“Allah’a karşı savaş açmak” olarak çevrilen Moharebeh suçunun geniş ve muğlak yorumu, siyasal içerikli davalarda idam cezalarının uygulanmasını kolaylaştıran temel hukuki araçlardan biri olarak öne çıkmaktadır. Devlete ve onun temsil ettiği İslami düzene yönelik tehditlerin bu kavram altında değerlendirilmesi, siyasal muhalefet ile ağır cezai yaptırımlar arasındaki sınırın belirsizleşmesine yol açmaktadır.
Ercan Jan Aktaş
İran, son yıllarda hem iç politik gerilimler hem de bölgesel gelişmelerin etkisiyle artan bir istikrarsızlık süreci yaşamaktadır. Özellikle ekonomik kriz, yüksek enflasyon ve toplumsal eşitsizliklerin derinleşmesi, geniş kitlelerin katıldığı protesto hareketlerini tetiklemiş; bu durum devletin güvenlik politikalarında sertleşmeye yol açmıştır. Bu süreçte idam cezasının kullanımında gözle görülür bir artış yaşanırken, söz konusu uygulamalar yalnızca adi suçlarla sınırlı kalmayıp siyasal içerikli davalarda da belirgin bir şekilde öne çıkmaktadır. İran yargı sisteminde önemli bir yer tutan ve “Allah’a karşı savaş açmak” olarak çevrilen Moharebeh suçu ise, bu bağlamda hem hukuki hem de siyasal boyutlarıyla tartışmaların merkezinde yer almaktadır.
Derinleşen ekonomik krize tepki olarak 28 Aralık 2025 tarihinde başkent Tahran’da başlayan protestolar Molla Rejimi’nin karşılaştığı en kitlesel eyemler olarak tarihe notunu düştü(1). Tahran’da başlayan protestolar, hızla yükselen enflasyon, artan gıda fiyatları ve İran riyalinin ciddi ölçüde değer kaybetmesi nedeniyle duyulan hoşnutsuzluktan kaynaklandı. Başlangıçta esnaf ve çarşı tüccarları tarafından yürütülen gösteriler, kısa sürede üniversitelere yayılarak çok sayıda öğrencinin katılımıyla genişledi. Göstericiler, dini lider Ali Hamaney’e atfen “Diktatöre ölüm” gibi hükûmet karşıtı sloganlar attı. Hareket, Jina Mahsa Amini’in ölümünün ardından 2022 yılında gerçekleşen protestolardan bu yana İran’daki en büyük toplumsal huzursuzluk dalgası halini aldı(2).
Tahran’ın ticari bölgelerinde başlayan yerel protestolar kısa sürede İsfahan, Şiraz ve Meşhed gibi diğer büyük kentlere yayıldı. Tahran’da protestolar öncelikle özellikle Büyük Çarşı çevresinde yoğunlaştı. Burada tüccarlar, hükûmetin harekete geçmesini talep ederek grev düzenledi. Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, güvenlik güçlerinin kalabalıkları dağıtmak için göz yaşartıcı gaz kullandığı görüldü. Protestolar büyüdükçe şiddetin artması ile sokaklarda infazlar hızla arttı. Zamanla protestoların hedefleri genişleyerek “özgürlük” çağrılarını ve hükûmetin devrilmesine yönelik açık talepleri de kapsar hale geldi(3).
10-11 Şubat gecesi, 1979 İran Devrimi’nin 11 Şubat yıldönümüne hazırlık kapsamında resmi törenler düzenlenirken, İran’ın çeşitli kentlerinde insanlar evlerinden açıkça hükûmet karşıtı sloganlar atıyordu. Benzer sloganlar önceki gecelerde de duyulmuştu. Human Rights Activists News Agency HRANA, bu sloganları “sivil itaatsizliğin kalıcı bir biçimi” olarak yorumladı(4).
28 Şubat ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri müdahalesi ile kitlesel eylemler bir anda durdu. Ancak İran savaş hali içinde de idamlara devam etti. “Casusluk”tan hüküm giyen Kuroş Keyvani de 18 Mart’ta idam edildi. Keyvani, ABD-İsrail’in İran’a saldırdığı Haziran 2025’teki 12 gün süren savaşın dördüncü günü gözaltına alınmıştı. Fars Haber Ajansı, İran yargı makamlarından yapılan yazılı açıklamayı; “Stratejik noktaların görüntü ve bilgilerini Mossad’a aktardığına ilişkin yargılama süreci tamamlanan Keyvani’nin idam cezası Yüksek Mahkeme tarafından onaylanmıştı. Keyvani’nin cezası infaz edildi,” şeklinde paylaştı.
19 Mart’ta, İran’da yetkililer, Ocak ayında hükûmet karşıtı protestolar sırasında iki polis memurunu öldürmekle suçlanan üç kişiyi – Mehdi Ghasemi, Saleh Mohammadi ve Saeed Davoudi -idam etti. İdam edilenler arasında bulunan Saleh Mohammadi 19 yaşında bir güreşçiydi. İnsan hakları izleme grupları, hızlı bir yargılama ve zorla alınmış bir itiraf nedeniyle idamın hukuka aykırı olduğunu belirtirken, Molla Rejimi’ne bağlı Tesnim haber ajansı, sanıkların Kum şehrinde yargılanıp idam edildiğini, İdam edilen üç İranlı “Allah’a karşı savaş açmak” suçundan da mahkûm edildiğini yazdı(5).
İran ceza hukukunda “Allah’a karşı savaş açmak” şeklinde çevrilen Moharebeh suçu, yüzeyde dini bir anlam çağrıştırsa da, uygulamada daha çok devletin temsil ettiği İslami siyasal düzen ve kamu güvenliğine yönelik tehditleri ifade etmektedir. Bu suç kategorisi, özellikle silahlı eylemler, “kamu düzenini bozma” ve “toplumda korku yaratma” amacı taşıyan fiillerle ilişkilendirilir. Nitekim protestolar sırasında güvenlik güçlerine yönelik ölümcül saldırılar gibi eylemler, yalnızca adi suç kapsamında değil, aynı zamanda rejime karşı bir tehdit olarak değerlendirilmekte ve bu nedenle “moharebeh” kapsamında yargılanabilmektedir.
Bu yönüyle söz konusu kavram, Iran’daki yargı pratiğinde siyasal muhalefet ile ağır cezai yaptırımlar arasındaki ilişkinin kurulmasında önemli bir araç olarak işlev görmektedir. Bu durum, özellikle insan hakları örgütleri tarafından, kavramın geniş ve muğlak yorumlanması nedeniyle eleştirilmekte ve adil yargılanma ilkeleri açısından sorunlu bulunmaktadır(6).
11 Mart 2007 Saveh’te doğan Mohammadi Kum’da büyür. Serbest güreşle antrenmanlara başladıktan sonra Greko-Romen güreşine geçer. Eylül 2024’te Rusya’nın Krasnoyarsk kentinde düzenlenen Saitiev Kupası’nda İran’ı temsil etti ve burada bronz madalya kazanmıştı(7). Mohammadi’nin ölümü 2018 İran protestolarında bir güvenlik görevlisini öldürmekle suçlanıp Şiraz’da idam edildikten sonra idam cezasının uygulanmasının sembolü haline gelen güreşçi Navid Afkari’yi yeniden gündeme taşıdı.
Muhammad Taghavi ve Şahrokh Daneşvarkar 30 Mart’ta idam edildiler. İdam edilen iki tutsağın, Halkın Mücahitleri (MEK) üyeliği ve “silahlı isyan” iddialarıyla, “ulusal güvenliği bozmak amacıyla toplanma ve iş birliği” suçlamaları kapsamında yargılandığı ve haklarında idam cezası verildiği belirtildi. Aynı şekilde İran Halkın Mücahitleri Örgütü’ne üye oldukları sebebiyle Babek Alipur ve Puya Kubadi 31 Mart’ta gizlice idam edildiler.
Ocak ayındaki protestolar sırasında askeri bir tesise yönelik saldırıya katıldığı gerekçesiyle tutuklanan 18 yaşındaki Amirhossein Hatami, 2 Nisan tarihinde idam edildi. Yargı makamlarının açıklamasına göre Hatami, Tahran’da yasaklı bir askeri alana girmek, tesise zarar vermek ve ateşe vermek, ayrıca silah ve mühimmata el koymaya teşebbüs etmekle suçlandı. İran güvenlik güçleri, idamından bir hafta geride kalmasına rağmen 18 yaşındaki protestocu Amirhossein Hatami’nin cenazesini hâlâ ailesine teslim etmedi; bilgili kaynaklar bunu, oğlu kaybının şokunu yaşayan yakınlarına yönelik bir baskı olarak nitelendirdi(8).
Emirhüseyin Hatemi 2 Nisan’da, Vahid Banyameryan ve Ebulhasan Muntazer 4 Nisan’da, Muhammed Emin Biglari ve Şahin Vahidperest ise 5 Nisan’da idam edildiler. 23 yaşındaki Ali Fehim 6 Nisan’da idam edildi.
IHRNGO Direktörü Mahmud Emiri-Mugaddem idamlarla ilgili olarak uluslararası toplumu acil tepki göstermeye çağırdı:“Bu idamlar, İslam Cumhuriyeti’nin hayatta kalma stratejisinin bir parçasıdır; rejim dış çatışmaların gölgesinde kendi halkına karşı savaş yürütüyor. Uluslararası toplumun acil yanıt vermesi gerekiyor. Mahkûmların durumu ve rejimin ölüm cezasını siyasi baskı aracı olarak sistematik kullanımının, İslam Cumhuriyeti ile yapılacak her türlü müzakere veya temasın temel koşulu haline getirilmesi gerekiyor(9).”
Iran’da 2025 yılı boyunca artan idamlar, yalnızca ceza adalet sisteminin işleyişine dair bir mesele olmaktan öte, siyasal iktidarın toplumsal muhalefeti kontrol etme ve bastırma araçlarından biri olarak değerlendirilmelidir. Ekonomik krizle tetiklenen ve kısa sürede geniş kitlelere yayılan protestolar, rejimin güvenlikçi reflekslerini bir kez daha güçlendirmiştirç. Buna paralel olarak idam cezalarında belirgin bir artış gözlemlenmiştir. Özellikle protestolarla bağlantılı davalarda, yargı süreçlerinin hızlandırılması, zorla alınmış itiraf iddiaları ve şeffaflıktan uzak uygulamalar, idamların hukuki meşruiyetine dair ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Bu çerçevede idam cezası, yalnızca bireysel suçların cezalandırılması değil, aynı zamanda toplumsal muhalefete yönelik caydırıcı bir mesaj üretme işlevi görmektedir.
Bu bağlamda, “Allah’a karşı savaş açmak” olarak çevrilen Moharebeh suçunun geniş ve muğlak yorumu, siyasal içerikli davalarda idam cezalarının uygulanmasını kolaylaştıran temel hukuki araçlardan biri olarak öne çıkmaktadır. Devlete ve onun temsil ettiği İslami düzene yönelik tehditlerin bu kavram altında değerlendirilmesi, siyasal muhalefet ile ağır cezai yaptırımlar arasındaki sınırın belirsizleşmesine yol açmaktadır. Bu durum, uluslararası insan hakları standartları açısından ciddi ihlaller doğurmakta ve özellikle adil yargılanma hakkı, ifade özgürlüğü ve yaşam hakkı bakımından derin tartışmaları beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla İran’daki idam pratiği, yalnızca iç hukuki bir mesele değil, aynı zamanda uluslararası toplumun dikkatle izlediği ve müdahil olmayı tartıştığı yapısal bir insan hakları sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır.
2- https://apnews.com/article/iran-traders-protest-rial-currency-ddc955739fb412b642251dee10638f03
4- https://www.en-hrana.org/day-45-the-protests-nighttime-chants-and-intensified-police-presence/
6- United Nations Human Rights Council (2023). Situation of human rights in the Islamic Republic of Iran.
7- https://www.iranintl.com/en/202603191432
8- https://www.iranintl.com/en/202604067988
9- https://bianet.org/haber/abd-saldirisi-altindaki-iran-idamlari-surduruyor-ali-fehim-8-gunde-infaz-edilen-10-protestocu-oldu-318420







