Geliştirdiği plastinasyon tekniğiyle insan bedenini çürümeden donduran ve “Körperwelten (Beden dünyası)” sergileriyle milyonları anatomik bir yolculuğa çıkaran Alman anatomist Gunther von Hagens hayatını kaybetti.
HABER MERKEZİ- Siyah fötr şapkası, deri yeleği ve elinden düşürmediği neşteriyle o, sadece tıp dünyasının değil, popüler kültürün de en sıra dışı figürlerinden biriydi. Kimileri için insan biyolojisini laboratuvarlardan çıkarıp sokaktaki insana anlatan cesur bir eğitmen, kimileri içinse ölümü ticarileştiren bir şovmen…
Geliştirdiği yöntemle ölümün doğal akışını durduran Alman anatomist Gunther von Hagens, 24 Temmuz’da Heidelberg’de yaşamını yitirdi. Ailesi, uzun süredir Parkinson ile mücadele eden 81 yaşındaki doktorun beyin kanaması nedeniyle hastaneye kaldırıldıktan bir gün sonra hayatını kaybettiğini duyurdu.
LABORATUVARDAN ÇIKAN KADAVRALAR MÜZELERE TAŞINDI
İlk olarak 1977 yılında Heidelberg Üniversitesi’nde başladığı çalışmalarla dikkat çekti : Su ve yağ dokularının özel polimerlerle değiştirilmesine dayanan “plastinasyon” tekniği sayesinde, organlar ve tüm bir insan bedeni bozulmadan, kokmadan ve formunu kaybetmeden onlarca yıl korunabilir hale geldiğini keşfetmişti.
Başlangıçta yalnızca anatomi dersliklerinde geleceğin doktorlarını eğitmek için tasarlanan bu buluş, 1995 yılında bambaşka bir şey evrildi : Von Hagens, gerçek insan bedenlerini cam vitrinlerin ardına koyduğu Körperwelten (Beden dünyası) sergisini hayata geçirdi.
Kasları anatomik detaylarıyla soyulmuş koşucular, satranç oynayan iskeletler, ata binen bedenler ve anne karnındaki fetüsler… Tıp fakültelerinin karanlık odalarına sıkışmış olan insan anatomisi, tarihte ilk kez bu kadar çıplak ve doğrudan bir şekilde geniş kitlelerin seyrine sunuldu.
Sergi, bugüne kadar dünya çapında 58 milyondan fazla ziyaretçi toplayarak kırılması güç bir rekor kırdı.
« TIP EĞİTİMİNİ DEMOKRATİKLEŞTİRDİM »
Sergiler daha ilk günden itibaren kamuoyunu ve akademi dünyasını ikiye böldü.
Bedenlerin estetik veya dramatik pozlarla sergilenmesini “insan onurunun ihlali” olarak nitelendirdi bir kesim. Özellikle dini kurumlar ve etik kurulları, ölümün bir ticari meta ve seyirlik bir nesne haline getirildiği gerekçesiyle seslerini yükseltti.
Sergiyi olumlu bulanlar da vardı : özellikle hastalıklı dokuların neye bezediğinin bu kadar açık görülmesi, sağlıkla ilgili farkındalığın artmasına da katkıda bulundu.
O ise sergisini “Tıp eğitimini demokratikleştirdim; insanlara kendi bedenlerinin mucizesini ve hastalığın yıkımını gösterdim » diyerek savundu.
ÇİNLİ İDAM MAHKUMLARINI MI KULLANDI ?
Tartışmalar estetik boyutla da sınırlı kalmadı. 2000’li yılların başında sergide kullanılan bazı bedenlerin Çin’deki idam mahkûmlarına ait olduğu iddiaları büyük bir skandal yarattı. Von Hagens, tüm bedenlerin rıza belgesiyle bağışlandığını ısrarla vurgulasa da, şaibe yaratan yedi bedeni Çin’e iade etmek zorunda kaldı.
Almanya’da da ceset temini ve unvan kullanımı sebebiyle hakkında defalarca soruşturma açıldı; ancak yargılama süreçlerinin çoğundan aklandı.
ARTIK KENDİSİ DE SERGİNİN BİR PARÇASI
2011 yılında Parkinson teşhisi konduğunu kamuoyuna açıklayan von Hagens, ölümünden sonra kendi naaşının da plastine edilerek Body Worlds kadrosuna katılmasını vasiyet etmişti.
Eşi ve iş ortağı Angelina Whalley, anatomistin bu vasiyetinin yerine getirileceğini doğrusal bir süreçle doğruladı. Ancak bu bedenin ziyaretçilerin karşısına çıkıp çıkmayacağına dair son kararın ilerleyen dönemde verileceğini belirtti.
1945 yılında bugün Polonya sınırlarında kalan topraklarda doğan ve Doğu Almanya’da büyüyen Gunther Liebchen (daha sonra ilk eşinin soyadı olan von Hagens’i aldı), tıp eğitimi aldığı yıllarda muhalif kimliğiyle öne çıktı. 1968’deki Prag Baharı’nı desteklediği ve Batı’ya kaçmaya çalıştığı için tutuklanarak iki yıl hapis yattı. Batı Almanya hükümetinin siyasi tutuklu fidyesi ödeyerek özgürlüğüne kavuşturduğu von Hagens, kariyerini Batı’da inşa etti.
Hapishaneden dünya müzelerine uzanan bu sıradışı ömür sona ererken, geride modern tıp tarihinin yanıtlanması en zor sorularından birini bıraktı:
Gunther von Hagens, insan anatomisini kitlelerle buluşturan cesur bir bilim insanı mıydı, yoksa ölümü ışıklar altında pazarlayan ilk küresel girişimci mi?





