Faik Bulut
Gazze üzerinden ve Aksa Tufanı şiarıyla 7 Ekim 2023’te İsrail’in denetimi altındaki topraklara Hamas’ın yaptığı baskını, Filistin-İsrail ve İsrail-Hizbullah savaşları izledi. Ardından Colani komutasındaki cihatçılar, Türkiye ve İngiltere’den destek alarak Aralık 2024’te Esad rejimini devirdiler.
Derken ABD, Türkiye, Fransa ve İsrail Halep’teki iki Kürt mahallesinden başlayan Kamişlo-Haseki-Rakka-Deyrizor hattındaki Kürtlere yönelik (Ocak 2024) temizlik operasyona izin verdiler. Bahsedilen kapsamlı silahlı olayların şu yahut bu şekilde Irak’ta siyasi çalkantı ve hatta fırtınaya yol açacağı söylendi ama beklenen olmadı. Ancak Irak, ABD ile İsrail’in 28 Şubat 2026’da İran’a yönelik kapsamlı hava-deniz harekâtından derinden etkilendi.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat 2026’da İran’a yönelik harekâtı, çatışmanın kapsamını genişletmiş ve ülke sınırlarından dışarı taşarak bölgesel bir savaşa dönüştürmüştür. Söz gelimi Lübnan’da İsrail’in aralıksız ve amansız saldırısına karşı Tahran bağlantılı Hizbullah, Siyonist düşmanına füze/roket-drone gibi hava araçlarıyla misilleme yapmaktadır.
Beklemede duran Yemen’deki Husi milisleri Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelere dâhil olarak Bab’ül menden kanalıyla Kızıldeniz ile Afrika boynuzuna giden deniz ulaşımını aksatmaya başlatmıştır.
Irak’taki Şiiler (Haşdi Şabi gibi) savaş öncesi ve sırasında sürekli saldırıya maruz bırakılan İran’ın yan cephesini oluştururken; İran destekli milis grupları Irak’tan İHA ve füze göndermekte, ABD ise misilleme ve cezalandırma kabilinden hava harekâtları gerçekleştirmektedir.
Savaş öncesinde durum şuydu: ABD, Haşdi Şabi bileşenlerinin (Ketaibu Hizbullah, Ketaibu İmam Ali, Hareket’ul Nuceba, Asaibu Ehl-i Hak gibi grupların) silahsızlanmasını, dağıtılmasını ve devlet yapısına entegre olmasını dayattı, bir yere kadar başardı da… Buna karşılık İran, ABD’nin baş hedefi olmaktan kurtarmak için grupların askeri faaliyetlerini azaltıp, devlet içindeki siyasi yönlerini ön plana çıkarmaya çalıştı.
Kasım 2025’te Irak’taki seçimlerde Tahran bağlantılı siyasi-yarı askeri milisler önemli bir mevzi kazandılar, ülke politikasında etkinleştiler. Dolayısıyla ülke içindeki nüfuzu tartışılan ve hatta etkisinin temizlenmesi istenen İran, politik açıdan tekrar güç kazanmış oldu.
İsrail-ABD ortak saldırısıyla başlayan 12 günlük çatışma (Haziran 2025) süresince bahsi geçen gruplar çatışma meydanından uzak durdular ve bir dönem için de olsa pasif konumda kalmanın olumlu sonuçlarından yararlanmaya baktılar.
Yaklaşık bir yıl sonra ise tekrarlanan ortak hava harekâtıyla birlikte Iraklı Şii milisler, hızla harekete geçtiler. Mesela Ketaibu Hizbullah, saldırının ilk anından itibaren “ABD’nin bölgedeki varlığına son verecek uzun erimli bir yıpratma savaşından” bahsetmeye başladı. Irak İslami Direnişi oluşumunun çatısı altındaki gruplar ise ABD-İsrail saldırısına misilleme kabilinden 16 silahlı saldırı gerçekleştirdiler.
Bu tarihten itibaren yoğunlaşarak artan İHA ve füze saldırıları, 10-18 Mart tarihleri arasında aşağıda adı geçen hedefleri vurdu:
“Erbil Uluslararası Havaalanı ve yakınındaki Harir Hava Üssü, Bağdat Yeşil Bölge’deki ABD Büyükelçiliği, Bağdat Diplomatik Destek Merkezi, büyükelçilik içindeki helikopter pisti ve büyükelçilik binası, Irak’ın güneyindeki Umm Qasr Deniz Üssü.
ABD ise aynı tarihlerde sistemli karşı saldırılarda bulunmuş; 12 Mart’ta Anbar, Babil, Diyala, Kerkük, Ninova, Selahaddin ve Wasit’teki Haşdi Şabi karargâhlarına yönelik 32 hava saldırısı neticesinde Ketaibu Hizbullah, Asaibu Ehl-i Hak ve Ketaibu İmam Ali bünyesinde ciddi kayıplar yaşanmıştır.
Anbar’ın Irak-Suriye sınırındaki Kaim ilçesinde, Ensarullah el-Evfiya bağlantılı 19. Tugay’a ait üç tesis eşzamanlı olarak vurulmuş (99 ölü, 123 yaralı); 14 Mart’taki harekât önemli bir kırılmaya işaret etmiştir. ABD’nin bu aşamadan itibaren yalnızca mevzileri değil, milis liderliğini de hedef almaya başladığı görülmüştür. Bu kapsamda Ketaibu Hizbullah sözcüsü ve kıdemli komutanı Ebu Ali el-Askari, Bağdat’taki saldırıda hayatını kaybetmiştir.
19 Mart’ta Bağdat, Selahaddin ve Ninova’daki Haşdi Şabi unsurlarına yönelik operasyonlar yeniden yoğunlaşmıştır. Bedir Örgütü lideri Hadi el-Emiri, 20 Mart itibarıyla 28 Şubat’tan bu yana 60’tan fazla Haşdi Şabi mensubunun öldüğünü, 100’den fazlasının yaralandığını açıklamıştır.” (Kaynak: Çağatay Balcı, İRAM Center, https://www.iramcenter.org/iran-abdisrail-savasinin-irak-cephesi-2780)
Bu gelişmelerden çıkan başlıca tespitler şunlardır:
1-) Iraklı Şii milislerin, beka (ölüm kalım) anlarında Tahran’ın ikinci cephesi rolünü üstlenerek düşmanları (ABD, Ürdün üzerinden İsrail, Irak Kürdistan Federal yönetimi, Peşmerge ve İranlı Kürt silahlı örgütleri) taciz edip caydırıcı güç olarak iş görebildikleri anlaşılmıştır.
2-) Sıcak cephede savaşan Haşdi Şabi komutanlarından bazıları saldırıların kurbanı oldular. Bu tür kayıplar, İran yönetiminin bin bir emekle eğitip yetiştirdiği milis ve komutan kaynağını önemi ölçüde azaltmıştır.
3-) İran yönetimine en yakın Haşdi Şabi unsurları ile Tahran yanlısı olmayan unsurların da (politikacı, asker, komutan, sivil vs) hedef alınması, Irak’ta genel bir istikrarsızlık ve iç çatışma/iç savaş tehlikesine işaret etmektedir.
4-) Bu türden çatışmalar İran’ın Irak’taki çok katmanlı ekonomik-siyasi-sosyal-askeri nüfuzunu zayıflatabilecek bir potansiyel taşımaktadır.
Irak’ta Soğuk Savaş
Çatışma ile sükûnet, vuruşma ile ateşkes, savaşma ile uzlaşma arasında bir yerde duruyor Irak. Diğer adıyla ‘Soğuk Savaş’ günlerini yaşıyor.
Londra merkezli Suudi dergisi El Mecelle, 2 Nisan 2026 tarihli nüshasında “Milislerin Devlete Saldırısı” başlığı altında dosya haber olarak konuyu ele alıp incelemeye başladı. Dosyanın sunumu için şöyle bir giriş uygun görülmüş:
“Irak, zor günlerden geçiyor. Egemenliğinin kırılganlığı giderek ön plana çıkıyor. ABD-İsrail’in İran ile savaşın kavşağındaki ülke, her ihtimale açık bir alana dönüşüyor.
Hükümet savaşa girmeyip tarafsızlığını koruyacağını ilan etmesine rağmen (Şii) milisleri İran lehine fiilen savaşa girdiler. Ülkenin dört bir yanı karşılıklı darbelere maruz kalmaktadır. Bu da ülkeyi ‘ne savaş ne de barış’ noktasına getirmektedir. Son gelişmeler, İran yanlısı güçler (sivil-askeri) ile devleti temsil eden kurumlar arasında şimdiye kadar ertelenmiş olan iç çekişme ve sürtüşmelerin gün yüzüne çıktığını göstermektedir.
Amerika ile İran’ın buradaki çok yönlü mevcudiyeti (nüfuz alanı, siyasi ve hegemonik rekabeti, askeri varlığı vs ) vesile edilerek şu anda sürmekte olan savaşın tırmanışa geçtiği bir ortamda Iraklı tarafların iktidar için kavga ve mücadele alanına dönüşebilir. Esasen hükümet, silahları devlet tekeline alıp tırmanan gerilimleri kontrol etmekten uzak bir noktadadır.
Çatışmaya sürükleme girişimlerinde en zayıf halkanın Irak olduğu söylenebilir; çünkü yıpranmakta olan devlet kendisine paralel bir güce karşı heybetini kaybetmiştir. Ülkenin geleceği için kesin bir karar vermekten aciz siyasi yönetim, ülkenin egemenliğini geri getiremediği gibi her şeye hükmeden silahı denetimi altına alamıyor.”
Irak Kürdistan Bölgesine yönelik saldırılar
28 Şubat 2026’da başlatılan İran savaşının ardından, İran İslam Cumhuriyeti ve müttefiki Iraklı Şii milisler, esas olarak Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) şemsiyesi altında faaliyet göstererek Irak’ın Kürdistan Bölgesi’ne karşı balistik füze ve insansız hava aracı saldırısını başlattılar.
11 Mart 2026 itibarıyla Irak’taki saldırıların çoğu (yaklaşık 200) Kürdistan Bölgesi’ne odaklanmıştır. Kürdistan bölgesi, Irak’taki farklı tesislerden çekilmiş olan Amerikan güçlerinin çoğuna ev sahipliği yapmaktadır.
Rûdaw sitesinin günlük olarak derlediği en son verilere göre, ABD ve İsrail’in İran’la savaşının başladığı 28 Şubat ile 5 Nisan arasındaki zaman diliminde Kürdistan Bölgesi 650 drone ve füzeyle saldırıya uğramıştır.
Son 24 saat içinde bölgeye 12 drone ile saldırı düzenlendi. Bunların 9’u Erbil ile Koye ilçesine, 3’ü Süleymaniye’ye yönelikti. Duhok, Halepçe ve Soran Bağımsız İdaresi’ne ise saldırı olmadı. Fakat geçmiş günlerde aynı bölgelere de füze ve drone saldırıları olmuştu. Erbil’e 516 drone ve füze düşerken, Süleymaniye’ye 107, Duhok’a 25, Halepçe’ye ise 2 drone düşmüştü.
İran yanlısı Şii milis grupları Seraye Evliya’ül-Dem, Irak’taki İslami Direniş ve Ashab’ül-Kehf saldırıların bazılarının sorumluluğunu üstlendi.
İran daha önce de “Mossad karargâhını” hedef alma bahanesiyle Kürdistan Bölgesi’ne saldırmıştı. Bunlar arasında 2022’te Erbil’e füze ve 2024’te hava saldırıları da vardı. Federal Irak ile Kürdistan Bölgesi arasına düşen topraklarda faaliyet gösteren Şii milisleri de geçmişte defalarca ABD üslerine saldırmıştı.
2025’te Şii milislerin insansız hava aracıyla gerçekleştirdiği bir saldırı, Xor Mor gaz sahasına isabet ederek büyük bir yangına neden olmuş ve özerk bölgenin hava savunma sistemlerinin iyileştirilmesi ihtiyacını açığa çıkarmıştı.
Kürdistan Bölgesi sürgündeki birkaç İranlı Kürt muhalif partiye de ev sahipliği yapmaktadır. İran, daha önce bu gruplara yönelik sınır ötesi saldırılar düzenlemiştir. Kendileri, 2018 ve 2022’deki saldırılar da dâhil olmak üzere İran’ın insansız hava aracı ve füzelerinin hedefi olmuşlardır.
İran Kürdistanı Siyasi Güçleri Koalisyonu altında birleşen bu gruplar, 2025-2026 İran protestoları sırasında, ABD askeri müdahalesi durumunda İran rejimini devirmeye ve İran Kürdistanı’nda otorite kurmaya çalışacaklarını belirtmişlerdir.
İsrail-ABD ortak saldırılarının başladığı gün, Kürdistan Bölgesi, özellikle de başkenti Erbil hedef alındı. Tekrarlanan patlamalar, hava saldırısını bildiren sirenler ile önlemeler zaman zaman iki saatten fazla süreyle duyulabiliyordu. Kürdistan Bölgesi’ne yapılan önceki saldırılara göre belirgin şekilde daha yoğun bir şekilde devam ediyordu.
İlk üç günde, sadece Erbil 70’ten fazla füze ve insansız hava aracı tarafından hedef alındı, ancak bölgedeki ABD hava savunma sistemleri bunların çoğunu önleyince çok az hasara yol açtı. Saldırılar Erbil Valiliğindeki Degala alt bölgesinin yakınında bulunan Peşmerge’nin 11. Tugayı’nın karargâhını ile Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne (YNK) bağlı Peşmerge’nin 70. Komutanlığı’nın karargâhını da hedef aldı. Sonucunda Asayiş kolluk kuvvetlerinden bir kişi öldü, bir diğeri yaralandı.
Duhok Vilayetine bağlı Çamanke petrol sahaları iki insansız hava aracı tarafından hedef alındı. Süleymaniye Şehri, Zargvez bölgesi, Dukan İlçesi ve Erbil’e bağlı Pirde, Koya İlçesi, Gomaspan ve Xabat İlçesi ile altı İran Kürt muhalif grubun mevzilendikleri yerler ile sivil kamplar da hedef alındı. Soran Bölgesi’ndeki sivil alanlar ise şunlardı: Turistik Şeklava yöresindeki oteller, enerji ve kamu tesisleri, Korek Dağı ile Zamnako Dağındaki telekomünikasyon ve meteoroloji istasyonları.
Voice of America Kurdî tarafından elde edilen videolarda, İran’a bağlı milislerin Kürdistan Bölgesindeki konutları hedef alan bir insansız hava aracı saldırısı gösteriliyor. 12 Mart’ta Erbil’deki bir İtalyan askeri üssüne füze isabet etti. Aynı gün, Erbil’de konuşlandırılmış Fransız birliklerinin kullandığı bir eğitim kampına başka bir saldırı düzenlendi; bir asker öldü, altısı yaralandı.
24 Mart’ta Erbil’de Peşmerge askeri üssünü hedef alan bir roket saldırısında altı savaşçı öldü, en az 30’u yaralandı. 28 Mart’ta, Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin ikametgâhı Duhok’ta bir insansız hava aracı saldırısının hedefi oldu. Ertesi gün Reuters, hava savunmasının Erbil’deki eski Kürt başkanı Mesud Barzani’nin ikametgâhı yakınlarında bir insansız hava aracını engellediğini bildirdi. Olaylar, “kırmızıçizgiyi” aşan ve Kürdistan Bölgesi’nin tarafsızlığını ve atışmadaki arabulucu rolünü baltalamayı amaçlayan siyasi bir mesaj ve önemli bir tırmanış olarak değerlendirildi.
29 Mart’ta ABD Büyükelçiliği tarafından yayınlanan bir güvenlik uyarısında, İran ve ona bağlı milislerin Süleymaniye ve Duhok’taki Amerikan üniversitelerini ve Kürdistan Bölgesi’ndeki ABD ile ilişkili diğer kurumları hedef alabileceği belirtildi. Mart 2026’nın sonlarına doğru Kürdistan Bölgesi 450’den fazla insansız hava aracı ve füze tarafından vuruldu.
1 Nisan’da üç İran Şahed isimli İHA, Erbil yakınlarındaki İngiliz petrol şirketi Castrol ile bağlantılı tesislere saldırdı ve enerji altyapısında hasara yol açtı. Aynı gün, ABD merkezli HKN Energy tarafından işletilen Duhok Valiliği’nin Çamanke alt bölgesindeki Sersing petrol sahasına insansız hava aracı saldırısı düzenlendi. 2 Nisan’da iki insansız hava aracı Erbil’deki bir kömür fabrikasını imha etti. 5 Nisan’da iki İHA Süleymaniye’nin Bahtiyari mahallesindeki yoğun nüfuslu yerleşim bölgelerine saldırdı.
Kürdistan Bölgesinde tedbir ve tepkiler
Xor Mor doğalgaz sahası, Kürdistan Bölgesi’ndeki elektrik santrallerine doğalgaz tedarikini durdurdu ve bu da elektrik kesintilerine yol açtı. Peşmerge, askeri üslerinden birinin hedef alınmasına karşılık, “bu terörist eylemlerin devamı cevapsız kalmayacak” uyarısında bulundu. Kürdistan Bölgesel Hükümeti (KRG) 1-4 Mart tarihleri arasında bölgedeki tüm okullarda, üniversitelerde ve enstitülerde resmi çalışma saatlerini askıya aldı. Terörle Mücadele Dairesi, hava saldırısı sirenleri duyulduğunda sakinlerin sığınak aramaları çağrısında bulundu.
Saldırılar, Kürdistan Bölgesi genelindeki okul ve üniversiteleri yüz yüze dersleri askıya almaya zorladı ve çevrimiçi öğrenmeye geçişe neden oldu. Kürdistan Bölgesi’ne yönelik günlük saldırıların ardından, Mesud Barzani ve Bafel Talabani de dâhil olmak üzere Kürt liderler, Irak sınır bölgelerinde faaliyet gösteren Şii milislerin saldırılarını durdurmak için federal Irak hükümetini “ciddi” adımlar atmaya çağırdılar.
Axios’a göre: ABD Başkanı Donald Trump, bombalama furyasının başlamasından bir gün sonra Kürdistan Bölgesi’nin iki ana partisinin liderleri Mesud Barzani ve Bafel Talabani ile “hassas” olarak nitelendirilen konuları görüştü. 1 Nisan 2026’da Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, ABD elçisi Tom Barrack aracılığıyla ABD Başkanı Donald Trump’tan bir mesaj aldı.
Trump mesajında, Barzani’nin Duhok’taki konutuna yapılan insansız hava aracı saldırısı da dâhil olmak üzere Kürdistan Bölgesi’ne yapılan saldırıları kınıyor ve 24 Mart’ta İran füze saldırısında öldürülen Peşmerge askerleri için başsağlığı diliyordu.
Saldırılar üzerine kınama ve destek gibi tepkilerini dile getiren ülkeler ile siyasi oluşumlar şöyle sıralanıyordu: İngiltere, Fransa, Almanya, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Katar, Ürdün, Arap Birliği teşkilatı, Irak’taki Sünni Azem İttifakı, Milli Bilgelik Hareketi Şii siyasi lideri Ammar El-Hakim, Kürdistan Toplulukları Birliği (KCK), Suriye’deki Kürt Ulusal Konseyi (ENKS). Rojava’daki genel protesto ve destek mitingleri de bunlara eklenebilir.
Bağdat semalarında uçaklar
Başkent Bağdat’ta tehlike veya saldırı anlarında sirenleri sadece Yeşil Mıntıka diye anılan ve genelde ABD ile yabancı diplomatik temsilciliklere ilaveten hükümet binalarının bulunduğu yerler için çalıyor. Gökyüzünde savaş uçaklarının gürültülerinin yanı sıra patlama sesleri de duyuluyor. Askeri ve tehlikeli hedefler içinse bombalamaların önceden duyurusu yapılıyor, sivil hedeflere yönelikse herhangi bir duyuru yapılmıyor.
Amerikalılar Haşdi Şabi bünyesindeki milislere ait askeri kışla, karargâh, üs veya mevzileri yahut bazı şahsiyetleri/önderleri/komutanları bombalarken; misilleme yapanlar “Irak İslami Direniş Koordinasyonu” (Evliya’ül Dem yahut Eshab’ül Kehf) adıyla kamuoyunu bilgilendiriyorlar.
Kürdistan Bölgesi ikili saldırının hedefi haline geliyor. Iraklı bazı Şii milislerin drone veya roketleri faaliyete geçtiğinde buna eşlik eden İran’dan fırlatılan füzeler ile İHA-SİHA gibi hava araçları gökyüzünde eksik olmuyor. Bazıları Erbil’deki Amerikan askeri üslerini, diplomatik temsilciliklerini, sivil altyapı tesislerini, otelleri ve hatta yerleşim birimlerini hedefleyebiliyor.
Amerikan askeri varlığına karşı kendini ve faaliyetlerini meşrulaştıran bu tür fraksiyonlar, esasen İran’ı savunmak için oluşturulmuş ideolojik ve askeri birimlerdir. Aynı zamanda ABD ve İsrail’e karşı bölge çapındaki nüfuz mücadelesinin de birer parçası durumundadır. Hal böyle olunca da Irak ülkesi, devletin ve resmi kurumların dışında yürüyen bir savaşın içine sürüklenmektedir. Egemenler devleti budayıp küçültürken devlet aygıtları atıl durumda kalmaktadır.
Bu haliyle Irak devleti çift başlı ve iki suratlı (biri sağa, diğeri sola bakan Roma Tanrısı) Janus’a benzemektedir. Janus, Roma mitolojisinde başlangıçların, sonların, kapıların, geçişlerin ve zamanın ikiyüzlü tanrısıdır. Biri geçmişe, diğeri geleceğe bakan iki yüzüyle (Ianus Bifrons) bilinir. Giriş çıkışları, değişimleri ve savaş-barış geçişlerini yönettiği için Roma’nın en önemli tanrılarından biri kabul edilir.
Irak’ın da biri devletin resmi olan, diğeri ona paralel oluşmuş silahlı kuvvetin/gücünü temsil eden ve “Savaşa da barışa da biz karar veririz!” diye dayatan ikinci bir yüzü vardır. Birden fazla askeri odak olması demek, Yüksek Yargı Kurulu Başkanı Faik Zeydan’ın dediği gibi: “Normalde devletin kullanması gereken yetkiler ile veya alması lazım gelen kararların gasp edilmesi anlamına gelmektedir.”
Bu ise savaş ve barış, ikili ilişkiler, yaşamsal siyasi ve ekonomik ortaklıklar hususunda bölgesel veya küresel devletlerin Irak’taki devlet aygıtına/hükümetine güvenemeyecek olması demektir.
Kürtlerin mihneti
Iraklı Kürtlerin coğrafya ile hikâyesi burada da bitmemektedir. Bilhassa son savaş sürecinde Kürdistan, İran ve onunla birlikte hareket eden birimlerin/güçlerin silahlarına hedef olmuştur. Hâlbuki Kürt yetkililerin İran ile araları genelde iyi sayılmaktadır. Yine de Kürtler, Tahran ve Irak’taki yandaşları tarafından “İsrail ve ABD ile birlikte İran’a yönelik komplonun içinde olmak” la suçlanmaktadır.
Bir yanıyla bakıldığında Irak Kürdistan bölgesi Türkiyeli, İranlı ve hatta Suriyeli bazı Kürtlerin güvenilir sığınağı haline gelmiştir. Bu ise Kürdistan’ın yumuşak karnı olarak görülmektedir. Söz gelimi ABD kendince İranlı Kürt örgütlerini silahlandırıp cepheye sürme girişiminde bulunmaktadır. Sırf bu durum bile Tahran’ın “Kürtlerin Rojhilat bölgesindeki güvenliği bozacağından” ürkmesine yol açmaktadır.
Doğrudur; KDP ve YNK liderleri bu savaşta taraf olmayacaklarını ilan etmişlerdir. Onlar açıkça ABD’nin safında yer almanın İran’ın nazarında kendisine karşı savaşmak anlamına geleceğinin de farkındadır. Bu yüzden son derece temkinli hareket etmektedirler. İran ise Kürtleri ürkütüp sindirmek ve pasif konumda tutmak için, füze ve İHA gibi hava araçlarıyla rastgele yahut planlayarak vurmaya devam ediyor. Kürdistan’ın ise caydırıcı-önleyici bir hava savunma sistemi henüz bulunmuyor.
Genel anlamda Kürtler, bilhassa Rojava’da çıkardıkları acı dersten ötürü Trump’ın vaadine asla güvenmiyorlar. İranlı Pasdaran güçlerinin cem gazabını üstlerine çekmekten yana hiç değiller; gelişmelere ve dengelere göre kendi halklarıyla bölgedeki halkların çıkarlarını esas alarak şimdilik beklemedeler.
Kurban edilmek istenen Kürtler
Irak Kürdistan Bölgesinden Ferhat Serbest Sindi, independent Türkçe gazetesindeki 6 Nisan tarihli değerlendirmesinde “Başurlu Kürtlerin karşı karşıya kaldığı Amerikan-İran jeopolitik acımasızlığı” çarpıcı biçimde özetlemektedir:
“Kürtlerin Bağdat’a karşı mücadelesinde ABD, Bağdat’ın yanında yer alıyor. Kerkük’ün Kürtlerden alınmasında da Haşdi Şabi’nin yanında durdu. Şimdiyse Haşdi Şabi’nin hükümette yer almasına ve sahada askeri varlığına izin vermeyeceğini söylerken bile, Kürtlerin konumlarını güçlendirecek hiçbir politikaya destek vermiyor.
Haşdi Şabi, Kürdistan Bölgesi’nin petrolünün tamamen kontrol edilmesini, Erbil, Süleymaniye, Duhok ile Halepçe’nin (Arap yoğunluklu) Wasıt ve Misan gibi yönetilmesini ve Kürt memur maaşlarının da diğer memurlar gibi direkt Bağdat tarafından ödenmesini istiyor. Bunun için Meclis’te yasalar çıkarmaya hazırlanıyor. Hedef; Kürdistan Bölgesi’nin statüsünün ortadan kaldırılması!
Kürtlerin kaderi, bunların maceraperestliğine ve ideolojik saplantılarına kurban edilmek isteniyor.
Kürtler ile Bağdat arasında pamuk ipliğine bağlı zoraki bir evlilik var ve 1991’den 2003 yılına kadar koptu-kopacak denilen bu evliliğin, 2005’te kabul edilen Anayasa ile kısmen güvence altına alındığı sanılıyordu.
Fakat gelinen aşamada, Şii’si ve Sünni’siyle Irak’ta gücü eline geçirenler veya biraz güç bulanlar, söylemlerini Kürt düşmanlığı üzerine kuruyor. O yüzden de Kürtlerin şu an kıldan ince ve kılıçtan keskin yolda yürürken, hayatta kalma ve varlıklarını sürdürmekten başka çareleri yok.
Bu kırılgan süreçte her şeyin mümkün olduğunu akıldan ırak tutmamak lazım… Kürtlerin zoraki evliliği ebediyen sürmez; fakat Kürtler isteyince de boşanma olmaz/olmadı/olmuyor.”
İç savaş ihtimali
Esasen İran yanlısı Şii milislerin saldırıları Kürtleri sindirip bastırmaya yönelik gibi görünse de Irak hükümeti ile devletinin bölünmüşlüğü nedeniyle, yakın gelecekteki saldırıların Kürtlerin tahammül sınırlarını aşacak kadar ileri gitmesi halinde ülkede bir iç savaşın çıkma ihtimalini de gözden kaçırmamalıyız.
6 Nisan’da Peşmerge karargâhına dört drone ile düzenlenen saldırının ardından açıklama yapan Peşmerge Bakanlığı, Bağdat’ın sessizliğini eleştirerek; “Bu durum devam ederse farklı tutumlar sergilemek zorunda kalacağız!” uyarısında bulundu.
Yanlış anlaşılmasın: Böyle bir iç savaş sadece Kürtler ile İran yanlıları arasında çıkabilir demiyorum; daha kapsamlı ve ürkütücü bir ihtimalden söz ediyorum.
Örnekleyelim: Birkaç yıl önce İran yanlıları ülke ve bölgedeki Amerikan nüfuzunu kırmaya çalıştılar. O sırada Pasdaran komutanlarından ve Kudüs Gücü sorumlusu Kasım Süleymani ile İran yanlısı Iraklı milis komutanı Mehdi Mühendis ABD tarafından Bağdat’ta katledilince, 2020 yılında parlamento Amerikan güçlerinin çekilmesi yolunda karar aldı.
Tahran tarafından desteklenen Bağdat hükümeti, Iraklı milislerle mutabakat halinde Kürtlere merkezi yaptırımlar uygulamaya başladı; su kaynaklarını kıstı, milli bütçedeki paylarını düşürdü, petrol satışını yargıya taşıdı. Kerkük’ün statüsü için çıkarılmış olan anayasanın 140. Maddesini uygulamadı; Peşmergeye gerekli silahları temin etmedi.
Bu kez ise Irak merkezi siyasetinde ve yönetiminde İran nüfuzunun azaltılması tartışmaları başladı. Yönetim ve partiler ikiye bölündü. Hükümet ile devletin belli kurumlarının yanı sıra ordu ve istihbarat İran’a mesafeli durdu. Buna karşılık hükümetin bir kanadı, Haşdi Şabi ve Şiilerin oluşturduğu Çerçeve Koordinasyonu (Nuri Maliki başkanlığındaki) İran tarafını tutmaya başladılar. Bu bölünmüşlükte Haşdi Şabi’nin daha fanatik bileşenleri, Irak ordusu ile istihbarat merkezlerini bile hedeflediler.
Böylesi bir karmaşa içinde, muhtemel bir savaş sadece Kürtlerle İran yanlıları arasında değil, daha geniş kesimleri içine alabilir. Bunun belirleyecek olan da İran’daki savaşın gidişatı ve sonucu olacaktır.







