Evren Balta
7-8 Temmuz’da NATO liderleri Ankara’da bir araya geliyor. Bir NATO zirvesi dendiğinde çoğumuzun aklına hâlâ aynı sahne geliyor: Devletler bir masanın etrafında toplanır, tehdidi değerlendirir, güvenliği kendi aralarında müzakere eder, taahhütte bulunur. Güvenliği hala temelde egemen devletlerin birbiriyle pazarlık ettiği bir alan sanıyoruz.
Ankara Zirvesi bu resmin eksik kaldığını bir kez daha gösteriyor. Zirvenin bir parçası olarak 7 Temmuz’da NATO Savunma Sanayii Forumu da toplanıyor. Forumun resmi gündemi, ittifakın % 5’lik savunma yatırım planına doğru ilerleyişi ve bu paranın savunma üretimine, işbirliğine ve ortak tedarike nasıl çevrileceği. NATO diliyle söylersem “sanayi caydırıcılığını” güçlendirmek. Caydırıcılık artık yalnızca asker sayısı ya da nükleer şemsiye meselesi değil; fabrika, çip, uydu, mühimmat hattı ve özel şirket kapasitesi meselesi.
Bu küçük bir ayrıntı değil. İttifakın merkezindeki en önemli tartışma. 2025 Lahey Zirvesi’nde müttefikler 2035’e kadar GSYH’nin %5’ini savunma ve savunmayla bağlantılı yatırımlara ayırmayı taahhüt etmişti. Ankara Zirvesi’nin önemi, bu taahhüdün siyasi beyan olmaktan çıkıp sanayi politikasına dönüşmesinde yatıyor. Trump, Avrupa’nın daha fazla harcamasını istiyor. Ama bu harcamanın Amerikan savunma ve teknoloji şirketlerine akmasını istiyor. Avrupa ise daha fazla para harcarken kendi mühimmatını, hava savunmasını, uydu altyapısını, yapay zekâ sistemlerini ve kritik teknolojilerini güçlendirmek istiyor.






