BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Dil tutulması değil, karın ağrısı: Valahî

Dil tutulması değil, karın ağrısı: Valahî

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Şiyar DİCLE

Kimi filmler memleket meselesini harita üzerinde veya büyük politik cümlelerle başlatmayı tercih etmez.  Başrol kürsüye çıkmaz. Seyirciyi dürdüp “Bak burada bir mesele var” demez.

Hatta tercih edeceği yer daha derinden daha bedensel bir yerden olabilir.

Bu yüzden önce bu dili kuran yönetmene, ardından bu dilin bir filmde nasıl bedene dönüştüğüne beraber bakacağız.

Ali Kemal Çınar…Diyarbakır’da yaşayan bir yönetmen… ‘O’ndan söz ederken onu yalnızca bağımsız filmler üreten yönetmen olarak tanımlamak çok eksik kalır görüşündeyim

Ali Kemal’i filmlerinin yanı sıra Diyarbakır sokaklarından tanıyan biri olarak onun kurduğu dünyanın aslında sonradan yaratılmış bir kurgu olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Var olan bir hal, hiç kesintiye uğramadan gündelik hayatın içine sızıyor. Tüm filmlerinde gördüğümüz o duraksama, o yarım kalmışlık ve arka planda duyulan çatışma sesleri, sokakta yürürken de insanın peşini bırakmayan bir şeydir.

Yani Çınar’ın sineması, dışarıdan kurulmuş bir dünya değil, zaten yaşananın içinden süzülüp gelen bir anlatı gibi durur. Bu yüzden onun sineması yaşanmakta olan bir şeyin içinden konuşur.

Ali Kemal Çınar’ın ‘Valahî’ filmi de tam olarak böyle bir yerden konuşuyor: Anadil meselesini bir kimlik tartışması olmaktan çıkarıp bedende hissedilen bir sızıya, susturuldukça büyüyen içsel bir sese dönüştürüyor

Yönetmenin kurduğu dünyada Kürtçe artık kenardan geçen bir şey değil; hikayenin tam karnında. Ama yine de tuhaf bir eksiklik hissi var. Bunu düşününce hafızam beni Dilan Sineması’na götürüyor. 80’lerin sonu, 90’ların başı… Ailece sırf filmde birkaç cümle Kürtçe duyacağız diye koşa koşa salona gittiğimiz günler. O birkaç kelime bize görünür olduğumuzu hissettirir, ama aynı anda ne kadar görünmez bırakıldığımızı da gösterirdi.

Sanki aradan geçen yıllar dili büyütmüş ama rahatlatmamış. O zaman eksiklik açıktı, şimdi ise daha derinde, daha zor tarif edilen bir yerde duruyor. Ve belki de bu yüzden Ali Kemal’in filmi sadece bir hikaye anlatmıyor; o eski bekleyişle bugünkü huzursuzluğu aynı anda taşıyor

Filmin çıkış noktalarından biri Hrant Dink’in “Anadil karın ağrısı gibidir, susturamazsınız” sözü. Bu cümle, ilk duyulduğunda sade bir benzetme gibi gelir; ama biraz durunca insanı yakalayan tarafı da tam buradadır. İnsan bedeninden anlatılan hikayenin sırrı da burada. Bedendeki o tuhaflıklar dışarıdan görünmez; başkası ne kadar derin olduğunu ölçemez, adını koyamaz, çoğu zaman da inanmak istemez. Ama hisseden kişi, bunun ne olduğunu bilir. Taşıyan kişi onun gerçekliğini bilir. Anadil de böyledir. Yok sayıldığında ortadan kalkmaz; insanın içinde dolaşmaya devam eder.

Valahî tam da bu filmlerinden biri

Burada mesele yalnızca bir dilin yasaklanması ya da görünmez kılınması değil, daha içeriden işleyen bir kırılmadır. İnsan bazen konuşamadığı için değil, konuştuğunda neyle karşılaşacağını bildiği için susar. O susma hali zamanla gündelik hayatın bir parçası olur.

İnsanın dünyayla kurduğu ilişkiyi de değiştirir. Kelimeler ağızdan çıkmadığında yok olmaz; içeride dolaşır, tıkanır, birikir, başka bir yerden kendini belli eder.

Filmin metaforu burada anlam kazanıyor. Çünkü bastırılan dil bir süre sonra yalnızca politik bir tartışma konusu olarak kalmaz; bedeni ve hafızayı zorlayan bir rahatsızlığa dönüşür.

Valahî, anadili soyut bir hak meselesi olarak değil, insanın içinde taşıdığı ve susturuldukça büyüyen bir ağrı olarak ele alıyor.

Politik sinemanın gücü de bu filmde kendini insan karnında ortaya çıkarmış. Büyük olayların, savaşların, darbelerin ya da açık baskı mekanizmalarının yanında, gündelik hayatın küçük çatlaklarına da bakar.

Bir kelimenin söylenemeyişine, bir bakışın kaçırılışına, insanın kendi sesini kısarak yaşamaya alışmasına… Bazen en politik sahne, kimsenin bağırmadığı ama herkesin sustuğu sahnedir.

Ali Kemal Çınar’ın sinemasında da gündelik olanla absürt olan çoğu zaman aynı sokağı paylaşır. Bu komşuluk, politik meseleyi ağır bir açıklamaya dönüştürmeden görünür kılar. ‘Valahî’ de anadil meselesini yüksek perdeden bir söylev gibi değil, insanın içine yerleşmiş bir huzursuzluk gibi ele alıyor.

Bu yüzden anlattığı şey yalnızca belli bir dile, belli bir coğrafyaya ya da belli bir kimliğe ait kalmıyor; diliyle, geçmişiyle, hafızasıyla yaralanmış herkesin anlayabileceği bir yere açılıyor.

Anadil meselesi de çoğu zaman kültürel haklar başlığı altında konuşulur. Elbette bu yanıyla da görünmelidir. Ama mesele bundan ibaret değildir. İnsan yalnızca diliyle konuşmuyor; diliyle hatırlıyor, yas tutuyor, diliyle seviyor.

Valahî bu yüzden seyirciye sadece bir film izletmiyor; bir ağrının etrafında düşünmeye çağırıyor. Bu ağrı kişisel olduğu kadar toplumsal, sessiz olduğu kadar politiktir.

Politik sinema tam burada devreye girer. Arşivlerde, yasaklarda, resmi yazışmalarda ya da inkar cümlelerinde saklı kalan şeyi alır; bir bedenin sancısında, bir evin sessizliğinde, bir bakışın huzursuzluğunda yeniden görünür kılar.

Valahî’nin bıraktığı his de biraz budur:

Bazı diller susmaz

Sadece bir süreliğine içeri çekilir

Sonra bir gün, karın ağrısı gibi geri döner

Şiyar DİCLE kimdir?

Yaklaşık 25 yıldır sürdürdüğü gazetecilik faaliyetlerinin yanı sıra video çalışmaları da bulunmaktadır. Politik sinema yazıları yazar; kültürel hafıza ve insan hakları odaklı kısa film ve video-art çalışmaları vardır. Video sanatında hafıza ve travma temalarının yanı sıra göç ve aidiyet meselelerine odaklanır. 3 yıldır Almanya’da yaşıyor.

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz