Gökçer Tahincioğlu
Birileri, amasız fakatsız kutsalı savunuyor ki savunabilir, ifade özgürlüğünün böyle bir durumda umurunda olmadığını söylüyor, ki bunu da söyleyebilir, hepsi ifade özgürlüğünün temellerindendir.
Örnekler veriliyor: “Aleviler için espri yapıldığında ne yapıyordunuz?”, “Atatürk’e böyle söylenebilir mi?” ki bu örneklere de gerek yok. Aksi de savunulabilir… Ve birileri de Deniz Göktaş’ın sözlerinin tam da ifade özgürlüğü alanında kaldığını söyleyebilir. Bu kadar temel düzeyde anlatmak can sıkıcı ancak hakikatin konuşulmadığı bir ülke burası. Gerçeğin büküldüğü, içsel ahlakın unutulduğu…
Kutsal başlığı, hassas bir konu gerçekten… Aynı duyarlılık başkalarının kutsalları için de geçerli olsa üzerinde durulması, düşünülmesi gereken bir başlık bu. Ama öyle olmuyor. Bunun arkasına kendi kutsalının en kutsal olduğu düşüncesi geldiğinde tartışmanın lüzumu da ortadan kalkıyor bir anda. Ezberin olduğu yerde halkın kolayca ve kendiliğinden tahrik olmayacağı, kutsalın böyle zarar görmeyeceği, devletin böyle yıkılmayacağı, endişeye mahal olmadığı sözleri de anlamını yitiriyor.
O zaman hakikatten konuşalım. Öyle ya bu ülkede olduğu gibi zamanla eğilip bükülebilir ancak hakikat tek ve orada duruyor.






