Bir ders çıkarıldığı kabulünden haraket edersek; “Barış ve Demokratik Toplum” sürecinin alacağı ivme, bölgesel gelişmelerin yaratacağı ekonomik ve siyasal fırsatlar, Türkiye’nin ikinci yüzyılı için düşünülen ve Kürt sorununun çözümüyle büyük bir rahatlamayı hedefleyen modelleme, Yeni Parti’nin rol alacağı bir ortaklaşma ve uzlaşı zemini yaratabilir. Daha doğrusu, Türkiye’nin ikinci yüzyılı fikriyatı ile “barış ve demokratik toplum” paradigması arasında bir uzlaşı zemini olduğu çok net ve Özgür Özel, “normalleşme” siyasetiyle attığı ama yarım kalan adımı, Yeni Parti ile yeniden ve deneyimlenmiş olarak daha sağlam atabilir.
Akın Olgun
Biraz kışkırtıcı bir soru ama bu ihtimali yok saymak da siyaseten yanlış olur.
Bazen aklımıza gelen ama dillendirmek istemediğimiz şeylerin karşımıza çıkmasıyla yaşadığımız suni şaşkınlık halinin de sanırım bununla çok ilgisi var.
31 Mart yerel seçimlerinden birinci parti olarak çıkan CHP’den kimse bir “normalleşme” söylemi beklemiyordu ama Özgür Özel buna cesaret ederek bir hamle yaptı ve “normalleşme” olarak tarif ettiği siyasetin ilk adımını attı.
Özel, “…ortaya koyduğumuz normalleşme, müzakere, diyalog, selamlaşma, milletin oylarına saygıdan dolayı o oyu verdiği partilerin genel başkanlarına hürmetsizlik etmemek, onlarla birbirine hakaret eden bir düzlemde buluşmamak normalleşmenin ta kendisidir” diyerek, başlatılan sürecin toplumsal kabulüne hem zemin hazırlıyor hem de ortaya çıkan tepkileri gögüsleyecek bir dil kullanıyordu o günlerde.
İmamoğlu’nun ve Kılıçdaroğlu’nun, normalleşme siyasetine dönük olarak memnuniyetsizlik taşıdıkları ise sır değildi.
İmamoğlu tepkisini, kendisine yakın ve siyaset okuması yapanlar üzerinden, Kılıçdaroğlu ise açıktan dile getiriyordu. (İtirazda ortaklaştıkları tek siyasi tutum da bu olabilir.)
Özel, erken seçim taleplerine de göz kırpıyor ama buna çok da gönüllü olmadığını, kimseyi kırmayacak bir denge içinde dillendirmeye çalışıyordu.
“Ben buradan şunu ifade etmek isterim. Erken seçim yapılabilmesi için 360 milletvekilinin oyuna ihtiyaç var. Bugün için böyle bir milletvekili sayısı bizde ve muhalefette yok zaten. İktidar istemeden erken seçim teknik olarak mümkün değil” söyleminin altındaki normalleşme dinamiği ve bunun Türkiye’nin ikinci yüzyıl siyasetindeki yerinin, o günlerde pek anlaşıldığı söylenemez.
Yaklaşık altı ay süren “normalleşme” siyaseti yerini, Bahçeli’nin çıkışıyla Kürt sorununun çözümüne bıraktı ve Bahçeli’nin Dem Partililerin elini sıkması ve ardından herkesi şaşırtan Öcalan çağrısı, yeni bir dönemin devlet eliyle inşa edildiğinin işaret fişeği oldu.
Türkiye’nin ikinci yüzyıl siyasetine dair Özel’in bir fikri olduğu ve hatta bu durumla ilgili kendisinin bilgilendirildiği konusunda çok fazla emare var ve “normalleşme”yi de bundan bağımsız düşünmemiz pek mümkün gözükmüyor.
Özel’in gördüğü ve üzerine inşa ettiğini düşündüğüm “normalleşme” eğer doğru şekilde yürütülebilseydi ve Özgür Özel partisinin içinde ve dışında oluşan basıncı dengeleme beceresini gösterebilseydi, belki de bugün çok farklı bir tablo ile karşılaşacaktık.
Siyasette en önemli şey ihtimalleri stratejik bir temele oturtarak, adımları buna uygun atmaktır. Özel’in en büyük sorunlarından biri, olasılıkları günlük siyaseti kotarma üzerine kurmasıdır diyebiliriz.
Bahçeli’nin, Cumhur İttifakı’ndaki yerine oynamak ve MHP’nin devlet içindeki rolünü küçümsemek, sanırım “normalleşme” siyasetinin en ölümcül hatasıydı. Oysa MHP’yi kendisine yakın tutup, Erdoğan’la kurulan bağı devlet üzerinden inşa etmeyi deneyebilirdi.
Özetle; Erdoğan ile Bahçeli’yi karşı karşıya getirme siyasetiyle, kendine alan açmaya çalıştıkça, tarafları birbirine yakınlaştırdığının ve CHP’nin devlet içindeki tasfiyesini hızlandırdığının farkında değildi İmamoğlu-Özel birlikteliği.
“Normalleşme siyaseti” boyunca, MHP’yi kışkırtan cümlelerin, ittifakın devlet ayağını küçümseme ve seçimlerden birinci parti çıkmanın abartılmış özgüveniyle doğrudan bağı olduğunu söylemek yanlış olmaz (Bunun bedelinin ne kadar ağır olduğuna ise hala şahitlik ediyoruz.)
Bu “özgüven”, devlette CHP’ye açılan ve Türkiye’nin yeni yüzyıl siyasetinde pay sahibi kılınarak yerini inşa etme fırsatı sunan yaklaşıma stratejik bakmayı da engelledi. (Tam da bu nedenle, her şey olup bittikten sonra, Bahçeli’nin elini tutan Özel’in artık durumu tersine çevirmesi pek mümkün olmayacaktı.)
Bu engelin, İmamoğlu ve Kılıçdaroğlu’nun farklı temellerde geliştirdikleri itirazlarla güçlenmesinin, Özel’in siyaset yapma becerisini zaafa uğrattığını söylemek de abartılı olmaz.
Yeni Parti’nin yolculuğunda da benzer şeylerle karşılacağız büyük ihtimal.
Oysa, Türkiyenin yeni yüzyıl siyasetinde, Yeni Parti’nin kendine bir şans oluşturması ve bu şansı örmesi de çok mümkün. “Normalleşme” siyasetini terk edişle başlayan sürecin neler getirdiği, ne tür sonuçlar doğurduğu ortada çünkü.
Devleti hesaba katmayan ve hatta “kurucu parti” olma üzerinden kendisinin devlet olduğu ilüzyonu içinde yaşayan ve dolayısıyla onunla nasıl baş edeceği konusunda hiçbir fikri olmayanların, devlet denen betonla yüzleşmesi oldukça ağır oldu ama önemli bir ders de aynı zamanda.
Bir ders çıkarıldığı kabulünden haraket edersek; “Barış ve Demokratik Toplum” sürecinin alacağı ivme, bölgesel gelişmelerin yaratacağı ekonomik ve siyasal fırsatlar, Türkiye’nin ikinci yüzyılı için düşünülen ve Kürt sorununun çözümüyle büyük bir rahatlamayı hedefleyen modelleme, Yeni Parti’nin rol alacağı bir ortaklaşma ve uzlaşı zemini yaratabilir.
Daha doğrusu, Türkiye’nin ikinci yüzyılı fikriyatı ile “barış ve demokratik toplum” paradigması arasında bir uzlaşı zemini olduğu çok net ve Özgür Özel, “normalleşme” siyasetiyle attığı ama yarım kalan adımı, Yeni Parti ile yeniden ve deneyimlenmiş olarak daha sağlam atabilir.
Türkiye’nin yeni yüzyılında yer almanın, kurucu rolü paylaşmanın ve siyasal liderliği açısından kendi geleceğini inşa etmenin yolu olabilir bu politika.
Tersi çok daha büyük bir yalnızlaşmayı ve hatta barış karşıtı güçlerin tarafına geçerek, kendisini tamamen tasfiye etmenin siyasetini doğurur ki bu büyük bir kayıp olur aynı zamanda.
Dolayısıyla, Kürt sorununun çözümünde, “barış ve demokratik toplum” paradigmasıyla şekillenen toplumsal barış ve entegrasyonun yanında durmak ve bu zemini toplumsal ve siyasal bir uzlaşının parçası olarak görmek çok mümkün.
“Biz muhalefetten vazgeçmiyoruz; normal demokratik ilişki kuruyoruz” diyerek, “normalleşme” temelli aldığı pozisyonunu formüle eden Özel, şimdi bu formülü hakiki kılabilecek bir imkana sahip. Yani Yeni Parti’ye…
Kürt siyasetinin, durum okuması yaparak aldığı tarihsel pozisyonun anlamı ve önemi de buralarda saklı.
Yarının iradesini inşa etmek ve “yeni Türkiye” paradigmasına uygun konumlanarak, Türkiye’nin sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik çıktısında “kurucu” olma iradesi geliştirmek olarak tarif edilebilir bu.
Yeni Parti için de önemli bir mücadele deneyimi var önlerinde. Eğer “devleti kuran” kibrinden kurtulup gerçeğe dönerlerse, yarını kurma ve yeni Türkiye siyasetinin paydaşı olmaları mümkün.
“Gençliğimiz var” sözünü stratejik kılmak çok olası.
Çünkü yarının siyasetinde, kimlerin olacağı sorusunun cevapları da buralarda gizli…







