Metin Yeğin
Siz de kendinizi büyük ve saçma bir otobanın üzerinde sürüklenir hissetmiyor musunuz? Fakat bu sürüklenme, öyle hızlı bir akıntı içinde bata çıka giden bir çöp parçası gibi değil ya da çöp parçası gibiyiz belki ama akıntı falan değil ve bata çıka kısmının hep ilk bölümünde bata batayız. Sıkışık, çok sıkışık otoban, kuralları ihlal edip, geri de dönemiyorsun. Senin gibi, bizim gibi yüzlercemiz, köprüden önce son çıkışı olmayan bir yerde, metallere hapsedilmiş, manasız bakışlarla telefonlarımıza gömülmüş, defalarca filtrelediğimiz hayatımızı, en yakınlarımıza sergilemekten başka bir şey yapmıyoruz.
Arabanı bırakıp gidemezsin, dışarısı koca ayaklı bir viyadük, böyle olmasa da gidemezsin, taksitleri tam yatmamış daha, bir sürü saat kesmişsin hayatından peşinata, kredi kartın ödeme gününden seni ısırıyor, karbondan kararmış müteahhit çimleri bile çekici geliyor gözüne yol kenarında ama nafile, bırakıp yatamazsın üstüne, yoksa her üç dakikada bir ilerlediğin 7-10 santimlik mesafeyi gidemezsin ve kornalar çalarlar hep beraber kardeşlerin, bir arkanda, iki arkanda, üç-beş arkanda olanlar, birbirimize bağlıyız çünkü sıkıntılarımızdan. Metrobüsler, yerüstü trenleri, erkeklerin bacaklarını yayarak oturdukları ama nedense kadınlarla aynı ücreti ödedikleri dolmuşlar, irili ufaklı toplu taşıma denilen koğuş sistemi, yani hepimiz aynı otobanda çaresiz, daha da kötüsü, manasız bir şekilde ilerliyor, pardon ilerliyor gibi hissetmiyor musunuz?






