BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

İnsanın devlet sınırlarını yıkan sel, Nepal’de ne oldu?

İnsanın devlet sınırlarını yıkan sel, Nepal’de ne oldu?

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Belki de asıl soruyu burada sormalıyız. İnsan, doğanın sınırlarını aşmak için uygarlık kurdu. Dağları deldi, nehirleri çevirdi, devlet sınırları çizdi, enerjiyi kontrol etti ve kendisini doğanın üzerinde konumlandırdı. Fakat bugün doğa, insanın kurduğu bütün bu düzeneklerin birbirine ne kadar bağımlı olduğunu gösteriyor.

Menekşe KIZILDERE

Ülkenden dışarı çıkmak için insan uygarlığının koyduğu bürokratik engelleri aşmak üzere bir sınır kapısında beklediğinizi düşünün. Elinizde pasaportunuz, belgeleriniz, insanın yüzyıllar boyunca savaşlarla ve kanla çizdiği bir sınırın diğer tarafına geçmeyi bekliyorsunuz. Tam o sırada dağlardan kopan buz, kaya, toprak ve suyun önüne kattığı her şeyi sürükleyerek üzerinize geldiğini düşünün. Bir anda ne sınır kalıyor ne pasaport memuru ne de bekleme salonu. İnsan uygarlığının yüzyıllar içinde kurduğu yapay sınırlar, doğanın çok daha eski hareketleri karşısında birkaç dakika içinde anlamını yitiriyor.

26 Ağustos’ta Nepal ile Çin arasındaki Rasuwa sınır bölgesinde yaşanan felaket biraz da böyleydi. Yüksek dağlık alanda büyük bir buz ve kaya kütlesi koptu; kopan kütle aşağıya inerken yeni kaya ve toprağı da harekete geçirdi, nehrin önünü geçici olarak kapattı ve ardından su, çamur, kaya ve enkaz çok büyük bir güçle vadiden aşağı aktı. Bhotekoshi ve Trishuli nehir sistemine yayılan bu akış köprüleri, yolları, yerleşimleri, enerji tesislerini ve Nepal-Çin arasındaki önemli Gyirong sınır kapısını yok etti. 7 Eylül itibarıyla Nepal ve Tibet’te ölü sayısı en az 1.380’e ulaşırken 5.500’den fazla kişi hâlâ kayıp. Hidroelektrik santrallerindeki tünellerde yüzlerce kişinin mahsur kaldığı bildiriliyor (1). Belki de felaketin en çarpıcı görüntüsü sınır kapısında ortaya çıktı. İnsanlar bir devlet sınırını geçmek için ellerinde belgeleriyle beklerken, onları ayıran sınırın kendisi suyun, çamurun ve kayanın altında kayboldu. İnsan için sınır olan şey, dağ ve nehir için hiçbir zaman sınır değildi.

Burada insanın kendi yarattığı dünyaya ilişkin önemli bir soru ortaya çıkıyor: Uygarlıklar kuran insan, üzerinde yaşadığı doğanın sınırlarını gerçekten anlayabiliyor mu? Yaklaşık altı milyon yıllık insanlık tarihimiz bir yana, gezegenin milyarlarca yıllık tarihi karşısında insanın kurduğu devletler, kentler ve ekonomiler ne kadar kalıcı olabilir? Nepal’de yaşananlar insanın kendisini bazen bir böcek kadar küçük hissetmesine neden olabilecek türden bir felaketti. Mutfak tezgâhındaki bir yemeğin üzerine su döküldüğünde, orada bulunan küçücük bir sineğin kanatlarının ne kadar anlamsızlaştığını düşünün. Birkaç saniye önce düzenli görünen dünya bir anda yok olur. Nepal’de de insanın kurduğu düzen ile dağın, suyun ve toprağın hareketi arasındaki fark böyle görünür hâle geldi.

Nepal’de yaşanan felaketin sebebi iklim değişikliği mi?

Bu soruya cevap verirken dikkatli olmak gerekiyor. Bu felaketin tamamını “iklim değişikliğinin sonucu” olarak açıklamak bugün için bilimsel olarak doğru olmaz. Olayın doğrudan tetikleyicisi yüksek dağlık alanda meydana gelen buz-kaya çığı ve bunun nehir sisteminde yarattığı zincirleme hareketti. Ancak iklim değişikliğinin böyle dağlık sistemleri daha kırılgan hâle getirip getirmediği sorusu çok daha geniş bir iklim meselesinin parçası. Bilim bize şunu söylüyor: Dağ buzulları hızla kütle kaybediyor, kar ve buz düzenleri değişiyor ve yüksek dağlardaki su sistemleri giderek daha istikrarsız hâle geliyor. IPCC, buzulların geri çekilmesinin ve yüksek dağlardaki değişimlerin heyelan ve buzul gölü taşkını gibi tehlikeleri artırabileceğini; dağlık bölgelerde ısınma arttıkça sel ve heyelanlardan kaynaklanan zararların da önemli ölçüde artmasının beklendiğini belirtiyor. Aynı zamanda daha sıcak bir atmosfer daha fazla nem taşıyor ve yoğun yağışların şiddeti artıyor (2).

Dolayısıyla mesele yalnızca “buzullar eriyor” demek değil. Asıl mesele, ısınan bir dünyada daha önce birbirinden ayrı düşündüğümüz olayların birbirini tetiklemeye başlamasıdır: buzun değişmesi, kayanın hareket etmesi, suyun yön değiştirmesi, barajların ve enerji tesislerinin zarar görmesi, yolların kapanması, ticaretin durması ve insanların yaşadığı alanların yok olması. Nepal tam da bu nedenle küçük bir iklim krizi simülasyonu gibi görünüyor. Yıllardır iklim bilimcilerin sözünü ettiği aşırı sıcaklıkları, büyük selleri, yangınları, kuraklıkları, buzulların geri çekilmesini ve altyapının artan kırılganlığını artık yalnızca geleceğe ait ihtimaller olarak konuşmuyoruz. Dünya Meteoroloji Örgütü, 2025-2029 döneminde en az bir yılın sanayi öncesi döneme göre 1,5 dereceden daha sıcak olma ihtimalini yüzde 86 olarak hesaplamıştı. 2025 de ölçümlerde kaydedilen en sıcak yıllardan biri oldu (3, WMO, 2025).

Üstelik insanlığın verdiği yanıt hâlâ bu değişimin hızına yetişebilmiş değil. Bu yıl 9-20 Kasım arasında Türkiye’nin Antalya kentinde yapılacak COP31’de devletler yeniden iklim krizini, emisyonları ve uyum politikalarını konuşacak (3, UNFCCC, 2026). Fakat mevcut politikalar sürdüğü takdirde yüzyıl sonunda küresel sıcaklık artışının yaklaşık 2,8 dereceye ulaşabileceği hesaplanıyor. Yeni ülkelerin iklim taahhütleri bu tahmini bir miktar aşağı çekse de gezegenin güvenli bir yola girdiğini söylemek hâlâ mümkün değil (3, UNEP, 2025).

İnsanlık bir yandan doğanın fiziksel sınırlarına çarparken, diğer yandan yapay zekâ gibi yeni teknolojilerle dijital bir uygarlık inşasını hızlandırıyor. Ancak bu dijital dünya soyut bir alanda durmuyor; doğrudan somut bir enerji ve materyal tabana dayanıyor. Yapay zekâyı çalıştırmak için devasa veri merkezleri, çipler, soğutma sistemleri ve elektrik gerekiyor. Veri merkezlerinin elektrik tüketiminin 2030’a kadar iki katından fazla artarak yaklaşık 945 teravatsaat seviyesine ulaşması bekleniyor ve bu artışın en önemli nedenlerinden biri yapay zekâ. Bu durum iklim modellerinin bir gecede “yanlış” hâle geleceği anlamına gelmiyor. Fakat enerji talebinin geleceğini tahmin ederken kullandığımız varsayımları değiştiriyor. Eğer yapay zekâ beklenenden çok daha fazla elektrik tüketirse, bu elektriğin nereden geleceği de önem kazanıyor: Yenilenebilir enerji mi, doğal gaz mı, nükleer enerji mi? Yeni santraller nerede kurulacak, bunun için hangi madenler çıkarılacak, ne kadar su ve toprak kullanılacak? Yeni enerji ihtiyacı fosil yakıtlarla karşılanırsa, bugün kullandığımız iklim senaryolarının emisyon hesapları nasıl değişecek? Yani yapay zekâ, iklim krizinin yalnızca bir sonucu değil, enerji geleceğini değiştiren yeni bir aktör hâline geliyor.

Belki de asıl soruyu burada sormalıyız. İnsan, doğanın sınırlarını aşmak için uygarlık kurdu. Dağları deldi, nehirleri çevirdi, devlet sınırları çizdi, enerjiyi kontrol etti ve kendisini doğanın üzerinde konumlandırdı. Fakat bugün doğa, insanın kurduğu bütün bu düzeneklerin birbirine ne kadar bağımlı olduğunu gösteriyor. Abdullah Öcalan’ın son dönem uygarlık tartışmalarında ısrarla sorduğu temel sorulardan biri de insanın kurduğu uygarlığın kendi krizlerini üretip üretmediğidir. Buradan hareketle daha cesur bir soru sorabiliriz: Acaba sorun yalnızca iklimi değiştiren yanlış enerji politikalarında değil, kendisini doğadan ayrı ve doğanın üzerinde gören uygarlık anlayışında olabilir mi? Nepal’de yıkılan yalnızca bir sınır kapısı değildi. İnsan ile doğa arasına çizdiğimiz sınırın ne kadar kırılgan olduğu da bir kez daha görünür oldu. Belki Nepal bize geleceğin nasıl olacağını göstermiyor; belki de bu gelecek çoktan başladı.

Kaynakça

  1. Reuters (2026). Nepal marks national mourning day after deadly flood, 7 Eylül 2026; At flood-destroyed border, China teams scour ruins of once-busy port, 6 Eylül 2026.
  2. IPCC (2021/2022). Climate Change 2022: Impacts, Adaptation and Vulnerability, Chapter 4 ve Cross-Chapter Paper 5; Climate Change 2021: The Physical Science Basis, Chapter 11.
  3. WMO & UNEP & UNFCCC (2025/2026). World Meteorological Organization, State of the Global Climate 2025; Global Annual to Decadal Climate Update; UNEP, Emissions Gap Report 2025; UNFCCC, COP31 – Antalya, 9–20 November 2026.

 

 

Menekşe KIZILDERE kimdir?

İklim krizi ve enerji politikaları alanında uzmandır. Yazılarında ekolojik kriz ile toplumsal eşitsizlikler arasındaki yapısal ilişkileri ele alır, demokratik modernite paradigması çerçevesinde alternatif ve eşitlikçi yaşam modellerini değerlendirir. Çalışmalarını bilimsel temelli ve toplumsal dönüşüm perspektifiyle sürdürmektedir

Benzer Haberler

‘Cezasızlık sistematik bir politika’

Mahkemeden ödül gibi ceza: 18 ay hapis, o da ertelendi

‘Güvenlik bölgesi’nde yaşanmıştı

İsmail ve Elif Akın cinayeti: 14 yıl sonra 3 tutuklama

Yeni tarih açıklandı

DEM Parti Diyarbakır Kongresi ertelendi

İmamoğlu’ndan Mızraklı için geçmiş olsun mesajı

'Bu hukuksuzluklar insanların ömründen çalıyor'

‘Savaştan siyasete geçişi kalıcılaştırmalıyız’

Temel: DEM Parti için yeni dönem mevcut kalıplarla devam ettirilemez