Halo halo halo, halê ma yamano
Esker onto ma serde, dormê ma qapano
Sılo Qıj
Yüksel Mutlu
Öncelikle NûMedya’yı takip edenlere, ilgi duyanlara merhaba. Buraya yazacağım ilk yazı olacak yazı da 4 Mayıs’a denk geldi.
Peki nedir 4 Mayıs’ta neler oldu? Konu uzun kapsamlı tabii ancak bir köşe yazısına sığacak kadar yazabiliriz belki ilerleyen zamanlarda bu konuya tekrar döneriz. Dersim için 4 Mayıs öncesi de var sonrası da var 37-38 DERSİM TERTELESİ dediğimiz soykırıma büyüklerimiz “Tertele “diyorlardı. Kısaca Tertele soykırım demek. BM in soykırım tarifi şöyle “bilerek, isteyerek sistemli öldürme ve sürgün” Dersim tamı tamına bu tanıma uyuyor dünyadaki tüm soykırımlarda iki temel neden vardır birisi dini nedenler diğeri ise ırksal nedenler. Dersim’de ikisi de vardır. Etno-dinsel bir yok etme.
4 Mayıs 1937 Dersim’de katliam yapılması için bakanlar kurulu kararının alındığı gündür biz Dersimliler buna “Roza Şaye” yani” Kara Gün” diyoruz.
Oysaki tarih boyunca baş eğmemiş ve özgür olmayı yaşam şekline dönüştüren Dersim, Osmanlı’dan günümüze kadar hemen hemen tüm iktidarların saldırılarına maruz kaldı, zapt edilmesi gereken, durdurulması gereken bir coğrafya olarak görüldü. Padişahların hâkim olmak için ferman çıkardığı, şeyhülislamların ‘katli vaciptir’ dediği Dersim’e yapılan operasyonların sayısı bilinmiyor.
Dersim kendi içinde barışık yaşayan Rae- Haq coğrafyasında inancıyla, kültürüyle ,kendine yeten bu halk 1937-38 yıllarında yani Cumhuriyet Türkiye’sinde katliama uğradı.
25 Aralık 1935 tarihinde çıkarılan 2884 sayılı “Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun” Tedip ve Tenkil Harekâtı için zemin haline getirildi. Dönemin resmi raporlarındaki “Dersim asileri”, “eşkıyalar”, “Dersim bir çıbandır” şeklindeki tanımlamalar ile Kazım Karabekir’in Mustafa Kemal’e yazdığı mektupta “ya ıslah, ya da iflah edilmelidir” değerlendirmeleri, gerçekleştirilecek korkunç katliamın habercisiydi.
Dördüncü Umumi Müfettiş Abdullah Alpdoğan (Dersim Kasabı)tarafından uygulamaya konulan “Tunceli Kanunu” ile Dersim Tertelesinin fitilini ateşleyen tekçi zihniyet, 4 Mayıs 1937’de alınan Bakanlar Kurulu kararıyla da tarihin en kanlı katliamlarından birine imza attı. 1925 yılında hazırlanan “Şark Islahat Planı” uygulamaya konulmuş oldu. Bu çerçevede 2 Şubat 1926 tarihinde Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey’in Şark Islahat Planının bir devamı olarak hazırladığı raporda, Dersim “Çıban Başı” olarak tarif etmiştir. Çünkü bu süreçte homojen bir ulus -devlet yaratma konusunda Dersim tarihi ve kültürüyle bir engel olarak görülmüştür. Dönemin Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın 18 Eylül 1930 tarihinde Başbakanlığa sunduğu Dersim raporunda, bir an önce Dersim’e “askerî harekât” düzenlenmesi gerektiği belirtilirken, 1932 yılında Jandarma Umum Kumandanlığının hazırladığı gizli rapor Dersim’in coğrafi, iktisadi, toplumsal yapıları, inanç ve aşiret yapılarına ilişkin detaylı bilgiler içerirken aynı zamanda da askerî harekâta ve ıslahat planına ilişkin öneriler içermektedir.
Dersim’li aşiretlerden önce silahlar toplatılır, aşiretler sorunsuz bir şekilde devlete ellerinde olan silahları teslim ederler. Hemen ardından toplu katliamlar başlar ..
Koçgiri ile başlayan imha Dersim ile son buldu gerekçeler malum “isyancı şaki”, “son kale “olarak addettikleri Dersim çağın acısını, trajedisini vahşetin en acımasızını 4 Mayıs 1937’ de sanırım dünya tarihinde bile bir örneği dahi olmayan bir biçimde alınan Bakanlar kurulu kararıyla katliam yapıldı bu karardan sonra her şey güvenlik birimlerine havale edilerek resmi sayılara göre 11.000 civarı resmi olmayan rakamlara göre ise 70.000 civarında insanımız Dersim’de katliama uğratıldı.
15 Kasım 1937’de Seyid Rıza, oğlu ve yedi arkadaşı Elazığ’da bir Pazar günü kurulan mahkemenin ardından idam edildiler ve hala mezar yerleri bilinmiyor. . İdamında son arzusu “beni, oğlum Resik Hüseyin’den önce asın” olur. Oğlunun yaşı da büyütülüp gözünün önünde idamı gerçekleşmiştir. 15 Kasım 1937’de gece güne kavuşmadan, idamında görev yapan İhsan Sabri Çağlayangil’in ağzından Seyit Rıza “Kerbela evladıyız, günahsızız, ayıptır, zulümdür, cinayettir” sözleriyle idam sehpasını tekmelemiştir. Seyit Rıza’nın mahkemede söylediği şu son sözleri ile tarihe geçmiştir; “Sizin yalanlarınızla, hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu. Ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun!”
Tertelenin kadın boyutu uzun yıllar konuşulmadı (bu da başlı başına başka bir yazının konusu)Askerler katliamdan ganimet olarak el koydukları Dersim’li kız çocuklarının derin trajik hikayelerinden , Türkleştirip köklerinden koparılan kız çocuklarından bahsediyoruz. Son yıllarda Dersim Tertelesinde kadınları konuşulmaya başlandı. Kadın tanıklar yaşadıklarını anlattılar bazıları hiç konuşmadı. Köklerinden koparılan kız çocukları acılarıyla göçüp gittiler. Yani Dersim 38’ Tertelesinin toplumsal cinsiyet boyutu, mesela tüm savaşlarda olduğu taciz ve tecavüz, sürgün, kız çocuklarına el konulması ve Türkleştirilmesi, asimile edilmesi, bunlarda Tertelenin kurbanları değil mi?
Hafızalarımıza, tarihimize Tertele olarak geçen ve günümüze kadar devam eden Dersim Tertelesi..uzun yıllar kendini dilini ,inancını korumuş Dersim halkı insani bir talep dört dağın arasında geçit vermeyen bu dağlarda başlayan bir mücadele ama bir yandan da soykırıma sürgüne uğratılan bir halk. Aradan 89 yıl geçti ama inkâr ve asimilasyon tüm boyutlarıyla devam etmektedir.
Dersim halkının talepleri o günden bu yana görmezden geliniyor ve bu görmemezlik hali şiddetle, yargı baskısıyla kadına yönelik şiddetle Dersim doğasının yok edilmesiyle, baraj yapımlarıyla, işsizlik gençliğin geleceksizliğiyle günümüzde de devam ediyor.
Dersim halkının dili, inancı o gün bugün hala yasaklı, Kürt -Kızılbaş kimliği egemenler için her daim korkulu rüya oldu.
Katliamın ardından henüz sayısı tam olarak bilinmeyen Dersim’liler batıya çeşitli illere sürgün edildiler. Yüzlerce Dersim’li kız çocukları ise ailelerinden koparılarak çoğunluğu asker ailelerin yanında hizmetçi olarak köleliğe ve kimsesizliğe mahkûm edilmiştir. Kan akan Munzurun çığlığını kimse duymadı..
Her şeyden önce Dersim Tertelesi ile yüzleşilmesi için yıllardır gizli kalan arşivlerin açılıp inceleneceği bir hakikat komisyonunun kurulması, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması, toplu mezar yerlerinin tespit edilmesi,
1937-1938 Dersimdeki soykırım tanınsın, Tunceli yerine Dersim adı kabul edilsin. Dersim halkı üzerindeki baskılar son bulsun dili inancı ve kültürü üzerindeki baskılar son bulsun.
Dersim Tertelesi bu ülkenin tarihinin en karanlık sayfasıdır ve Dersim’in hala tekçilikle mücadelesi devam ediyor. Dersim doğasındaki cümle canların korunması için devletin Dersim doğasından elini çekmesi gerekmektedir. Koçgiri’den Dersim’e, Dersim’den Roboski’ye Sivas’a tüm katliamlarla yüzleşme yapılmadan yeni katliamların olmayacağının garantisi yoktur. Halkımızın tüm talepleri ancak demokratik bir toplum ve Demokratik Cumhuriyetle mümkün olduğuna göre hepimizin emek vermesi, mücadele etmesi gerekiyor.
Dersim halkı tüm zulüm politikalarına rağmen boyun eğmedi, katliamda süngülenen, kurşunlanan, uçurumlardan kendini devletin eline geçmemek için atan kadınların, sürgün edilenlerin, direnenlerin hatıralarına saygı duyarak ,onurlu mücadelelerin önünde saygıyla eğiliyorum. Çünkü onlar diz çökmediler.
Dersim Tertelesinin sadece bu acıların çocuklarının, torunlarının mı, yoksa toplumun tüm kesimlerinin bu gerçeği anlaması önemli bu soruyu sormamız gerekiyor.







