Alevilerin bir kısmını siyasal ve toplumsal sorunların sorumlusu gibi göstermek, barış sürecine ümmetçi bir darbe girişimde bulunmaktan başka bir şey değildir. Barışın kurucu ve destekleyici özneleri olan Alevileri, sosyalistleri, demokratları ve farklı toplumsal kesimleri hedef göstermek, onları barışın dışında konumlandırma çabasından başka bir anlama gelmez.
Yüksel Mutlu
Son günlerde kamuoyuna yansıyan açıklamalarıyla Altan Tan, Alevi toplumunu hedef alan, onları barış ve toplumsal uzlaşı karşısında birer “engel” ve “tehdit” olarak kodlayan tehlikeli bir söylemin taşıyıcısı olmuştur. Tan’ın Alevileri yandaş trollerin icadı olan ve hak mücadelesi veren Alevilere karşı kullanılan “siyasal Aleviler” tabiri ile kategorize etmesi; “Ali’siz Aleviler” gibi ifadelerle Alevi inancını ve kimliğini kendi içlerinde damgalayıcı, küçümser ve ayrıştırıcı bir dille ele alması, demokratik bir tartışmanın sınırlarıyla asla bağdaşmamaktadır. Hiç kimse, ama hiç kimse, yüzyıllardır bu topraklarda inkârın, ayrımcılığın, baskının ve katliamların hedefi olmuş mazlum bir inanç topluluğu olan Alevilerin inancını egemen bir dille tarif etme, sınıflandırma ve kendince “makbul Alevi” kalıpları üretme hakkına sahip değildir.
Alevi toplumunun tarihsel hafızası, bugün kullanılan siyasal dil açısından özellikle önemlidir. Çünkü tarih bize toplumsal grupları “tehdit”, “sorun” veya “tehlikeli unsur” olarak kodlayan dillerin hiçbir zaman sadece söz düzeyinde kalmadığını göstermiştir.
Zamanında “Komünist Aleviler / Kızılbaşlar ”, “Dinsiz Aleviler / Kızılbaşlar ” gibi sağcı cenahın kendince kötücül anlamlar yüklediği yaftalar üzerinden Alevilerin hedef gösterilmesine, dışlanmasına ve katledilmesine yol açan söylemler, bugün “Siyasal Alevi” veya “Ali’siz Alevi” gibi yeni yaftalar üzerinden sürdürülmektedir.
Bu “Alevifobik” saldırıları ve açık nefret suçu içeren açıklamaları nedeniyle yöneltilen eleştirilere karşı “Benim gerçek Alevilerle sorunum yok, daha yeni Necef’ten, Kerbela’dan geldim” savunmasına sığınmaktadır. Başka bir deyişle, “gerçek” Aleviliği Şiiliğin ve Ortodoks İslamcı kalıpların temeline oturtan Altan Tan bu tanımlamalardan vazgeçmelidir, Aleviler kendilerini tanımlayabilecek kudrettedir.
Aleviler (ki ona göre makbul olmayanları dahil), Altan Tan’ın iddialarının veya yaratmaya çalıştığı algının aksine, barışın karşısında değil; eşitlik, demokrasi ve özgürlük temelinde kurulacak kalıcı bir barışın en önemli toplumsal destekçilerindendir. Alevilerin bir kısmını siyasal ve toplumsal sorunların sorumlusu gibi göstermek, barış sürecine ümmetçi bir darbe girişimde bulunmaktan başka bir şey değildir. Barışın kurucu ve destekleyici özneleri olan Alevileri, sosyalistleri, demokratları ve farklı toplumsal kesimleri hedef göstermek, onları barışın dışında konumlandırma çabasından başka bir anlama gelmez.
Altan Tan’ın asıl meselesinin, Kürt siyasal hareketi ve mücadelesi içinde yer alan Kürt Aleviler ve sosyalistler olduğunu düşünmekteyim. Neredeyse iki yıldır sayın Öcalan tarafından barış ve demokratik toplum çalışması, müzakere ve diyalog sürecini en çok destekleyenler Alevilerdir. Kendisine şunu sormak lazım; bu süreçte acaba hangi Alevi örgütü süreci desteklemediğini açıklamıştır? Acaba hangi Alevi piri “barış olmasın” demiştir?
Kürt siyasal hareketinin bugünlere gelmesini sağlayan en önemli dinamiklerden biri, hareketin ideolojik temelini oluşturan sosyalizmin eşitlikçi ve özgürlükçü idealleri; bu idealler uğruna mücadele eden Alevilerin, bu coğrafyada yaşayan tüm farklılıkların, Süryanileri, Ezidileri, Arapları, sosyalistlerin tarihsel emeği ve katkısıdır. Kürt siyasal hareketi bu güne kadar bu farklılıklarla zenginlik yakalamıştır.
Üstelik burada dikkat çekici bir siyasal çelişki vardır: Kürt kimliğinin devlet tarafından belirlenmiş bir “makbul vatandaşlık” kalıbına sokulmasına sözde itirazı olan bir siyasetçinin, Alevilik söz konusu olduğunda kendi zihnindeki “makbul Alevi” tarifini dayatmaya çalışması ve onun dışındakileri süreç karşıtı olarak yaftalamasının herhangi bir mantıklı açıklaması olamaz.
Altan Tan’a bu soruları sormak lazım;
1- Geçmişte bir TV programında karşılaştığınız İsmet Özel’in Kürtlere karşı asimilasyoncu Türklük dayatmasına karşı “Ben Kürt’üm, asimile olmayı kabul etmiyorum, ne yapacaksın beni?” diyerek gösterdiğiniz haklı isyanı; bugün size çıkıp “Senin Necef-Kerbela eksenli Şiacı ‘makbul Alevi’ tanımını kabul etmiyorum, ne yapacaksın beni?” diyen bir Alevi’ye karşı nasıl savunacaksınız? İsmet Özel’in size vereceği inkarcı cevaptan farklı bir yanıtınız var mı?
2- Devletin Türk kimliğini makbul vatandaşlığın merkezine koymasını sert bir dille eleştiren bir siyasetçi olarak, Alevilik söz konusu olduğunda egemen İslamcı ideolojiye yaslanıp tek bir “makbul Alevilik”, ”Alisiz Aleviler” tarifine yönelmeniz sizce açık bir çelişki değil mi?
3- Size yöneltilen Alevifobi eleştirilerine “Benim Alevilerle sorunum yok, daha yeni Kerbela’dan geldim” şeklinde yanıt vermeniz ile; Kürt sorununu “Benim de çok iyi Kürt arkadaşlarım var, etle tırnak gibiyiz” diyerek geçiştiren asimilasyoncu inkar siyaseti arasında, bir “demokrat” olarak ne gibi bir ilkesel fark görüyorsunuz?
4- Yıllarca Türkiye’de devletin kendi belirlediği kalıplara uymayanları ötekileştirerek yarattığı “Makbul Kürt” dayatmasını eleştirdikten sonra, bugün kendi zihninizde bir “Makbul Alevi” şablonu çizip buna uymayanları “Siyasal veya Ali’siz Alevi” diyerek barış sürecine karşıymış gibi göstermeniz doğru değildir. Kürt sorununun çözümsüzlüğünü ve barış karşıtlığını, yıllarca asimile edilmeye çalışılan, kendi hak mücadelesini veren Alevilerin üzerine yıkmanız; geçmişte memleketteki tüm krizlerin faturasını “Kürt bölücülüğüne” kesen statükocu resmi ideoloji refleksinin birebir kopyası değil midir?
Altan bey, bırakın Alevileri; onlar kendi hakikatlerinin peşindedir, Kürt sorununun çözümünden yanadırlar, merak etmeyin. Alevilik; insan-ı kâmil olmayı hedefleyen, “eline, beline, diline sahip çık”mayı da öğretisinin temel ilkelerinden biri olarak benimseyen, “incinsen de incitme” diyen, sorunlarını eleştiri-özeleştiri anlayışıyla çözmeyi esas alan ve rızalığı temel ilke kabul eden bir inanç olarak, Mezopotamya topraklarının zenginliklerinden biridir.







