BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Yeni dönemde okullarda ‘süreç’ etkinlikleri

İldeş: Barış eğitimi, resmi söylemi tekrar ettirmek değildir

Yeni dönemde okullarda ‘süreç’ etkinlikleri

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından gönderilen genelge ile yeni eğitim döneminde okullarda çerçeve yasa ve süreç, etkinliklerle ele alınacak, öğrencilere anlatılacak. Peki bu uygulama nasıl hayata geçirilecek, kullanılacak dilde nelere dikkat edilmeli, barışın toplumsallaşmasına katkı sağlar mı? Sorularımızı yanıtlayan Eğitim Sen Örgütlenme Uzmanı İzzet İldeş, “Eğitim kurumları da böyle bir sürece kayıtsız kalamaz” değerlendirmesi yaparak yönteme ilişkin sorunlara dikkat çekti.

HABER MERKEZİ – Yaz tatilinin ardından okullarda ilk ders zili 7 Eylül’de çalacak. Oryantasyon haftasının ardından 14 Eylül 2026 Pazartesi günü okullarda eğitim öğretim dönemi başlamış olacak. Yeni eğitim dönemi öncesinde “2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılına İlişkin İş ve İşlemler” konulu genelge, Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in imzasıyla 81 ile gönderildi.

Genelgede, TBMM’de onaylanan “çerçeve yasa ile ortaya konulan millî duruş, Bakanlığın tavizsiz en temel önceliklerinden biri ve eğitim ve öğretim süreçlerinin ana hedeflerinden olacak” denilerek, eğitim döneminin ilk haftasından itibaren süreç kapsamında etkinliklere yer verilmesi gerektiği belirtildi.

İÇERİK HENÜZ AÇIKLANMADI

Genelge ile ilgili detayları ve genelde yer alan düzenlemelerin eğitim sistemine etkileri konusunu Eğitim Sen Örgütlenme Sekreteri İzzet İldeş, Nûmedya24 için değerlendirdi.

“Millî Eğitim Bakanlığının 2026/70 sayılı Genelgesi, ‘Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’la ortaya konulduğu belirtilen yaklaşımı eğitim öğretim süreçlerinin temel hedeflerinden biri hâline getirmektedir” diyen İldeş, Bakanlıkça hazırlanacak uygulama kılavuzlarına göre etkinlikler yapılacağı belirtilmesine rağmen, bu kılavuzların içeriğinin henüz kamuoyuna açıklanmadığını hatırlattı. Etkinliklerin hangi yaş gruplarını kapsayacağı, hangi materyallerin kullanılacağı, öğrenci katılımının nasıl sağlanacağı ve öğretmenlere nasıl bir sorumluluk yükleneceğinin bilinmediğine dikkat çeken İldeş, “Kapsamı açıklanmadan zorunlu hâle getirilen bir çalışmanın pedagojik niteliğinin sağlıklı biçimde değerlendirilmesi mümkün değildir” dedi.

‘İDARİ VE POLİTİK BİR TERCİHTİR’

İldeş, belirsizliğin yanı sıra bu uygulamanın ‘politik bir tercih’ olduğuna dikkat çekerek şöyle konuştu:

“Genelgede atıf yapılan 7595 sayılı Kanun, eğitim programlarını değil; silah bırakma sonrasında soruşturma, kovuşturma ve infaz süreçlerinde yapılacak işlemleri düzenlemektedir. Bakanlığın bu kanundan hareketle belirli bir siyasal yaklaşımı bütün eğitim sisteminin hedefi hâline getirmesi, kanunun doğrudan emrettiği bir uygulama değil, idari ve politik bir tercihtir. Bir düzenlemenin TBMM’de kabul edilmesi, onun adına yapılacak her okul etkinliğine kendiliğinden pedagojik meşruiyet kazandırmaz. Eğitim alanındaki meşruiyet; çocuğun üstün yararı, bilimsel bilgi, öğretmenin mesleki özerkliği ve demokratik katılım üzerinden kurulmalıdır.”

‘HANGİ KAVRAMLAR, HANGİ YÖNTEMLERLE ELE ALINACAK?’

Sürecin başlaması, komisyon raporunun hazırlanması ve ardından da çerçeve yasanın Meclis’te kabul edilmesiyle birlikte süren tartışmaların odak noktalarından biri ‘dil ve toplumsallaşma’ konuları oldu. ‘Barışın’ ve ‘barış dilinin toplumsallaşması’ için eğitim kurumlarında bu konunun çeşitli etkinliklerle ele alınması konusunda ise İzzet İldeş’in yaklaşımı şöyle:

“Silahların susması, çatışmanın sona ermesi ve barış dilinin toplumsal yaşamda güçlenmesi kuşkusuz önemlidir. Eğitim kurumları da böyle bir sürece kayıtsız kalamaz. Ancak mesele, okullarda barışın konuşulup konuşulmaması değil, hangi kavramlarla ve yöntemlerle ele alınacağıdır. Barış yalnızca çatışmanın sona ermesi değildir; eşitsizliklerin ve ayrımcılığın azaltılmasını, adaletin ve demokratik katılımın güçlendirilmesini de gerektirir. Bu nedenle barış eğitimi, çocuklara önceden belirlenmiş bir resmî söylemi tekrar ettirmek değil; farklı hafızaları dinleyebilme, önyargıları sorgulama, hak ihlallerini tartışma ve anlaşmazlıkları şiddete başvurmadan çözme becerisi kazandırmaktır.

‘EŞİTLİĞİN OLMADIĞI YERDE, KARDEŞLİK SÖYLEMİ HİYERARŞİLERİN ÜZERİNİ ÖRTEBİLİR’

Genelgede kullanılan ‘devlet iradesi’, ‘millî duruş’ ve öğrencilerin belirli bir ‘şuurda’ yetiştirilmeleri gibi ifadeler bu bakımdan kaygı vericidir. Öğrenciler şekillendirilecek nesneler değil; soru sorma, eleştirme ve kendi düşüncesini oluşturma hakkına sahip bireylerdir. ‘Kardeşlik’ kavramı da ancak eşit yurttaşlık, hakların güvence altına alınması ve farklı kimliklerin tanınmasıyla anlam kazanır. Eşitliğin bulunmadığı yerde kardeşlik söylemi, mevcut hiyerarşilerin üzerini örtebilir.”

‘FARKLI TOPLUMSAL HAFIZALAR GÖRÜNÜR KILINMALI’

Okullarda yapılacak çalışmaların içeriği ve niteliği konusunda ise İldeş’in dikkat çektiği yaklaşım şöyle:

“Okullarda yapılacak çalışmalar siyasal sloganlara ve toplu bağlılık gösterilerine dayanmamalıdır. İnsan hakları atölyeleri, öğrenci forumları, akran arabuluculuğu, ayrımcılık ve nefret söylemi çalışmaları, barış edebiyatı okumaları, yaratıcı drama ve sözlü tarih etkinlikleri düzenlenebilir. Farklı toplumsal hafızalar ve kültürler görünür kılınmalı; Türkçenin yanında öğrencilerin anadillerine de yer verilmelidir. Çocuklar ailelerinin yaşadığı travmaları anlatmaya zorlanmamalı, etkinlikler psikososyal açıdan güvenli ve yaş düzeyine uygun hazırlanmalıdır. Başarı, öğrencilerin resmî söylemi ne kadar tekrar ettiğiyle değil; okulda zorbalığın ve ayrımcılığın azalıp azalmadığıyla ölçülmelidir.“

‘SEÇMELİ DERS ANADİLİNDE EĞİTİM HAKKININ KARŞILIĞI DEĞİL’

Öte yandan 2026-2027 eğitim yılında Türkiye Yüzyılı Maarif Model ilkokul 3, ortaokul 7 ve lise 11. sınıflara da genişletilecek. İldeş bu noktada müfredata yönelik tek dil, tek kimlik ve tek inanç merkezli yaklaşım eleştirilerinin öneminin arttığına dikkat çekerek müfredata ilişkin son durumu şöyle değerlendirdi:

“Yeni programlarda Alevilik-Bektaşilik ve farklı dinler gibi bazı içeriklere yer verilmesi olumlu olmakla birlikte, bunların çoğunluğun inanç çerçevesi içinden ele alınması temel sorunu çözmemektedir. Benzer şekilde Kürtçe ve diğer dillerin seçmeli ders olarak bulunması, anadilinde eğitim hakkının karşılığı değildir. Bir çocuğun kendi dilini haftada birkaç saat ders olarak görmesiyle o dil aracılığıyla eğitim alması aynı şey değildir.

Müfredat; Türkiye’nin çok dilli, çok kültürlü ve çok inançlı toplumsal yapısını eşit biçimde yansıtacak şekilde yeniden düzenlenmelidir. Tarih ve sosyal bilgiler dersleri tek bir resmî anlatı yerine farklı kaynaklara ve toplumsal hafızalara açılmalı; din öğretimi nesnel ve çoğulcu hâle getirilmeli; anadili temelli çok dilli eğitim modelleri geliştirilmelidir. Ders kitaplarında farklı kimlikler yalnızca “hoşgörü gösterilecek unsurlar” olarak değil, eşit haklara sahip toplumsal özneler olarak yer almalıdır.

‘BARIŞI TOPLUMSALLAŞMASI DEVLETİN DOĞRU CÜMLELELERİNİ EZBERLETMEKLE SAĞLANAMAZ’

Barışın toplumsallaşması, çocuklara devletin belirlediği doğru cümleleri ezberletmekle sağlanamaz. Barış; öğrencilerin kendi dilleri, kimlikleri ve düşünceleriyle okulda eşit biçimde var olabildiği, öğretmenin talimat uygulayıcısı değil özgür bir eğitimci olduğu bir eğitim düzeniyle kurulabilir. Barışın gerçek ölçüsü herkesin aynı şeyi söylemesi değil, farklı olanların eşit haklarla ve korkmadan birlikte yaşayabilmesidir.”

Benzer Haberler

Süleymancılar soruşturması:

Eski bakan Şahin adına kayıtlı iki araç daha incelemeye alındı

‘Rüşvet’ soruşturmasında gözaltına alınmıştı

Balçova Belediye Başkanı Yiğit, görevine iade edildi

Zonguldak’ın ardından Düzce

Kürt işçilere saldırı: Saldırgan tutuklandı

Süreçte kritik gün: Yeni aşama

Takip ve Değerlendirme Kurulu ilk kez toplandı

“Süreci sabote etmeye dönük tehlikeli faaliyet”

İmralı Heyeti’nden “görüşme notu” açıklaması

Çerçeve yasanın ardından kurulmuştu

Takip ve Tespit Kurulu yarın toplanıyor