İsrail ile Lübnan arasında varılan çerçeve anlaşması, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına ve buna bağlı olarak İsrail’in Lübnan’dan kademeli olarak çekilmesine odaklanıyor. Ancak daha önceki yıllarda da gündeme gelen ve sonuç üretmeyen bu çerçeveye yönelik kuşkular bulunuyor; İran’daki savaş ve oluşan yeni şartlar da belirsizliği derinleştiriyor.
HABER MERKEZİ – İsrail ile Lübnan arasında ABD’nin arabuluculuğunda 23 Haziran’da Washington’da gerçekleştirilen beşinci tur görüşmelerin dördüncü gününde bir çerçeve anlaşma imzalandı. Anlaşmanın odak noktası Hizbullah’ın silahsızlandırılması, bunun karşılığında İsrail’in kontrol ettiği bölgelerden kademeli olarak çekilmesi ve Lübnan hükümetinin merkezi otoritesinin tesis edilmesi üzerine kurulmuş durumda.
Neler var, çözüm mümkün mü? | İsrail-Lübnan anlaşmasının detayları ortaya çıktı
İsrail, Lübnan hükümeti ve arabulucu ABD anlaşmadan memnun, ancak İran destekli Hizbullah örgütü çerçeve anlaşmasına karşı olduğunu duyurdu.
Sürecin geleceği yine belirsiz | Çerçeve anlaşma imzalandı: İsrail ve Lübnan memnun, Hizbullah karşı
İmzalanan çerçeve anlaşmasının sahada bir karşılığının olup olmayacağına ve dolayısıyla bir çözüm getirip getirmeyeceğine ilişkin ise belirsizlik bulunuyor. Reuters haber ajansına göre, anlaşma, İsrail ile Hizbullah arasındaki temel çatışmayı çözmek yerine çıkmazı daha da derinleştirme riski taşıyor; zira uygulanabilirliğini az kişinin gördüğü bir anlaşma var: Hizbullah silahsızlanmayı kesinlikle reddetti ve hiçbir Lübnan hükümetinin bunu uygulama gücü yok.
Reuters konuşan analistler, Hizbullah’ın silahsızlanmasının olası görünmemesi nedeniyle, İsrail’in İran’daki savaşın ardından 2 Mart’tan bu yana kontrol ettiği güney Lübnan’da süresiz askeri varlığını sürdürmesi için siyasi bir zemine sahip olduğunu söylüyor. Analistlere göre, bu anlaşma Lübnan devletini yerine getiremeyeceği yükümlülükler ve tam olarak geri kazanamayacağı egemenlik arasında sıkışıp bırakıyor.
Reuters haber ajansına göre, çerçeve anlaşması aynı zamanda Lübnan’ın siyasi gerçekleriyle de çatışıyor; kırılgan mezhepçi bir devletten, iç savaş sonrası dönemde zorlama yerine güç paylaşımına dayalı bir sistem kurulmuş olmasına rağmen, ülkedeki en güçlü silahlı grupla yüzleşmesini istiyor.
Ajansa konuşan isminin açıklanmasını istemeyen üst düzey bir Lübnanlı siyasetçi, “Bu bir anlaşma değil, dayatılmış bir uzlaşma” dedi. Ona göre Lübnan ordusu, Hizbullah’ı silahsızlandırmak için ne yapılandırılmış ne de donanımlıydı ve bunu beklemenin hem grubun köklü askeri kapasitesini hem de Lübnan’ın istikrarının dayandığı kırılgan mezhep dengesini göz ardı etmek anlamına geldiğini söyledi.
LÜBNAN’IN ÜZERİNE ‘YÜK’ BIRAKILDI
Siyasi analistler, bu dengesizliğin anlaşmanın tasarımına önceden yerleştirildiğini, Lübnan’a kapsamlı yükümlülükler getirildiğini ancak İsrail’in geri çekilmesine dair karşılıklı bir garanti bulunmadığını söylüyor.
Beyrut merkezli analist Michael Young, “Bu anlaşma tüm yükü Lübnan’ın üzerine attı” diyor ve ekliyor: “İsraillilerin (güney Lübnan’da) süresiz olarak kalmasına olanak tanıyan bir yapı oluşturuyor.”
Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’nda görev yapan Lübnanlı akademisyen Fawaz Gerges, anlaşmanın “doğuştan ölü” olduğunu ve pratikte karşılanması imkansız bir koşula bağlı olduğu için yapısal olarak kusurlu olduğunu söyledi.
Gerges, İsrail’in güney Lübnan’da yaklaşık 8 ila 10 kilometre derinliğinde bir tampon bölge oluşturduğunu ve gelecekteki herhangi bir geri çekilmenin Hizbullah’ın silahsızlanmasına bağlı olduğunu söyledi. Anlaşmanın şartlarının tampon bölgenin uzun vadeli hale gelmesi ve diplomatik meşruiyet kazanması riskini taşıdığını belirten Gerges, bunu İsrail’e verilmiş siyasi bir “hediye” olarak nitelendirdi.
Lübnan’daki çatışma, ABD-İran savaşını sona erdirmeye yönelik diplomatik çabaların merkezinde yer almıştı. Ancak ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Lübnan ile İran’daki görüşmelerin ve süreçlerin birbirlerinden tamamen ayrı olduğunu söylemişti. Gerges, Washington’ın çatışmaları kasıtlı olarak birbirinden ayırmasının İsrail’e Lübnan’da daha fazla hareket özgürlüğü sağladığını söyledi.
İÇ ÇATIŞMA RİSKİ BULUNUYOR
Washington’da imzalanan çerçeve anlaşması, İsrail’in Lübnan toprakları üzerinde hiçbir hak iddiasında bulunmadığını teyit ediyor ve Lübnan ordusunun güneydeki otoritesini, Hizbullah da dahil olmak üzere devlet dışı silahlı grupların silahsızlandırılmasının doğrulanmasına bağlı kılıyor.
Netanyahu anlaşmayı daha geniş bir barışa yol açabilecek tarihi bir başarı olarak nitelendirirken, İsrail birlikleri ise İsrail’in kuzeyini olası saldırılardan korumak için tasarlandığını belirttiği güvenlik bölgesinde konuşlanmış durumda.
Netanyahu 27 Haziran’da yaptığı açıklamada, “Hizbullah ve diğer terör örgütleri silahsızlandırılana ve Lübnan’dan İsrail’e yönelik başka bir tehdit kalmayana kadar (güvenlik bölgesindeki toprakları) elimizde tutmaya devam edeceğiz” dedi.
Reuters’a konuşan üç üst düzey İsrailli yetkili, İsrail’in Lübnan’ın Hizbullah’ı silahsızlandırma yeteneğine pek güvenmediğini ancak anlaşmayı uzun vadede Lübnan ile barış inşa etme yolunda hayati bir diplomatik adım olarak gördüğünü söyledi.
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun, anlaşmayı Lübnan’ın egemenliğinin yeniden sağlanmasına yönelik ilk adım olarak değerlendirerek, bunun Lübnan halkının tamamen özgürleşmiş topraklara dönmesine olanak sağlaması gerektiğini söyledi.
Meclis Başkanı Nabih Berri ise, bunun “Lübnan’ın haklarını koruyan bir anlaşma değil, bir dikte anlaşması” olduğunu söyleyerek uygulanmayacağını belirtti.
Hizbullah lideri Naim Kasım, anlaşmayı “geçersiz” ve “teslimiyet” olarak nitelendirerek, İsrail ayrılmaya zorlanana kadar savaşmaya devam edeceklerini söyledi. Hizbullah milletvekili Hasan Fadlallah ise Lübnan’da “iç çatışma” uyarısında bulundu.
Hizbullah’ı zorla silahsızlandırma girişimi, mezhepsel gerilimleri daha da derinleştirme riskini taşır.
Zorluklar daha fazla: İç savaş ihtimali var | Lübnan ateşkesin uzatılmasını isteyecek
ANLAŞMANIN UYGULANMASI SORUNLU: HİÇBİR ŞEY OLMAYACAK
Bölgesel analist ve eski İsrail askeri istihbarat subayı Danny Citrinowicz, Hizbullah’ın dağıtılmasının “asla gerçekleşmeyecek bir şey” olduğunu ve anlaşmanın fiilen İsrail’in süresiz askeri varlığını meşrulaştırdığını söyledi ve ekledi: “Hiçbir şey olmayacak. İsrail geri çekilmeyecek ve Hizbullah dağılmayacak.”
Citrinowicz, Hizbullah hâlâ silahlıyken ve kuzey İsrail’deki topluluklar yerinden edilmiş durumdayken hiçbir İsrail başbakanının geri çekilmek için yeterli iç siyasi alana sahip olmadığını söyledi.
Ona göre, Hizbullah’ın Litani Nehri’nin güneyinden çekilmesine, Lübnan ordusunun konuşlandırılmasının genişletilmesine ve devlet otoritesinin genişletilmesine odaklanan daha dar kapsamlı bir anlaşmanın başarı şansı daha yüksek olurdu.
Hizbullah yanlısı analist Muhammed Obeid de anlaşmanın uygulanmasının olası olmadığını belirterek, anlaşmanın hükümlerinin Hizbullah’ı silahsızlandırmak için devlet eylemine bağlı olması nedeniyle Lübnan’ın iç istikrarını alt üst edebilecek “patlayıcılar gibi” olduğunu söyledi.
ÖNCEKİ ATEŞKES VE YENİDEN BAŞLAYAN SAVAŞ
Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e saldırmasının ardından İsrail Gazze Şeridi’ne yönelik iki yılı bulan bir hava ve kara operasyonu başlattı ve Gazze büyük oranda yerle bir oldu. Bu yıkıcı savaşın ardından ABD Başkanı Donald Trump’ın açıkladığı Gazze Barış Planı kapsamında 10 Ekim 2025’te Hamas ile İsrail arasında ateşkes ilan edildi. Ancak barış planında öngörülen gelişmeler henüz yerine getirilmiş değil ve ateşkes de defalarca ihlal edildi.
2025 PANORAMA: Gazze’nin bir yılı | Trump geldi: Ateşkes bozuldu, büyük yıkım, yeni barış planı
Gazze’deki savaşın bir diğer cephesi ise Lübnan oldu. Hizbullah, Hamas’a destek amacıyla İsrail ile çatışmaya girdi. Hizbullah ve İsrail arasında bir yıl süren çatışmaların ardından, Kasım 2024’te İsrail ve Lübnan arasında bir anlaşma imzalandı. Anlaşma, düşmanlıkları sona erdirmeyi, İsrail’in güney Lübnan’dan çekilmesini ve Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını amaçlıyordu.
Lübnan hükümeti güney Lübnan’da Hizbullah silahlarına el koymaya başladı, ancak İsrail sonuçların anlaşmanın gerisinde kaldığını söyleyerek örgüte yönelik saldırılarını kademeli olarak yeniden başlattı.
ABD-İsrail ve ABD arasında 28 Şubat’ta savaşın başlamasının ve İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’i öldürmesinin ardından, Hizbullah kuzey İsrail’e ateş açtı. Bu durum, İsrail’in Lübnan’daki kara operasyonlarını genişletmesine, daha fazla toprağı kontrol altına almasına ve hava bombardımanını artırmasına yol açtı.
LÜBNAN, İRAN SAVAŞININ BİR DİĞER CEPHESİ HALİNE GELDİ
ABD-İran ve İsrail arasında 28 Şubat’ta başlayan savaşın bir diğer cephesi Lübnan’dı. Hizbullah’ın İran’a destek için İsrail’e saldırılara yeniden başlamasıyla 2 Mart’ta Lübnan’da da çatışmalar başladı. İsrail, Lübnan ve Suriye sınır hattında kritik bölgeleri kontrol altına almış durumda ve bir milyondan fazla kişi yerinden ayrılmak zorunda kaldı.
İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmaların geçmişi 1980’li yılların başlarına kadar uzansa da, Lübnan’daki son çatışmalar doğrudan İran’daki savaşla bağlantılıydı. Şimdiye kadar 4 binden fazla kişinin yaşamını yitirdiği Lübnan’daki savaşın durdurulması ve olası bir çözümün bulunması için atılan adımlar da İran’daki savaşın ve müzakerelerin gidişatına paralel seyrediyor.
‘Rutinleşen savaş cephesi’: Lübnan | Lübnan’da savaşın bir ayı geride kaldı
ABD-İsrail ve İran arasında 8 Nisan’da ateşkes ilan edilmesinin ardından Lübnan’da da ABD arabuluculuğunda İsrail ile Lübnan hükümeti arasında 34 yılın ardından ilk kez 12 Nisan’da doğrudan görüşmeler başladı ve ardından 16 Nisan’da ateşkes ilan edildi. Ardından bugüne kadar İsrail ile Lübnan heyetleri 4 kez görüşme yaptı ve her defasında ateşkesin süresi uzatıldı. Ancak sahada ateşkes karşılık bulamadı ve İsrail ile Hizbullah çatışmaları devam etti.
Son olarak İsrail ile Lübnan heyetleri 23 Haziran’da beşinci kez Washington’da bir araya geldi. Dört gün süren ve ardından bir çerçeve anlaşması duyurulan bu görüşme, ABD ile İran arasında 18 Haziran’da mutabakat zaptının resmin imzalanmasının ardından gerçekleşti.
LÜBNAN’DA ATEŞKES HALA KIRILGAN
ABD-İran mutabakat zaptın imzalanmasından bir gün sonra, 19 Haziran’da İsrail ile Hizbullah ateşkes konusunda anlaştı. Bu gelişme, 16 Nisan’da ilan edilen ve fakat sahada karşılık bulamayan ateşkesin bir devamı olarak değerlendirilmekle birlikte, ABD’nin İsrail’e yönelik Lübnan’daki operasyonlarını durdurması için ortaya koyduğu baskısı nedeniyle daha iyimser yorumlara da yol açıyor. Bu yeni ateşkesin ABD-İran müzakere sürecine paralel olarak Lübnan’daki savaşın sonlandırılmasına yönelik sonuçlara zemin sunabileceği kaydediliyor. Ancak İsrail ve Hizbullah arasında daha önce de defalarca benzer ateşkesler ilan edildi ve fakat kalıcı bir çözüme henüz varılmış değil ve bu, şimdiki ateşkesin de kırılgan olabileceğine işaret ediyor.
ZOR DENKLEM: İRAN HEM LÜBNAN’DAKİ SÜREÇTEN ÇIKARILMAK İSTENİYOR HEM DAHİL EDİLİYOR
Bir yandan ABD ile İran arasındaki müzakerelerin konusu olan Lübnan’daki savaş, diğer yandan doğrudan İsrail ile Lübnan arasındaki görüşmelerde çözüme kavuşturulmaya çalışılıyor.
İran’ın ısrarı üzerine, geçen hafta imzalanan mutabakat zaptı, Washington, Tahran ve müttefiklerinin Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerdeki askeri operasyonlara derhal ve kalıcı olarak son vermelerini şart koşuyor.
14 madde ve 60 günlük müzakere | Trump ve Pezeşkiyan mutabakat zaptını imzaladı
23 Haziran’da Körfez ülkelerini ziyaret eden ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Lübnan’da bir ateşkesin müzakere edilmesi ve sürdürülmesi sürecinin, İran ile yapılacak herhangi bir anlaşmadan ayrı tutulacağını belirtti.
Rubio’nun açıklamaları, Lübnan’daki sürecin zorluklarına da işaret ediyor. 28 Şubat’ta başlayan savaşın temel gerekçelerinden biri, İran’ın bölgedeki vekil güçlerine desteğinin kesilmesiydi; ancak halihazırda İran’ın yeniden Lübnan’daki vekil gücü Hizbullah üzerinden olası çözüm arayışlarının bir parçası haline getirildiği görülüyor. Bu durumun, Lübnan hükümetinin İsrail ile doğrudan görüşmelerde etkisinin kırılmasına yola açabileceği değerlendiriliyor. ABD’nin silahsızlandırılması için bir süreden beri baskı uyguladığı Lübnan hükümeti Hizbullah’ın askeri faaliyetlerini yasaklamıştı, ancak Lübnan hükümetinin sınırlı kapasitesi ve iç savaş endişesi nedeniyle yasak kararının da sahada bir karşılığı olmadı.
Zorluklar daha fazla: İç savaş ihtimali var | Lübnan ateşkesin uzatılmasını isteyecek







