Şiyar DİCLE
Bir insanın ne kadar kıymetli olabileceğini, bir şehir tarafından ne kadar derinden tanınabileceğini ilk kez onda gördüm. Bunu kimsenin söylemesine gerek yoktu. Birinin önünüzde saygın olduğunu anlamak için bazen unvanını bilmeniz gerekmez.
Sokakta yürürken anlarsınız.
İnsanların ona yol verişinden.
Karşıdan gelirken yüzlerinin birden değişmesinden.
Uzaktan tanıyıp başlarını hafifçe eğmelerinden.
Selam verirken seslerinin tonundan.
Bir el sıkışmasının gereğinden birkaç saniye uzun sürmesinden.
Bazen yalnızca gözlerinden.
İnsan bedeni, sözcüklerden daha dürüst bir hafızaya sahiptir.
Mehdi Zana’yla Diyarbakır sokaklarında yürürken bunu defalarca gördüm.
Birileri uzaktan onu fark ederdi.
Yürüyüşleri değişirdi.
Yanımıza yaklaşır, selam verir, elini tutar, birkaç kelime söylerdi.
Bazıları hiçbir şey söylemezdi.
Sadece bakardı.
Ama o bakışın içinde uzun bir geçmiş vardı.
Saygı vardı.
Tanışıklık vardı.
Belki acı.
Belki minnet.
Belki de şehrin kendi tarihinden bir parçayla karşılaşmanın şaşkınlığı.
O anlarda onun Diyarbakır’da bir zamanlar belediye başkanlığı yapmış biri olduğunu değil, başka bir şeyi görüyordum.
Diyarbakır’ın Başkanı olduğunu.
Bu iki ifade aynı şey değil.
Biri resmidir.
Diğeri şehre aittir.
Biri seçimle başlar, görev süresiyle biter.
Diğerinin süresi yoktur.
Mehdi Zana’nın hayatı zaten coğrafyasının yakın tarihinden ayrı düşünülebilecek bir hayat olmadı.
Silvan’dan çıkmış genç bir terzi.
Memleketinin kumaşını daha iyi bilen genç bir adam.
Türkiye İşçi Partisi.
Doğu Mitingleri.
DDKO.
Kürdün kimliği, dili, yoksulluğu.
Türkiye solunun büyük tartışmaları.
Tutuklamalar.
Diyarbakır Belediye Başkanlığı.
Bugünden geriye doğru bakınca tarih bize olayları birbirinden ayrılmış başlıklar halinde gösteriyor.
Oysa hayat böyle yaşanmıyor.
Bir genç adam sabah dükkanının kepengini kaldırırken birkaç yıl sonra bir şehrin belediye başkanı olacağını bilmiyor.
Bir mitingde mikrofonu eline alırken karşısındaki kalabalığın yarım yüzyıl sonra tarih kitaplarında birkaç satıra dönüşeceğini bilmiyor.
Bir arkadaşının fotoğrafını cebinde taşırken o arkadaşın bir gün bir kuşağın simgelerinden biri olacağını bilmiyor.
İnsan yaşarken yalnızca hayatını yaşıyor.
Tarih sonradan geliyor.
Ve yaşananların üzerine isimler koyuyor.
Yer: Diyarbakır’ın Ofis semtinde, Kurt İsmail Paşa Sokak’ta bir dernek… Derneğin adı: Sevgi Şemsiyesi. Yıl 2007.
Mehdi Zana, yoksulluğun kıyısında yaşayan insanların hayatına dokunmaya çalışıyordu. Bir evin eksiğini tamamlıyor, bir çocuğun ihtiyacını karşılıyor, kimi zaman da yalnızca bir kapının çalınmasını sağlıyordu. Yoksullukla arasında kurulmuş uzun bir mücadele vardı.
Ben ise yirmili yaşlarımın ortasındaydım. Yoksullukla mücadele etmek konusunda aramızda yalnızca yaş farkı değil, kırk yıllık bir hayat ve deneyim vardı.
Bir gün albümlerinin arasından eski fotoğraflarını çıkarmıştı.
Fotoğraflardan birini gösterdi.
Kadir Manga.
O gün fotoğrafın üzerinde ne kadar durduğumu hatırlamıyorum.
Bildiğimiz kadarıyla TİP’in Ağrı’da düzenlediği Doğu Mitingi’nde Mehdi Zana konuşmacılardan biriydi; mitingin sunuculuğunu yapan isimlerden biri de Kadir Manga’ydı.
Manga genç bir devrimciydi. Dünyanın değişeceğine inananlardan; sözünü meydanlarda çoğaltan, gençliğini memleketin bitmeyen kavgasının içine bıraklanlardandı…
Bir fotoğraf.
İki genç adam.
Bir miting.
Bugün dönüp baktığımda keşke ona o fotoğrafı daha fazla anlattırsaydım diyorum.
Keşke:
“Başkan, o günleri anlat,” deseydim.
İnsan bazı soruların değerini, onları sorabileceği zamanı kaybettikten sonra anlıyor.
Bazen onunla yürürken şunu düşünürdüm:
Bir insan nasıl oluyor da yıllar sonra hala bu kadar tanınıyor?
Bir şehir birini nasıl böyle saklıyor?
Sonra cevabın aslında şehirde olduğunu fark ederdim.
Diyarbakır kolay unutan bir şehir değildir.
Çünkü çok şey yaşamış şehirlerin hafızası güçlü olur.
Mehdi Zana o hafızanın içindeydi.
Başkanlığı sona ermişti.
Tam da bu yüzden ona “eski belediye başkanı” demek bana her zaman eksik geliyor.
29 Ağustos 2026.
Mehdi Zana’nın ölüm haberi geldi.
Ardından biyografiler yayımlanacak.
Silvan’da doğduğu yazılacak.
Terzi olduğu.
TİP’te siyaset yaptığı.
1977’de Diyarbakır Belediye Başkanı seçildiği.
12 Eylül’den sonra tutuklandığı.
Yıllarca cezaevlerinde kaldığı.
Sürgüne çıktığı.
Kitaplar yazdığı.
Sonra memleketine döndüğü.
Bütün bunlar doğru.
Ama insan yalnızca biyografisinden ibaret değildir.
Bazen bir insanın gerçek hayatı hiçbir biyografiye sığmayacak küçük anlarda saklıdır.
Bir sokakta yürürken karşıdan gelen adamın duruşunda.
Bir esnafın dükkandan çıkıp elini sıkmasında.
Yaşlı birinin başını hafifçe eğmesinde.
Bir kadının uzaktan gülümsemesinde.
Bir insanın “Başkan” derken sesinin değişmesinde.
Ben Mehdi Zana’nın kim olduğunu biraz da oralarda öğrendim…







