Tuğçe Tatari
Sürekli diyoruz ki barış sürecinde masanın diğer ayağını oluşturan siyaset / devlet adına elle tutulur, somut bir adım atılmıyor olması zaten sürece dair oluşamayan güveni iyice tüketiyor.
Bu argümanı da hep bilinen ve tanınan isimlerin tahliyesi gibi konular üzerinden örnekliyoruz.
Oysa meselenin bir de pek gündemleşmeyen ama sürece rağmen, örgüt feshedilmiş olmasına rağmen, ‘örgüte herhangi bir katkı’ suçlamasıyla ceza almaya devam eden gazeteciler, yazarlar, düşünce insanları ayağı var.
Yani tahliyeyi bırakalım yeni tutuklamalar, yeni suçlamalar da durmuş değil!
Ve elbette bunlar çoğunlukla Kürt medyasında çalışan veya oralara yazılar yazan, Kürt kazanımlarını önceleyen kişilerden oluşuyor.
Açıkçası sürecin gidişatını izlemek adına da bu meseleyi önemli buluyorum; Kürtleri yargıladıkları ifade özgürlüğü davalarında düşen, cezasız kapanan, istinaftan dönen dosyaya pek rastlamıyorum bu aralar.
Öğretmen Bilge Aksu’nun yaşadıklarından da yine aynı merak sonucu haberdar oldum.
Bilge Aksu adlı bir öğretmen “PKK üyeliği” suçlamasıyla azımsanamayacak bir ceza almış, haber gözüme takıldı.
“PKK mı kaldı ki üyeliği hâlâ suç olsun” sorusuyla biraz duraksadım. Açıkçası binlerce insan yasal düzenlemelerle tahliye beklerken, hâlâ devam eden yeni cezalar meselesi hem manidar hem de bize bir şeyler gösteriyor olması açısından önemli.
Örgüt üyelerinin Kandil’den gelip hayata karışabileceklerinden, siyaset yapabileceklerden söz edilirken bu kararlar oldukça çelişkili. O manada da önemsiyorum dediğim gibi.
Neyse Aksu dosyasının peşine de bu saiklerle düştüm.






