Menekşe KIZILDERE
Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi, TJA’nın eski dönem sözcülerinden Ayşe Gökkan hakkında 19 yıl 6 ay hapis cezası verdi, tutukluluğunun devamına hükmetmiştti. Gökkan savunmasında Kürt kimliği ve kadın özgürlük mücadelesi nedeniyle hedef alındığını belirtmiş, yürüttüğü faaliyetlerin siyasal ve toplumsal nitelikte olduğunu ifade etmiştir. (1)
Yargılama sürecine dair değerlendirmelerde, Ayşe Gökkan’ın özellikle anadilinde yaptığı savunmanın, Kürt kadınlarının yaşadığı deneyimleri ve bu deneyimler üzerinden oluşan politik hafızayı görünür kıldığına dikkat çekilmektedir. Bu savunma biçimi, yalnızca bireysel bir ifade değil, aynı zamanda kadınların tarihsel tanıklığını kamusal alanda kurma biçimi olarak da değerlendirilmektedir.
Bu noktada temel soru şudur: Haksızlığa karşı söz kuran, sesini kısmayan ve deneyimini politik bir dile dönüştüren Kürt kadınlarına neden ağır cezalar verilmektedir? Bu soru bir tepki ifadesi olmanın ötesinde, yargı süreçlerinin siyasal anlamına dair bir sorgulamayı zorunlu kılar.
Ayşe Gökkan’a verilen 19 yıl 6 ay hapis cezası, yalnızca bireysel bir yargılamanın sonucu olarak değerlendirilemez. Bu ceza, Kürt kadın hareketinin son kırk yılda ürettiği hafıza ve hakikat alanına yönelik daha geniş bir siyasal müdahale olarak da okunmaktadır. Bu nedenle tartışma, davanın hukuki çerçevesinden çok siyasal ve tarihsel anlamına yoğunlaşmaktadır.
Kararın ardından yapılan değerlendirmelerde, Ayşe Gökkan şahsında kadın özgürlük mücadelesinin ve Kürt kadın hareketinin kriminalize edilmek istendiği yönünde güçlü bir ortaklaşma görülmektedir. Rojda Akkaya da Yeni Yaşam’daki değerlendirmesinde bu davanın bireysel bir yargılama değil, kadın hareketinin siyasal varlığına dönük daha geniş bir anlam taşıdığını ifade etmektedir. (2)
Ancak bu tartışma yalnızca kriminalizasyon ekseninde bırakıldığında eksik kalır. Çünkü burada mesele yalnızca siyasal faaliyetlerin yargılanması değil, aynı zamanda hangi hafızanın kamusal alanda meşru kabul edileceği meselesidir.
Kürt kadın hareketi son kırk yılda yalnızca bir politik mücadele üretmemiştir. Aynı zamanda savaşın, zorunlu göçün, kayıpların, cezaevlerinin, direnişin ve barış arayışlarının alternatif bir hafızasını da inşa etmiştir. Bu hafıza, devlet kurumlarının dışında; kadınların tanıklıkları, örgütlenmeleri, gazetecilik pratikleri ve sözlü tarih üretimleri üzerinden şekillenmiştir.
Bu bağlamda Kürt Kadın Özgür Basını, TJA başta olmak üzere, kadın örgütlenmeleri, yalnızca siyasal yapılar değil, aynı zamanda hafıza üretim alanlarıdır. Bu üretim biçimi, haber ya da siyaset faaliyetinin ötesinde toplumsal hafızanın yeniden kurulması anlamına gelmektedir.
Tam da bu nedenle Kürt kadın hareketi, yalnızca bir siyasal özne değil, aynı zamanda alternatif bir hafıza rejimi üreticisidir.
Ayşe Gökkan’ın konumu da bu çerçevede değerlendirilmelidir. Gökkan’ın gazetecilik ve aktivizm pratiği, bireysel bir biyografi olmaktan ziyade, Kürt kadın hareketinin tanıklık zincirinin bir parçasıdır. Onun çalışmaları, kadınların yaşadığı deneyimlerin kayda geçirilmesi ve kamusal alanda görünür kılınması üzerinden şekillenmiştir.
Bu nedenle verilen ceza yalnızca bir kişiye yönelmiş değildir. Aynı zamanda bu tanıklık ve hafıza üretim biçiminin kamusal alandaki meşruiyetine yönelik bir tartışmayı da görünür kılmaktadır.
Kararın verildiği siyasal bağlam da önemlidir. Türkiye’de yeniden barış, demokratik çözüm ve siyasal diyalog tartışmalarının gündeme geldiği bir dönemde, kadın hafızasını taşıyan bir isme verilen ağır ceza şu soruyu kaçınılmaz hale getirmektedir:
Barış hangi hafıza üzerinden kurulacaktır?
Çünkü barış yalnızca siyasal aktörler arasında yürütülen bir süreç değildir. Aynı zamanda toplumun kendi geçmişiyle kurduğu ilişkinin yeniden tanımlanmasıdır. Hangi geçmişin konuşulabildiği, hangi tanıklıkların meşru sayıldığı ve hangi hafızaların görünür olduğu, barışın niteliğini belirler.
Kadınların taşıdığı hafıza bu açıdan belirleyicidir. Çünkü kadınlar çoğu zaman yalnızca olayların tanığı değil, aynı zamanda toplumsal hafızanın sürekliliğini sağlayan aktörlerdir.
Bu nedenle Ayşe Gökkan kararı, yalnızca bireysel bir hüküm olarak değil, Kürt kadın hareketinin ürettiği hafızanın kamusal alandaki konumuna ilişkin daha geniş bir tartışma olarak okunmalıdır.
Sonuç olarak tartışma, cezanın süresinden ziyade, bir toplumun kadın hafızasını ve tanıklığını hangi siyasal çerçevede meşru kabul ettiğine ilişkindir.
Ayşe Gökkan’a verilen 19 yıl 6 ay hapis cezası, bu nedenle yalnızca bir mahkeme kararı değil; hafıza, hakikat ve siyaset arasındaki ilişkinin yeniden tanımlandığı bir siyasal eşiktir.
Kaynakça
(1) Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi kararı ve Ayşe Gökkan savunmasına ilişkin güncel basın yansımaları (bianet, yerel haber ajansları ve duruşma haberleri, 2026).
(2) Rojda Akkaya, “Ayşe Gökkan kararına ilişkin değerlendirme”, Yeni Yaşam Gazetesi, 2026.
(3) Jin Haber Ajansı (JINHA) arşivleri ve Kürt kadın hareketinin medya/tanıklık üretimi üzerine çalışmalar.
(4) TJA (Tevgera Jinên Azad) faaliyet raporları ve kadın özgürlük mücadelesine ilişkin saha metinleri.







