Gökçer Tahincioğlu
Bu uzun yargılama sürecini anlayabilmek için uzun bir tarihi sabırla okumak gerekiyor.
9 Temmuz 1998 günü İstanbul’da, tarihi Mısır Çarşısı’nın girişindeki bir yiyecek büfesinde meydana gelen patlamada 7 kişi hayatını kaybetti 100’ü aşkın kişi yaralandı. Olayın ardından başlatılan soruşturmada, iki hafta boyunca altı ayrı tutanak hazırlandı, rapor düzenlendi. Bu tutanak ve raporların tamamında, “bomba bulgusuna, buna ilişkin bir parça, madde veya malzemeye rastlanmamıştır” yorumu yapıldı.
Patlamanın yaşandığı iş yeri, daha önce usulsüz ve normal sayıdan fazla tüp bulundurduğu için uyarılmıştı. Uzmanlar da tüplerdeki gaz kaçağının tabana yayılmasından kaynaklı olarak patlamanın meydana gelmiş olabileceği görüşünü savcılığa iletti.
Ancak Sosyolog Pınar Selek, patlamadan iki gün sonra, 11 Temmuz’da terörle mücadele şubesi ekipleri tarafından gözaltına alındı. Ancak bu gözaltının patlamayla herhangi bir ilgisi yoktu. Selek, bir süredir alanıyla ilgili bir çalışma yürütüyordu ve bu çalışmalar nedense “göze batmıştı.”
“PKK terör örgütüne üye olmakla” suçlanıyordu. DGM Başsavcılığı talimatıyla yedi gün gözaltında tutulan Selek, bu süreçte avukatları ve yakınları ile görüştürülmedi. Adli tıp raporlarına göre Filistin askısı, elektrik gibi işkence yöntemleri ile ifadesi alındı. Kolunun çıkması nedeniyle emniyette düştüğü ve kolunun çıktığı yönünde tutanak düzenlendi. Yedi gün sonra savcılığa çıkartıldı. Savcılık ve hakimlik, işkence altında ifade verdiğini söylemesine rağmen tutuklamaya hükmetti. Bütün bu süreçlerde avukat yardımı alamadı.






