ayşe düzkan
futbol, halı sahada, arsada arkadaşlar arasında falan oynanmadığında spor değil tabii ki. profesyonel futbol adı da verilen tantana, bir grup erkek spor yapsın diye değil, biz izleyip eğlenelim diye kopuyor; o anlamda eğlence sektörünün bir parçası. eleştirel bir bakış açısıyla “endüstriyel futbol” diye tanımlayanlar var, eleştiri kısmına katılmıyorum. endüstriyel tabii ki, bu kadar antrenman, çalışma, tanıtım olmasa izlediğimiz oyundan bu kadar keyif almamız mümkün olur muydu? mahalle arasında oynayan çocukları izlemek dünya kupası maçlarını izlemek kadar heyecanlı mı! kaldı ki hayatımızdaki o kadar çok şey endüstriyel ki zaten. son otuz yılda işin içine daha fazla para girdi, bahis sektörü tadını kaçırdı, o ayrı.
bütün bunlara rağmen, dünyanın her yerinde farklı futbol takımlarına atfedilen kimlikler var. hangi takımı tutacağımızı biraz sevdiğimiz insanların, yakın arkadaşlarımızın tercihleri, biraz da o kimlikler belirliyor. aslında o kimliklerin, takımlara atfedilenlerin pek fazla bir anlamı yok. nitekim insanlar tuttukları takımı nadiren değiştiriyorlar hatta hiç değiştirmiyorlar.
diğer yandan, futbolun kitlelerin afyonu olduğu da bir klişe, futbol üzerinden politikleşenler de var; yakın dönemde fenerbahçe tribününü düşünün. ayrıca elimizi attığımız, gözümüze değen her şeyde siyasi bir etkinin olduğu ülkemizde futbol da bundan azade kalamıyor, en yakın örnek erdoğan’ın “himayesindeki” erokspor ve çeşitli liglerde dolaşması.






