BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Bizans’a destek Kürd’e köstek

Bizans’a destek Kürd’e köstek

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Kürdistan’ı tarihsel ve toplumsal olarak ifade edersek Kürtlerin ülkesidir, ama henüz devletleşmemiş bir ülke. Yani Kürtlerin ülkesi var ama devleti yok!.. 

Eyyüp DEMİR

“Kürdistan” kavramı üzerinde Türkiye’de bir tartışma yeniden alevlendi. Nedeni de deneyimli Kürt siyasetçisi Ahmet Türk’ün Amedspor’un Süper Lig’e yükselmesine ilişkin olarak yaptığı “Çok mutluyum, Kürdistan’ın bir takımı Süper Lige’e çıktı” açıklamasıydı.

Türkiye’deki bir çok siyasetçi, gazeteci, danışman, apoleti olan ve olmayan çok sayıda kişi “Bunu diyen sen misin?” dercesine, açtılar ağızlarını yumdular gözlerini, Ahmet Türk’ün kişiliğine, duruşuna, siyasetine dönük yapmadıkları hakaret ve saldırı bırakmadılar.

Bununla da kalmadılar, kendi “vatansever”liklerini ve “milliyetçi”liklerini Erzurum ozanlarının atışmalarını andıran sahnelerle, Ahmet Türk üzerinden yarıştırdılar.

Neden?

Tek neden var, çünkü Ahmet Türk onları bir hakikate çekmiş ve gerçeklikle yüz yüze getirmişti.

Türkiye’de gerçeklik ile politik zemin, genellikle birbirinin karşıtı iki kutubudur. Tek gerçekli var o da devletin yarattığı kendi hakikat alanı. Doğru mu yanlış mı, bilimsel mi, bilim dışı mı hiç önemli değil, önemil olan devletin doğru kabul ettiği neyse o.

Bunu savunan da, her nedense kendi çıkar ilişkilerini gizliyerek, vatanseverlik ve milli duruş adı altında yapmakta.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Yavuz Sultan Selim’den Mustafa Kemal’e dek; ihtiyaç duyulduğunda Kürdistan’a sığınılmış, işleri bitince de Kürdistan’a karşı acımasızca saldırılmış, ki bugün Ahmet Türk üzerinde yapılan da öncekinin mikro devamı niteliğindedir.

“Kürdistan” kavramına dönük saldırı ve karşı duruş sergileyenler, bir Yunan ve Bizans tanımlaması olan “Anadolu” kavramına dönük hayranlıkla birlikte bir fetişizm içindeler.

Anadolu ve Kürdistan üzerinde bir okuma yapıldığında Türkiye’deki “Bizans-Yunan seviciliği” ve “Kürt karşıtlığı” çok daha iyi anlaşılır.

Neden “Anadolu”ya destek olunuyor, “Kürdistan”a ise köstek?

Bu sorunun yanıtını Anadolu ve Kürdistan analizinin hemen akabinde dilerseniz ifade edeyim.

“Kürdistan” kavramı tarihsel kayıtlara ilk kez 12. Yüzyılda, Büyük Selçuklu İmparatorluğu zamanında Sultan Sencer (1097-1157) tarafından Kürtlerin yaşadığı coğrafyayı tanımlamak amacıyla resmi ve idari belgelerde kullanıldı.

Ancak bu kavram Sultan Sencer dönemiyle var olmuş bir bir kavram değil, Sultan Sencer tarihsel ve toplumsal olarak var olan Kürdistan gerçekliğini kayıt altına alan kişidir, o kadar.

Bu kavramın etimolojik yapısı ise “Kurd” yani “Kürd/Kürt” halkını ifade eder, “-istan” ise Kürtçe ve Farça’da da kullanılan bir ek olup “ülke”, “yer”, “diyar” anlamına gelir. Kürt kavramının geçmişi ise ta Sümerlere ve hatta ötesine dek uzar.

Ünlü Sümerolog Samuel Noaha Kramer “Tarih Sümer’de Başlar” çalışmasının bir çok yerinde Sümerlerin kendi kuzeylerindeki dağlık alanda yaşayan “Kur”lulardan söz ettiğini kayda düşer. “Kur”, “Ko” veya “Kustan” kelimeleri şu andaki Kürtçede “dağ”, “dağlık alan” anlamına gelir. Ki Sümerler de dağlık bölgede yaşayan Kürtlerin ataları için bunu kullanıyorlardı. Ha keza bugünkü “Kurd” kelimesinin kökü de “Kur”dan gelir.

Sümer verileri üzerinden bakıldığında Kürtlerin tarih sahnesindeki yeri en az M.Ö 3000, günümüzden de 5000 yıl önceye uzar. Kaldı ki, Kürtlerin antik tarihleri konusunda da bu durum 12 bin yıl öncesine “Girê Mirazan” (Göbekli Tepe) kültürüne dek uzar.

“Girê Mirazan” kalıntıları 1994’te Prof. Dr. Klaus Schmidt ve ekibi tarafından ortaya çıkarılınca, kendisine yöneltilen bir soruda, “Burayı inşa edenler nereye gittiler?” sorusuna yönelik, “Bir yere gitmediler, şu an Urfa’da, Diyarbakır’da, Mardin’de, Adıyaman’da yaşayanlardır” yanıtını vermekte.

Açıkçası Hurri, Guti, Kasit, Lulubu, Urartu, Mittani, Sagartyan, Zelani, Karduk antik grupların günümüzden 6 bin yıl önce homojenleşme trentleri başlamış ve tüm bu gruplar bir kültürel erime potası içinde yeniden biçimlenerek bugün Kürtlere dönüşmüşler.

Tarihsel verilere göre de Kürt etnik ve dilsel sentezinin başlangıcını M.Ö. 500’lerde yani Med Konfederasyonu’nun hemen akabinde başladığı ve Kürt etnik ve dil sentezinin M.S. 500’lerde de tamamlandığı kabul edilir. Eğer yalnız dilsel ve etnik sentezin tamamlanma süreci baz alınsa bile Kürdistan kavramının geçmiş ile olan ilişkisinin ne kadar derin olduğunu görebiliriz. Kaldı ki o günden bugüne Kürtler halen dil, kültür, sosyal ve siyasal yaşamlarını devam ettirmektedirler.

Kürtler; Persler, Büyük İskender, Selevkoslar, Partlar, Sasaniler, Dört Halife, Emeviler, Abbasiler, Selçuklular, Safeviler, Osmanlıların dönemleri ile Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin baskıcı yönetimleri altında bile varlığını koruyarak sürdürdüler.

Oysa “Anadolu” günümüzde böyle bir niteliğe sahip değil, fakat Kürtler sahiptir. Tarihsel olarak bakıldığında “Anadolu” hem bir coğrafi yön hem de bir siyasal idari biçim idi, ancak şu an değil.

Anadolu kelimesi Yunanca “Anatellein” yani “yukarı çıkmak”, “doğmak” “güneşin doğması” fiil kökeninden gelir. En yaygın görüş ile ifade edecek olursak, Bizans Yunancasındaki “Anatole” yani “doğu”, “gündoğumu”, “güneşin doğduğu yer” kelimesinden gelir. Dolayısıyla “Anadolu”, aslında “doğu ülkesi”, “güneşin doğduğu taraf” olarak anlam kazanır. Bizans döneminde de bir yönetsel ve idari alan olarak görülür.

Tarihsel olarak Bizans İmparatorluğu döneminde merkez alınan yerin dışında doğrudan kalan bölgelere “Anatole” denmiştir. Hatta Bizanslılar açısından bakıldığında Konstantinopolis (Konstantin’in Şehri) ya da “İstanbul” (“Stin+poli” veya “Ist+in+poli”; “Ist” kale demek, “in” iç demek, “poli” ise şehir demek, yani İstanbul’un anlamı “kale içi şehir”) demektir, ki bu günkü Eyüp’ten başlayıp Fener, Unkapanı, Eminönü, Topkapı Sarayı, Kumkapı, Yenikapı, Yedikule’den Eyüp’e kadar olan kale surları içinde kalan bölgedir İstanbul. Bunun dışında kalan yönetim alanları ise Bizans’ın doğusunda bulunduğu için “Anatole” olarak adlandırılır.

Yani “Anadolu” ve “İstanbul” kavramlarının her ikisi de ülke yönetimi açısından siyasal, yönsel ve teritoryal bir tanımdır. Burayı ellerinde bulunduran dönemin yöneticileri kendi yönetimlerini ilan etmiş ve ülkelerinin sınırlarını biçimlendirmişler.

Türkiye’deki “Anadolu fetişçileri” aslında bu gerçeğin bilincinde olsun ya da olmasın, Anadolu günümüzde kendi öz kimliğini yitirdiği için “Anadoluculuk” yapmaktalar. Ha keza “Stinpolis/İstanbul” veya “Konstantinapolis” de süreç içinde el değiştirmekle kalmayıp kimlik yitimine uğrayınca sorun olmaktan çıkarıldı.

Peki bugün Türkiye’de, bu kadar tarihsel derinliği sahip olan “Kürdistan” neden “Anadolu” ve “Stinepolis”in aldığı değeri almıyor?

Neden çok açık.

Ne “Anadolu” ne de “Stinepolis”, tarihsel mirası günümüze kadar gelse de, geçmişe dönük toplumsal bir kimliğe sahip değil. Her ikisi de deformasyona tabi tutularak, grupsal kimliğinden alabildiğine uzaklaştırılmış. Kaldı ki son izlerden biri olan Ayasofya örneğinden de bunu açık bir şekilde görmekteyiz.

Fakat “Kürdistan” hem toplumsal hem de tarihsel olarak dipdiri ve ayakta. İnsan kaynakları açısından ne “Anadolu” ne de “Stinepolis” gibi tarihe gömülmemiş. Bugün Kürdistan’a vurulan her arkeolojik kazma Kürtlerin tarihini yeni bir boyuta taşımakla kalmayıp, dünya tarihinde de büyük değişim yaratmaktadır. Ki “Girê Mirazan” kültürünün açığa çıkarılması da bunun en somut ibaresidir.

Bugün eğer Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de Kürdistan fobisi varsa, bunun tek nedeni yalnız kavrama karşı duyulan antipati değil, bu kavramı Kürtlerin sosyo-politik olarak tanımlamasıdır. Kürtlerin ulusal talebi, ister istemez coğrafi alan üzerinde biçimlenmektedir, ki Kürtler buraya da Kürdistan diyor, hatta Kürtlerin dışındakiler de.

Kürt ve Kürdistan’a karşı ortaya çıkan önyargılar bilimsellik açısından da ciddi hatalara yol açıyor.

Türkiye’de Kürdistan alanı üzerine yapılan bölgesel tanımlamalarda bir çok kavramsal hatalara yol açmakta. Burada kastım şehir, kasaba, köy isimlerinin değişimi değil, elbette ki bunlar da var, ancak kastım “Doğu Anadolu Bölgesi” ve “Güneydoğu Anadolu Bölgesi” tanımlamasıdır.

Yukarıda yapılan etimolojik analizde de anlaşıldığı gibi “Anadolu” anlam olarak “doğu” demek. “Doğu Anadolu Bölgesi” yani “Doğu Doğu Bölgesi demek, ki bu bir alan ya da bölge değil, bir “doğru hat” çizmektedir. “Güneydoğu Anadolu Bölgesi” de aynı şekilde bir bölgeden ziyade bir “doğru hat” şeklindedir.

Eğer bir şey kendi tarihsel bağlamından uzaklaştırılıp resmi ideolojinin sınırlarına hapsedilir ise, bu tür saçmalıkların ortaya çıkması kaçınılmazdır.

Son söz;

Mezopotamya (Antik Yunanca “mesos”: orta, arada, “potamos”: nehir; “Mesopotomia”: iki nehir arası) yani Dicle ve Fırat arasında kalan bölgedir. Oysa Kürdistan coğrafik olarak Dicle ve Fırat arasını kapsadığı gibi daha geniş bir alanı işaret etmekte. Bu nedenle de kimi tanımlamalarda Kürdistan’ın kullanılması hem bilim dünyası hem de daha kapsamlı bir anlam için gereklidir.

Özetle Kürdistan’ı tarihsel ve toplumsal olarak ifade edersek Kürtlerin ülkesidir, ama henüz devletleşmemiş bir ülke. Yani Kürtlerin ülkesi var ama devleti yok!..

Eyyüp DEMİR kimdir?

1995 yılında gazeteciliğe başladı. “Bilim ve Siyaset” dergisinde makaleler yazdı ve yayın kurulunda bulundu. Med TV, Kurd1 TV, Kanal 4 TV ve Waar TV’de habercilik, belgesel-program yapımcılığı ile sunuculuk yaptı. Kürt meselesi, Kürt siyaseti üzerine kitapları vardır. En son Amerika’nın Sesi Kürtçe Servisi’nde (VOA) muhabir olarak görev aldı.

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz