Uzun yıllardır köşlerde bekleyen bavullar yeniden açılıyor, yıllardır dokunulmadan duran eşyalar elden geçiriliyor, hayatın başka bir sayfasına ait olduğu sanılan giysiler yeniden katlanıyor. Bir zamanlar kaçışın, ayrılığın ve mecburiyetin sessiz tanığı olan bavullar, şimdi dönüşün ihtimalini taşıyor.
Ercan Jan Aktaş
Bazen, zaman kendi sembolini yaratır. Bu sembol bazen bir sloganın içinde belirir, bir rengin taşıdığı anlamda görünür, bir dövizde çoğalır. Kimi zamansa bütün bir dönemin ruhunu tek bir kelime sırtlanır. Şimdi o kelimelerden biri bavul.
Anadolu ve Mezopotamya coğrafyası bu bavulu çok iyi bilir. Ahşap bavullarını ellerine alıp hayata karıştıkları sokaklarda son adımlarını atarken, arkalarında bıraktıkları bakışlar hâlâ bu coğrafyanın hafızasında asılıdır. O bakışlarda bir evin kapısı, bir sokağın köşesi, bir kilisenin çanı, bir çocuğun sesi ve bir daha dönülemeyecek olmanın hüznü, sessizliği vardı.
Rumlar, Ermeniler, Süryaniler, Kürtler ve bu coğrafyanın farklı halkları, farklı zamanlarda aynı bavulun ağırlığını taşıdılar. Kimi sürgüne gönderildi, kimi kaçmak zorunda bırakıldı, kimi ölümden kurtulmak için yola çıktı.
Bavul, onların her biri için başka bir eşyanın hikâyesiydi ; ama hepsinde aynı şeyi taşıyordu: Geride bırakılmak zorunda kalınan bir hayat.
Bu yüzden Anadolu ve Mezopotamya’da bavul, hiçbir zaman yalnızca bir eşya olmadı. Bazen bir evin son hatırası, ahşap çerçevesiyle duvarda indirilen siyah beyaz bir fotoğraf, bazen bir halkın sürgün belgesi, bazen de geri dönme ihtimalinin sessiz tanığı ve şimdilerde sergilerde ve müzelerde sergilenen bir bellek.
Bir elde taşındı, bir tren kompartımanına bırakıldı, bazen nehirde yol aldığın botun içinde seninle taşınan bir eşya oldu. Pasaportsuz sınır kapılarında geçirildi.
İçine sığdırılamayan hayatların ağırlığıyla şehir şehir, ülke ülke ülke yıllarca dolaştı. İçindekilere bir adres bulunmadı çoğu zaman. Bir eve kendini sığdırdığın zamanlarda bile onu sığdırmadığın zamanların oldu.
Şimdi Kürtler bavulları yeniden hazırlıyorlar. Fakat bu kez bavulun taşıdığı duygu başka: Yarım kalmış bir hayatın geri dönüşü. Hep birlikte, bu coğrafyada hayata dahil olmuş, bütün dillerin, halkların, inançların bir arada eşit ve özgür yaşayacakları, çocukların oynadıkları oyunlardan, kadınların dillerinden ötekileştirilemeyecekleri demokratik bir cumhuriyete hayat verecek toplumsal barışı inşa etmek için.
Avrupa’da yaşayan Kürt diasporası başta olmak üzere, dünyanın dört bir yanında Kürt Özgürlük Hareketi’ne emek vermiş politik mülteciler arasında heyecanla bezenmiş büyük bir telaş var.
Uzun yıllardır köşlerde bekleyen bavullar yeniden açılıyor, yıllardır dokunulmadan duran eşyalar elden geçiriliyor, hayatın başka bir sayfasına ait olduğu sanılan giysiler yeniden katlanıyor. Bir zamanlar kaçışın, ayrılığın ve mecburiyetin sessiz tanığı olan bavullar, şimdi dönüşün ihtimalini taşıyor.
Son Kürt isyanının emekçileri, yıllar önce terk etmek zorunda kaldıkları sokaklara geri dönmenin heyecanını yaşıyorlar. Çünkü onların gidişi çoğu zaman bir tercih değildi. Doğdukları, büyüdükleri, mücadele ettikleri sokakları geride bırakmak; bir yolculuktan çok, zorunlu bir kopuştu.
Bavul, bu kopuşun en somut eşyasıydı. İçine birkaç parça giysi, birkaç kitap, birkaç fotoğraf ve geride bırakılan bir hayatın ağırlığı sığdırıldı.
Fakat hiçbir bavul, insanın geride bıraktığı toprağı bütünüyle taşıyamadı. O sebeple bu bavullar gittikleri her ülkede, içine girdikleri her evde kapıların arkasında her zaman hazır bekledi.
Yarım yüzyıla yaklaşan bu mücadelenin en dinamik alanlarından biri de Avrupa’da yaşayan Kürt diasporası oldu. Kürdistan ve Türkiye’de süren mücadelenin yanında, başka bir mücadele de Avrupa’nın kentlerinde, mahallelerinde, derneklerinde, sokaklarında ve sürgün hayatlarının içine kuruldu.
Diaspora yalnızca uzaktan izleyen bir topluluk olmadı; mücadelenin başka bir cephesini, başka bir hafızasını ve başka bir yaşam biçimini kurdu.
Şimdi ise yıllar sonra, o uzun sürgün hikâyesinin içinden başka bir kelime yükseliyor: dönüş.
Ve dönüş, yalnızca bir yere geri gitmek değil; yarım bırakılmış hayatların, terk edilmiş evlerin, sokakların, yasaklı bir dilin ve yıllarca taşınmış bir hafızanın yeniden karşısına çıkmaktır.
Belki de bu yüzden, bugün bazı bavullar geçmişten çok geleceği taşıyor.







