Şimdi şapkayı önümüze koyup düşünme zamanı. Yıllarını zindanlarda geçirenlerin ve yarın geri dönecek olanların özgürlüğünü kutlamak yetmiyor. Hayatlarını mücadeleye veren arkadaşlarımıza karşı bir hayat borcumuz var. Onlara yalnızca özgürlüğü değil, yeni bir yaşamı da birlikte kurmak zorundayız.
Menekşe KIZILDERE
Uzun yıllar siyasi tutukluluğun ardından, Kürt halkının özgürlüğü için kendi özgürlüğünü bedel eden birçok insan çeşitli hak gaspları ve ağır bedeller sonrasında özgürlüğüne kavuşuyor. Ferit Şahin de daha genç yaşında hayatının yaklaşık on yılını hapiste geçirmiş bir emekçiydi. Henüz özgürlüğünün sevincini yaşarken, ekmeğinin kaygısıyla çalışmaya başladı ve yaşamını acı bir iş cinayetinde kaybetti.
Özgürlük için mücadele edenlerin yüreğine başka türlü saplandı bu acı. Özgürlük ama yoksulluk, özgürlük ama emekçilik, özgürlük ama güvencesizlik… Ferit Şahin’i böyle kaybetmemeliydik. Özgürlüğe yeni kavuşan bir insanın daha nefes almadan emeğin en ağır ve en güvencesiz alanlarına sürüklenmesini normalleştirmemeliydik.
Şimdi şapkayı önümüze koyup düşünme zamanı. Yıllarını zindanlarda geçirenlerin ve yarın geri dönecek olanların özgürlüğünü kutlamak yetmiyor. Hayatlarını mücadeleye veren arkadaşlarımıza karşı bir hayat borcumuz var. Onlara yalnızca özgürlüğü değil, yeni bir yaşamı da birlikte kurmak zorundayız.
Ne devletten ne sermayeden medet ummadan, hayatını özgürlüğe ve direnişe adayanların yeni özgür yaşamını nasıl kuracağız?
Demokratik Toplum Manifestosu ile birlikte komünalite yeniden birçok tartışmanın merkezine yerleşti. Yerel yönetimlerden ekonomiye kadar birçok alanda komünleşme konuşuluyor. Ancak komünalite yalnızca bir örgütlenme biçimi değil, aynı zamanda toplumsal ihtiyaçlara hızlı ve doğrudan cevap üretme biçimidir.
Komün, bireyin yalnızca kendi çıkarını düşündüğü bir yapı olamaz. Komünaliteye giderken birey de dönüşmek zorundadır. Gerçek mücadele önce insanın kendisini kandırmamasıyla başlar. Komünalite de bu dürüst yüzleşmeyle başlar.
Bugün artık yoksulluğu değil, derin yoksulluğu konuşuyoruz. Servetin giderek daha küçük bir azınlığın elinde toplandığı bir dönemde yaşıyoruz. Dünya Eşitsizlik Veritabanı’nın verileri, Türkiye’de servetin önemli bir bölümünün en zengin yüzde 1’lik kesimin elinde toplandığını gösterirken (1), TÜRK-İŞ’in açlık ve yoksulluk araştırmaları milyonlarca emekçinin temel yaşam giderlerini karşılamakta zorlandığını ortaya koyuyor (2). Avrupa’da servet eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülkelerden biri haline gelen Türkiye’de bu uçurum her geçen gün daha da derinleşiyor (3).
Toplumu, zengin ve yoksul arasındaki uçurumdan daha derin bölecek başka bir gerçeklik yoktur. Yaşam giderleri, gıda fiyatları ve enerji maliyetleri yaşamın kendisini birçok insan için ağır bir yük haline getirmiştir. Bunun altında ezilmemenin yolu ise dayanışmadır.
İhtiyaçlara dayalı geliştirilecek komünal çözümler bu yükü hafifletmenin en güçlü yollarından biridir. Yerellerde gıda kooperatifleri kurmak, enerji kooperatifleri geliştirmek, dayanışma ağları oluşturmak ve bunları birbirine bağlayan koordinasyonlar yaratmak mümkündür. Dünya giderek daha fazla yerelleşirken aynı zamanda uluslararası dayanışma ağlarıyla birbirine bağlanmaktadır. Bir toplumun çözümü bazen başka bir toplumun deneyiminde ve dayanışmasında bulunabilir.
Toplumsal dayanışma devlet eliyle ya da sermayenin lütfuyla kurulmaz. Dayanışma, toplumun kendi iradesiyle kurulur. Herkes kendisini kurucu, inşacı ve sorumlu gördüğünde mümkün olur.
Emeği yoksulluğun mecburiyeti olmaktan çıkarıp toplumsal dayanışmanın bir parçasına dönüştürmek mümkündür. Bunun için yerel komünler kurabilir, bulunduğumuz yerin olanaklarına göre çözümler geliştirebiliriz. Daha 39 yaşında hem zindan hem emek sömürüsü yaşamış arkadaşımızı, onun adını taşıyan bir özgürlük, emek ve dayanışma komünü fikriyle onurlandırabiliriz. Acı kaybından, başka acı kayıpları önleyecek sonuçlar çıkarabiliriz.
Savaştan, sürgünden ve zindandan dönecek arkadaşlarımızın yeni yaşamlarını ihtiyaçlara dayalı komünlerle karşılayabiliriz. Onları “nasıl yaşayacağım, nereden başlayacağım” sorularıyla baş başa bırakmak yerine, toplumsal dayanışmanın sıcaklığıyla kucaklayabiliriz. İş, eğitim, barınma ve üretim alanlarında seçenekler sunabiliriz.
Kürt toplumu bir travma toplumudur. Nesiller boyunca savaşın, sürgünün, zindanın ve ölümün içinden dayanışarak çıkmıştır. Bu nedenle komünalite aynı zamanda öze dönüş anlamına da gelir. İlk komünler belki de yeni yaşamlarını kurmaya çalışan insanlara toplumun açacağı dayanışma kolları olacaktır.
Ferit Şahin’i geri getiremeyiz. Ancak onun ardından yalnızca yas tutmakla yetinmeyebiliriz. Onun yaşamından ve kaybından öğrenebiliriz. Özgürlük ve emek kavgasını duyacak, bu acıyı dayanışmaya dönüştürecek olan da bizleriz.
Ferit Şahin’in ailesine, yoldaşlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.
Kaynaklar
(1) World Inequality Database (WID), Türkiye Servet Eşitsizliği Verileri.
(2) TÜRK-İŞ, Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırmaları (2025–2026).
(3) UBS Global Wealth Report, Türkiye Servet Dağılımı ve Eşitsizlik Verileri.







