BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Komün belediyeciliği mümkün mü?

Komün belediyeciliği mümkün mü?

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Menekşe KIZILDERE

Geçtiğimiz hafta Yeni Yaşam Gazetesi’nden Mehmet Ali Çelebi, Mardin Artuklu Belediyesi Eşbaşkanı Mehmet Ali Amak ile bir söyleşi gerçekleştirdi. Bu söyleşide kayyım rejimi, kent yoksulluğu, altyapı sorunları ve yerel demokrasinin karşı karşıya olduğu engeller tartışılırken, Amak önemli bir çağrıda bulunarak Artuklu’nun komün belediyeciliği konusunda pilot bölge olmaya hazır olduğunu ifade etti (1).

Bu çağrı yalnızca bir yerel yönetim önerisi değildir. Aynı zamanda günümüzün derinleşen ekonomik, sosyal ve siyasal krizlerine karşı alternatif bir toplumsal örgütlenme modeli tartışmasını da yeniden gündeme taşımaktadır. Peki komün belediyeciliği nedir? Toplumsal sorunlara kalıcı çözümler üretebilir mi? Daha önemlisi, bugün bunun somut zemini var mıdır?

Komün, en yalın anlamıyla toplumun kendi yaşamını doğrudan örgütleme biçimidir. Abdullah Öcalan’ın Demokratik Toplum Manifestosu’nda geliştirdiği çerçevede komün; devletçi merkeziyetçiliğin dışında kalan, toplumun kendi ihtiyaçları etrafında oluşturduğu demokratik, ahlaki ve politik örgütlenme hücresidir (2).

Komün; yalnızca bir mahalle meclisi ya da toplantı alanı değildir. Ekonomiden eğitime, ekolojiden kültüre kadar yaşamın bütün alanlarında toplumun karar alma ve uygulama süreçlerine doğrudan katılımını ifade eder.

Bu nedenle komün fikri yalnızca idari bir model değil, aynı zamanda bir toplumsallaşma modelidir. Devletin toplum adına karar verdiği yapılardan farklı olarak komünde toplum kendi sorunlarını tanımlar, önceliklerini belirler ve çözüm üretir. Mahalle meclisleri, kadın meclisleri, gençlik örgütlenmeleri, kooperatifler ve yerel dayanışma ağları bu yapının temel unsurlarıdır (2).

Demokratik toplum yaklaşımında temel mesele bir devletin yapıları değildir. Aksine devlet merkezli çözüm arayışlarının yarattığı tıkanıklıkları aşacak şekilde toplumun kendi demokratik kapasitesini geliştirmesidir (3). Bu nedenle demokratik toplum paradigması, iktidarın merkezileşmesine karşı toplumsal örgütlenmenin güçlendirilmesini esas alır. Toplum bu şekilde gücünü devletten değil kendi öz varlığından alır.

Aslında tarih boyunca toplumlar kriz dönemlerinde benzer örgütlenme biçimleri geliştirmiştir. Mahalle dayanışmaları, imece gelenekleri, köy ortaklıkları, kooperatifler ve yerel meclisler bunun örnekleridir. İnsan toplulukları devlet kurumlarından önce de yaşamlarını sürdürebilmiş, üretim yapabilmiş ve ortak kararlar alabilmiştir. Komün fikri tam da bu tarihsel toplumsal hafızanın günümüz koşullarında yeniden örgütlenmesi anlamına gelir.

Bugün yoksulluğun derinleştiği, sosyal bağların zayıfladığı ve kentlerin giderek yalnızlaşan bireylerden oluştuğu koşullarda komünal ağlar yalnızca ekonomik değil ahlaki bir işlev de görür. Dayanışma ağları güçlendikçe toplumsal denetim artar, yolsuzluk ve yozlaşma alanları daralır. İnsanlar birbirlerini yalnızca seçim dönemlerinde değil gündelik yaşam içerisinde de muhatap almaya başlar. Böylece yurttaşlık pasif bir kimlik olmaktan çıkarak aktif bir toplumsal katılıma dönüşür.

Sıkça sorulan sorulardan biri de şudur: Kurumsallık ile komünallik bir arada var olabilir mi? Aslında günümüzde bunun çok sayıda örneği bulunmaktadır. Dünyanın birçok yerinde katılımcı bütçe uygulamaları, mahalle meclisleri, yerel kooperatif ağları ve topluluk temelli üretim modelleri belediyelerle birlikte çalışmaktadır. Brezilya’nın Porto Alegre kentinde geliştirilen katılımcı bütçe uygulamaları, İspanya’daki çeşitli belediyecilik deneyimleri ve Rojava’da geliştirilen yerel meclis sistemleri toplumun karar süreçlerine doğrudan katılımını güçlendiren örnekler olarak değerlendirilmektedir (4).

Ancak tüm bu küresel örneklere ve teorik derinliğe rağmen, Türkiye gerçekliğinde “Komün belediyeciliği mümkün mü?” sorusu çok daha sert yapısal duvarlara çarpmaktadır. İlk olarak, mevcut hukuki ve idari mevzuat (başta 5393 sayılı Belediye Kanunu olmak üzere) merkeziyetçi bir vesayet üzerine kuruludur. Belediyelerin resmi bütçe planlamalarını, karar ve yetki mekanizmalarını yasal olarak “mahalle meclislerine” devretmesinin önünde ciddi bir bürokratik barikat bulunmaktadır. İkincisi ve daha yakıcı olanı ise yerel iradeyi sürekli askıya alan kayyım rejimidir. Seçilmiş iradenin dahi güvencede olmadığı, devlet merkezli baskıların bu denli yoğunlaştığı bir siyasi iklimde, en küçük bir öz-yönetim ve komünleşme girişiminin siyasal iktidar tarafından doğrudan bir tehdit olarak algılanma riski oldukça yüksektir.

Buna ek olarak, modelin pratik sosyolojisini de göz ardı etmemek gerekir. Derinleşen ekonomik krizin ve gündelik geçim mücadelesinin insanları bireysel bir hayatta kalma stratejisine zorladığı günümüzde, toplumun geniş kesimlerini sürekli aktif tutmak ve “katılımcı yorgunluğunu” aşmak kolay değildir. Komünalizm, sadece yukarıdan aşağıya bir alan açma meselesi değil, aynı zamanda toplumun bu katılımı sürdürebilecek zaman, enerji ve motivasyona sahip olmasıyla doğrudan ilişkilidir.

İşte tam da bu yapısal engeller ve riskler nedeniyle, komün belediyeciliği belediyenin sadece hizmet veren konforlu bir kurum olmasının ötesine geçmesini zorunlu kılar. Belediye yalnızca yol yapan, çöp toplayan ya da ruhsat veren bir yapı olmaktan çıkmalı; toplumun kendi öz-örgütlenmesini yasal ve fiili sınırları zorlayarak kolaylaştıran bir koordinasyon alanına dönüşmelidir. Türkiye’de uzun süredir yerel yönetimler bir yandan merkezi baskılarla, diğer yandan ekonomik krizlerin yarattığı kaynak yetersizlikleriyle karşı karşıya bulunmaktadır. Klasik belediyecilik anlayışı birçok yerde tıkanmaktadır. Tam da bu nedenle Artuklu Belediyesi’nin yaptığı çağrı dikkatle değerlendirilmelidir. Çünkü burada önerilen şey yalnızca yeni bir yönetim tekniği değil, tüm baskı mekanizmalarına karşı toplumun kendi örgütlü gücünü tabandan itibaren yeniden ortaya çıkarma arayışıdır (1).

Mardin gibi tarih boyunca farklı halkların, inançların ve kültürlerin birlikte yaşadığı bir kentte geliştirilecek başarılı bir komün belediyeciliği deneyimi, tüm yasal ve siyasal kuşatılmışlığa rağmen yalnızca yerel ölçekte sonuç üretmeyecektir. Aynı zamanda yoksullaşan, yalnızlaşan ve giderek daha fazla siyasal güvensizlik yaşayan toplumlar için de fiili ve güçlü bir direniş/yaşam modeli oluşturacaktır. Bugün dünyanın birçok yerinde insanlar yalnızca daha fazla hizmet değil, daha fazla söz ve karar hakkı talep etmektedir. Komün belediyeciliği, önündeki tüm devasa engellere rağmen, yerel yönetimlerde bu arayışın en gerçekçi ve devrimci karşılığı olabilir.


Referanslar

  1. Mehmet Ali Çelebi, “Komün için Mardin pilot bölge olabilir”, Yeni Yaşam Gazetesi, 2026.https://yeniyasamgazetesi9.com/komun-icin-mardin-pilot-bolge-olabilir/
  2. Abdullah Öcalan, Demokratik Toplum Manifestosu, Mezopotamya Yayınları.
  3. Abdullah Öcalan, Demokratik Uygarlık Manifestosu, Cilt V: Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü, Aram Yayınları.
  4. Yves Cabannes, “Participatory Budgeting: A Significant Contribution to Participatory Democracy”, Environment and Urbanization, Vol. 16, No. 1, 2004.

Menekşe KIZILDERE kimdir?

İklim krizi ve enerji politikaları alanında uzmandır. Yazılarında ekolojik kriz ile toplumsal eşitsizlikler arasındaki yapısal ilişkileri ele alır, demokratik modernite paradigması çerçevesinde alternatif ve eşitlikçi yaşam modellerini değerlendirir. Çalışmalarını bilimsel temelli ve toplumsal dönüşüm perspektifiyle sürdürmektedir

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz