BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Fransa ve İspanya Yanıyor

Fransa ve İspanya Yanıyor

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Fransa ve İspanya’daki yangınlar, Avrupa’nın iklim krizine karşı sahip olduğu teknolojik ve kurumsal kapasitenin bile tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. Asıl ihtiyaç duyulan şey, krizlere müdahale eden değil, krizleri önleyen bir ekolojik paradigma ve yaşam anlayışıdır. Aksi halde bugün Bordeaux ve Madrid çevresinde görülen felaketlerin yarın Akdeniz havzasının tamamına, ardından Avrupa’nın daha kuzey bölgelerine yayılması kaçınılmaz olacaktır.

Ercan Jan Aktaş

Avrupa, iklim krizinin etkisiyle giderek daha sık ve yıkıcı hale gelen aşırı sıcak hava dalgaları ve orman yangınlarıyla mücadele ediyor. İspanya ve Fransa’da hava sıcaklıklarının 40°C’nin üzerine çıkmasının beklendiği yeni sıcak hava dalgası nedeniyle meteoroloji kurumları alarm durumuna geçti. İspanya’da yangın riski “aşırı” seviyeye yükselirken, ülke tarihinin en büyük orman yangınlarından bazılarıyla mücadele sürüyor.

Fransa’nın özellikle Gironde ve Landes bölgelerinde etkili olan yangınlar ise yüksek sıcaklık ve şiddetli rüzgâr nedeniyle kontrol altına alınmakta güçlük çekiyor. Bordeaux kentine kadar yaklaşan alevler nedeniyle yeni tahliye hazırlıkları yapılırken, şimdiye kadar Fransa’da yaklaşık 220 bin, İspanya’da ise 100 binden fazla kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, yaşananları “İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana karşılaşılan en zorlu orman yangını mücadelesi” olarak nitelendirerek, önümüzdeki günlerde sıcaklıkların yeniden artacağı uyarısında bulundu.

Fransa’nın güney batısındaki en büyük kenti olan Bordeaux adeta ateş kuşatmasında. Resmi yetkililer tarafından “yüzyılın yangını” olarak ifade edilen orman yangınlarında şu ana kadar 42 bin hektar (103 bin dönüm) alanın yandığını ve 240 evin tamamen yıkıldığını aktaran Bordeaux’nun güneyindeki Cestas kasabasının belediye başkanı Jerome Steffe, “Benim şehrimde durum gerçekten felaket boyutunda” açıklamasını yaptı.

İspanya’da ise başkent Madrid’in batısını kasıp kavuran orman yangınları nedeniyle ilan edilen ulusal acil durumda 5. güne girdi. Uydu görüntüleri, Madrid’in batısında çıkan ve birden fazla yangının birleşmesiyle büyüyen orman yangınlarının 27 bin hektardan fazla alanı kül ettiğini ortaya koyuyor. Bölgede yaşayan çok sayıda kişi tahliye edilirken, evlerini kaybedenler büyük bir yıkımla karşı karşıya kaldı. Yerel yetkililer ise yaşanan felaketi bölge tarihinin en büyük orman yangınlarından biri olarak değerlendiriyor.

Fransız basınında (özellikle Le Monde, France Info, Libération, Le Figaro ve kamu kurumlarının açıklamalarına dayanan haberlerde) orman yangınlarının nedenleri tek bir faktöre indirgenmiyor. Ancak öne çıkan temel nedenler şu başlıklarda toplanıyor:

İklim krizi ve aşırı sıcak hava dalgaları

Fransız basınında en çok vurgulanan neden, insan faaliyetleri kaynaklı iklim değişikliği. 2026 yazının Fransa’da kaydedilen en sıcak yazlardan biri olduğu, peş peşe yaşanan sıcak hava dalgalarının (canicule) ve uzun süren kuraklığın ormanları son derece yanıcı hale getirdiği belirtiliyor. Özellikle Le Monde, bu yangınları “iklim değişikliğinin dramatik sonuçlarından biri” olarak tanımlıyor.

Uzun süreli kuraklık

Aylar boyunca devam eden yağış eksikliği nedeniyle toprak ve bitki örtüsünün nemini kaybettiği, çam ormanlarının adeta yanmaya hazır bir yakıt tabakasına dönüştüğü ifade ediliyor. Bu nedenle küçük bir kıvılcımın bile çok kısa sürede kilometrelerce alana yayılabildiği belirtiliyor.

Şiddetli rüzgârlar

Haberlerde sıkça kullanılan ifadelerden biri, yangınların “öngörülemez” (imprévisible) hale gelmesi. Bunun temel nedeni olarak rüzgârın yön değiştirmesi ve alevleri sürekli yeni alanlara taşıması gösteriliyor. Rüzgâr nedeniyle yangın cephelerinin birleştiği ve söndürme çalışmalarının zorlaştığı vurgulanıyor.

Orman yapısı ve yanıcı bitki örtüsü

Özellikle Gironde ve Landes bölgelerindeki geniş deniz çamı (pin maritime) ormanlarının reçineli yapısı nedeniyle çok hızlı yandığı belirtiliyor. Bazı analizlerde, geniş alanlara tek tür ağaç dikilmesinin (monokültür ormancılığı) yangın riskini artırdığı da tartışılıyor.

Yetersiz hazırlık ve altyapı

Bazı haber ve yorumlarda yalnızca iklim koşullarının değil, yangın önleme altyapısındaki eksikliklerin de etkili olduğu belirtiliyor. Yangın şeritlerinin (pare-feu) yetersizliği, bazı bölgelerde ulaşım yollarının eksikliği ve hava söndürme filosunun kapasitesi eleştiriliyor. Bu nedenle yangın başladıktan sonra çok daha ağır bedeller ödendiği ifade ediliyor.

Fransız basınında yangınların çıkış nedenine (kasten çıkarma, ihmal, elektrik hatları vb.) ilişkin henüz kesin açıklamalar yok. Ancak haberlerin ağırlık noktası, yangınların neden bu kadar büyük ve kontrol edilmesi güç hale geldiği sorusu üzerine kuruluyor. Bu sorunun cevabı ise büyük ölçüde iklim değişikliği, aşırı sıcaklıklar, kuraklık ve rüzgârın birleşik etkisi olarak sunuluyor. Basın yangınların nedeni yalnızca ateşin çıkması değil; iklim krizinin yarattığı aşırı sıcaklık, kuraklık, rüzgâr ve yetersiz uyum politikalarının birleşmesiyle yangınların artık kontrol edilemez felaketlere dönüşmesi olarak ifade ediyor.

Fransa ve İspanya’da yaşanan orman yangınları, artık yalnızca yaz aylarında karşılaşılan doğal afetler olarak değerlendirilemez. Yaşananlar, iklim krizinin Avrupa’nın merkezinde yarattığı yeni gerçekliğin en görünür ve en yıkıcı sonuçlarından biridir. Binlerce hektarlık ormanların, doğal hayatın yok olması, yüz binlerce insanın evlerini terk etmek zorunda kalması ve kentlerin alevlerle kuşatılması, ekolojik krizin artık geleceğe ait bir senaryo değil, bugünün somut gerçeği olduğunu ortaya koymaktadır.

Bu yangınlar, iklim değişikliği ile doğal ekosistemlerin tahribatı, plansız ormancılık politikaları ve yetersiz kamusal hazırlık arasında güçlü bir ilişki bulunduğunu da gösteriyor. İklim krizini yalnızca karbon emisyonlarının azaltılması meselesi olarak ele alan yaklaşımlar yetersiz kalmaktadır. Doğayla kurulan ilişkinin yeniden düşünülmesi, ormanların ekonomik bir kaynak değil, yaşamın vazgeçilmez ekolojik varlıkları olarak korunması ve afetlere karşı uzun vadeli kamusal politikaların geliştirilmesi artık ertelenemez bir zorunluluktur.

Fransa ve İspanya’daki yangınlar, Avrupa’nın iklim krizine karşı sahip olduğu teknolojik ve kurumsal kapasitenin bile tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. Asıl ihtiyaç duyulan şey, krizlere müdahale eden değil, krizleri önleyen bir ekolojik paradigma ve yaşam anlayışıdır. Aksi halde bugün Bordeaux ve Madrid çevresinde görülen felaketlerin yarın Akdeniz havzasının tamamına, ardından Avrupa’nın daha kuzey bölgelerine yayılması kaçınılmaz olacaktır.

Ormanlar yalnızca ağaçlardan ibaret değildir; su döngüsünün, biyolojik çeşitliliğin, iklim dengesinin ve toplumsal yaşamın temel dayanaklarından biridir. Bu nedenle yanan yalnızca ormanlar değil; ortak geleceğimiz, ekolojik güvenliğimiz ve yaşamın kendisidir. Bugün atılacak adımlar, yalnızca bir sonraki yangını değil, gelecek kuşakların nasıl bir dünyada yaşayacağını da belirleyecektir.

Ercan Jan AKTAŞ kimdir?

Sosyal bilimci, yazar ve aktivist. Çalışma alanları toplumsal barış, şiddet, militarizm, toplumsal cinsiyet ve vicdani ret. Sertav Çiya’ya Mektuplar – Yürümek (anı-belgesel), Yürümek (roman) ve Paris’te École des hautes études en sciences sociales’te tamamladığı tezine dayanan Vicdani Ret ve Sosyo-Politik Yaşama Etkileri kitaplarının yazarıdır. Fransa’da politik mülteci olarak akademi, basın ve aktivizm alanlarında çalışmalarını sürdürüyor.

Benzer Haberler

İhlal kararı yerine getirilmedi

AİHM Kavala’nın ikinci başvurusunu görüşecek

Meclis’te istismar davasında gerekçeli karar:

'Mağdur anlatımları birbirini doğruladı'

Guterres, Erhürman ve Hristodulidis görüştü

Kıbrıs için yeni bir 5+1 toplantı yapılacak

İran’da idam cezaları arttı

Af Örgütü: 60 kişi infaz riskiyle karşı karşıya

‘Çerçeve yasa’ bekleniyor

Meclis’in çalışma süresi uzatıldı

‘200’ün üzerinde belediye başkanı Yeni Parti’ye katılıyor’

Günaydın'dan Cemil Tugay ve Mansur Yavaş sorusuna yanıt

Erdoğan-Zeydi görüşmesi

Kritik başlıklarda ilerleme yok; TPAO’ya Kerkük’te “sınırlı ortaklık”