Müslüm Yücel
Silahsız felsefeyi, silahın bırakılmasından öte, silaha ihtiyaç duymayan bir siyasal ilişkinin kurulması olarak tanımlamıştım. Silah bırakmak bir eylemdir; silaha ihtiyaç bırakmamak ise siyasal bir durumdur. Öcalan’ın 2024 sonlarından 2026’ya uzanan çizgisi bu ayrımı yeniden gündeme getiriyor. Çünkü mesele yalnızca silahlı mücadelenin sona ermesi değil, silahın siyasal araç olmaktan çıkmasıyla oluşan alanın nasıl doldurulacağıdır.
Bu dönüşüm üç aşamada düşünülebilir: Silahın bırakılması, siyasal alanın açılması ve silaha ihtiyaç duymayan bir düzenin kurulması. İkinci ve üçüncü aşamalar belirleyicidir. Çünkü silahın yokluğu tek başına ne müzakere ne de güvence üretir. Siyasal alanın genişlemesi, hukuki güvencelerin kurulması, demokratik temsil ve katılım mekanizmalarının işlerlik kazanması gerekir.
Burada iletişim ve karşılıklılık kurucu bir önem taşır. Silahsız siyaset, yalnızca konuşma hakkını değil, dinleme yükümlülüğünü de içerir. Rakibi düşmanlaştırmak yerine siyasal özne olarak tanımak, çatışmayı ortadan kaldırmadan onun çözüm biçimini değiştirmek demektir. Güç de başkasını yenme veya susturma kapasitesinden, birlikte yaşayabilme ve ortak karar alabilme kapasitesine dönüşmelidir.






