. Bir oyun başka bir hayatın içine düşmüş, orada yeniden oynanmıştı.

Amedspor’un çevresindeki dokuz bin çocuk bu yüzden yalnız keşfedilmeyi bekleyen birkaç futbolcunun habercisi değil. Orada henüz nasıl oynayacağını bilmediğimiz geniş bir futbol dünyası var. Bir gün Amedspor altyapısından çıkan bir çocuğu izlerken yalnız iyi yetişmiş bir futbolcu görmeyip topa dokunuşunda, oyunu okuyuşunda, takım arkadaşıyla kurduğu ilişkide başka bir futbol fikrinin izini hissedebilir miyiz?

“Bizim futbolumuz ne?” sorusunun cevabı, onu bugünden tarif etmekten çok, o cevabın doğabileceği dünyayı kurabilmekte olabilir.

Ezberlerin ötesinde: Amedspor ile futbolu yeniden düşünmek

Zeyno BAYRAMOĞLU kimdir?

Zeyno Bayramoğlu, futbolu yalnızca sahada oynanan bir karşılaşma olarak değil; toplumsal, siyasal ve kültürel çatışmaların görünür olduğu bir alan olarak ele alan yazılar kaleme alır. Yazıları daha önce Gazete Duvar ve Yeni Yaşam Gazetesi gibi mecralarda yayımlandı.

Taraf-Der’in kurucularından olan Bayramoğlu, Passolig karşıtı mücadelenin içinde aktif olarak yer aldı.

Benzer Haberler

PISA 2025 sonuçları açıklandı

Türkiye, matematikte 38 ülke arasında 23.

Melih Gökçek’in ifadesi ortaya çıktı:

"Emekli maaşıyla geçiniyorum, oğlumun somut bir işi yok"

Elazığ’da yangın:

İki kişi yaşamını yitirdi

“Yurt dışına para aktarılması” soruşturması

Gökçek’in oğlu ve gelini için yurt dışı yasağı

Demirtaş’ın mesajını iletti

Selçuk Mızraklı tahliye edildi: 'Bu mücadeleye güç verin'

Mansur Yavaş, Kılıçdaroğlu’nun davetini reddetti

Kılıçdaroğlu: İmamoğlu siyasi tutuklu değildir