Ertuğrul Kürkçü
“Süreç”, Öcalan’ın İmralı Adası’ndan dünyaya duyurduğu, 27 Şubat deklarasyonuyla açıldı.
Elbette, bunun evvelinde bildiğimiz, şeffafça gözlerimizin önünde cereyan etmiş en azından 50 yıllık bir ölüm kalım mücadelesi, verilmiş ve alınmış on binlerce can, ateşkesler, müzakereler, başka “süreçler” ve DEM Parti İmralı Heyeti’nden Prof. Mithat Sancar’ın belagatle ifade ettiği gibi “mutlak şeffaflık[la], her şeyin herkesin gözü önünde konuşul[mayan], bilmediğimiz, nice “görüşmeler”, “ön görüşmeler” vardı.
Gene de “sürecin”, çatışan tarafların eninde sonunda üzerinde mutabık kaldıkları ifadesi bu metindi.
“Sel gider kum kalır” denir… Deklare edilmesinin üzerinden iki yıl geçtikten sonra da, silahlı mücadeleden silahsızlanmaya, mücadeleden müzakereye geçişte, ortaya atılan veya atılacak iddia veya taleplerin, beklenti veya reddiyelerin meşruiyet kaynağı olmak bakımından 27 Şubat Deklarasyonu’nun anlamı ve değeri azalmıyor. Bu metnin bizzat PKK lideri Öcalan tarafından deklare edilmiş olması kimseyi yanıltmamalı; 27 Şubat deklarasyonu tek taraflı bir açıklama, Kürtler açısından bir feragat toplamı değildi. Gerisinde yığılı duran bir tarih yükünü, bizzat bu deklarasyonun önünü açmış olmakla devletin -veya iktidarın- taahhütlerini de kapsıyordu.






