BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Koç Beg, xelk dimîne, beg namîne!*

Koç Beg, xelk dimîne, beg namîne!*

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Senin fıkranda Kürt kadını konuşamaz. Ama gerçek hayatta Kürt kadınları üniversitelerde konuşur, meclislerde konuşur, akademide konuşur, sokakta konuşur, savaşta konuşur, barışta konuşur. Ve en önemlisi: O Türkçe bilmeyen kadının kızları büyüdü. Şimdi yalnızca konuşmuyorlar. Tarih yazıyorlar. Xelk maye, beg na mine. Halk kalır, bey kalmaz.

Menekşe KIZILDERE

Güne doksan yaşına gelmiş bir zenginin, bir erkeğin Kürt kadını hakkında sarf ettiği hadsiz sözleri duyarak başladık. Bu sözler bana bir kez daha gösterdi ki bu memleketin eski egemenlik aklının hayaletleri hâlâ aramızda dolaşıyor. Aradan onca yıl geçmiş olmasına rağmen Kürt kadını hâlâ tanınmıyor, hâlâ bir klişeye sıkıştırılıyor, hâlâ bir fıkranın içine hapsedilmek isteniyor. O halde yeniden konuşmak gerekir. Kürt kadını bir anlatı nesnesi değil, bir tarihsel özne olarak konuşulmalıdır.

Kürt kadınını iyi tanıyın. Kadına hapishane olarak ördüğünüz erkek egemen dünyanın duvarlarını yıkan kadınlarla tanışın.

Size ağaların, beylerin, devletlerin ve her türden tahakküm düzeninin karşısında durmuş Kürt kadınını anlatayım. Koç Beg! O Türkçe bilmeyen kadının kızları büyüdü. Sana bir çift lafımız var. Çok ağa gördük, çok bey gördük. Yeri geldi onları tarihin çöplüğüne gönderdik. Dilini tutamayan, gücünü aşağılamadan alan erkek aklıyla mücadele etmeyi de iyi biliriz.

Burada mesele tek bir kişinin sözleri değildir. Mesele, Kürt kadınını tarih boyunca “geri”, “cehalet içinde”, “sözsüz” ve “temsilsiz” bir figür olarak kuran zihniyettir. Bu zihniyet yalnız Türkiye’ye özgü değildir; 19. ve 20. yüzyıl boyunca Kürt toplumuna dair yazılan oryantalist ve devlet-merkezli literatürün de bir parçasıdır. Kürt kadınını ya görünmez kılan ya da folklorik bir nesneye indirgeyen bu bakış açısı, Kürt çalışmaları literatüründe uzun süredir eleştirilmektedir (1).

Benim çocukluğumda aile büyükleri bize Kürt tarihini kitaplardan değil, hafızadan anlatırlardı. Çünkü Kürt tarihi büyük ölçüde yazıya geçirilmemiş, parçalanmış, bastırılmış bir tarihtir. Bu yüzden hafıza sadece geçmişi değil, aynı zamanda bir direniş biçimini de taşır. Çocuklara soy anlatılırken kadınların isimlerinin de öğretilmesi, bu hafızanın en önemli parçalarından biriydi. Çünkü Kürt toplumunda kadın yalnızca aile içinde değil, toplumsal sürekliliğin taşıyıcısı olarak da konumlanır.

Kürt tarihinin yazılı kaynaklarının sınırlılığı, kadınların tarihsel görünürlüğünü daha da kritik hale getirir. Buna rağmen Kürt kadınlarının hem isyanlarda hem de toplumsal yeniden üretimde oynadığı rol, antropolojik ve tarihsel çalışmalarda giderek daha görünür hale gelmiştir (2). Kürt toplumsal yapısını inceleyen çalışmalar, kadınların yalnızca pasif bir konumda değil, aşiret yapıları içinde müzakere eden, zaman zaman siyasi karar süreçlerine etki eden ve toplumsal düzenin sürekliliğini sağlayan aktörler olduğunu ortaya koyar (3).

Belki de bu yüzden hafızada bazı kadın isimleri kalır. Tarih ile destanın iç içe geçtiği anlatılarda, kadın figürler yalnızca birer karakter değil, bir toplumsal hafızanın taşıyıcısıdır. Kürt kadınlarının tarih boyunca yalnızca ev içi rol ile sınırlı olmadığı, kimi dönemlerde siyasi aracılık, toplumsal örgütlenme ve direniş süreçlerinde aktif rol aldığı hem sözlü tarih hem de antropolojik literatürde yer bulur (3).

Kürt kadınının tarihsel rolünü yalnızca bireysel figürler üzerinden değil, yapısal bir hareketlilik üzerinden okumak gerekir. Dilar Dirik’in çalışmaları, Kürt kadın hareketinin son kırk yılda yalnızca bir “kadın katılımı” meselesi değil, doğrudan bir “toplumsal dönüşüm paradigması” olarak geliştiğini ortaya koyar (1). Bu hareket, kadın özgürlüğünü yalnızca hukuki eşitlik değil, toplumsal yeniden kurucu bir eksen olarak ele alır.

Bugün Kürt kadın hareketi, Ortadoğu’daki en organize kadın hareketlerinden biri olarak değerlendirilir. Bunun nedeni yalnızca savaş koşullarında ortaya çıkmış olması değildir; aynı zamanda kendi kurumsal yapılarını üretmiş olmasıdır. Kadın meclisleri, eşbaşkanlık sistemi, kadın akademileri, kadın kooperatifleri ve özsavunma yapıları bu hareketin temel bileşenleridir (1). Nadje Al-Ali ve Nicola Pratt gibi araştırmacılar, Kürt kadın hareketini küresel feminist literatürde “devlet-dışı feminist örgütlenme modelleri” arasında değerlendirir (4).

Koç Beg, Senin ancak itaat ettiğin devletleri değiştiren kadınlarız biz. İyi öğren.

Bugün Rojava deneyimi üzerine yapılan çalışmalar, bu modelin yalnızca bölgesel bir pratik olmadığını, feminist teori açısından yeni bir siyasal tahayyül sunduğunu tartışır (1). Bu tartışmalar özellikle ekoloji, demokrasi ve kadın özgürlüğü üçgeninde yoğunlaşır. Kürt kadın hareketi bu üç alanı birbirinden ayrılmaz bir bütün olarak ele alır.

Koç Beg,

Dünya Kürt kadınlarının açtığı yolları, geliştirdiği deneyimleri ve kurduğu siyasal dili tartışırken sen hâlâ Kürt kadınını bir fıkranın içine sıkıştırmaya çalışıyorsun. Bu yalnızca bir yanlış anlama değil, tarihsel bir körlüktür. Çünkü Kürt kadınları artık yalnızca anlatılan değil, anlatıyı kuran bir özne haline gelmiştir.

Bu yüzden bugün dünyanın birçok yerinde “Jin, Jiyan, Azadî” sloganı yalnızca bir protesto cümlesi değil, feminist literatürde incelenen bir siyasal dil olarak tartışılmaktadır (5). Bu dil, Kürt kadın hareketinin yerel bir mücadeleden küresel bir feminist referansa dönüşmesinin göstergesidir. Koç Beg, Dünya tarihinde Sen zenginlerden birisin sadece, zenginlerin derdi cebidir Dünyaya kazandırdıkları bir şey yoktur. O hastanedeki Türkçe bilmeyen kadın Dünya kadınlarına Jin Jiyan Azadi’yi bir özgürlük felsefesi olarak hediye etti. Tarih bunu tanır Senin paranı tanımaz.

Senin fıkranda Kürt kadını konuşamaz. Ama gerçek hayatta Kürt kadınları üniversitelerde konuşur, meclislerde konuşur, akademide konuşur, sokakta konuşur, savaşta konuşur, barışta konuşur.

Ve en önemlisi:

O Türkçe bilmeyen kadının kızları büyüdü.

Şimdi yalnızca konuşmuyorlar. Tarih yazıyorlar.

Xelk dimîne, beg namîne.

Halk kalır, bey kalmaz.

Referanslar
(1) Dilar Dirik, The Kurdish Women’s Movement: History, Theory, Practice (Pluto Press, 2022).
(2) Hamit Bozarslan, The Cambridge History of the Kurds (Cambridge University Press, 2021).
(3) Martin van Bruinessen, Agha, Shaikh and State (Zed Books, 1992).
(4) Nadje Al-Ali & Nicola Pratt, Women and War in the Middle East (Zed Books, 2009).
(5) Oxford Research Centre in the Humanities (RSC), Kurdish Gender and Social Movements Archive.

*(Koç Bey, halk kalır, bey kalmaz.)

Menekşe KIZILDERE kimdir?

İklim krizi ve enerji politikaları alanında uzmandır. Yazılarında ekolojik kriz ile toplumsal eşitsizlikler arasındaki yapısal ilişkileri ele alır, demokratik modernite paradigması çerçevesinde alternatif ve eşitlikçi yaşam modellerini değerlendirir. Çalışmalarını bilimsel temelli ve toplumsal dönüşüm perspektifiyle sürdürmektedir

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz