30 Ekim 2026 Nûmedya24
Köşe Yazısı

“Ailem Güvende” Değil

Bugün “aileyi korumak” adına LGBTİ+’ları hedef gösterenler, aslında kimi aileden saydıklarını ve kimi bu toplumun dışında bırakmak istediklerini ilan ediyorlar. Oysa aile, devletin tarif ettiği tek bir biçime indirgenemez; toplum da tek bir kimlik, tek bir cinsiyet anlayışı ve tek bir yaşam biçimi üzerinden kurulamaz. Bir toplumun güvenliği, farklı olanı susturabildiği ölçüde değil, farklı olanın özgürce yaşayabildiği ölçüde mümkündür.

Ercan Jan AKTAŞ

Bir ülkede yaşayanların güvenliğini kimler, hangi otoriteler belirler? Kimin yaşamı korunmaya değer, kimin yaşamı tehdit olarak görülür? Türkiye’de LGBTİ+’lara yönelik bu son operasyonun adı bu soruların yanıtını açıkça veriyor: “Ailem Güvende.” Fakat bu ülkede aile adına yapılan her şeyin aileyi koruduğunu düşünmek için hiçbir nedenimiz yok.

Aksine,“aile” kavramının kadınların, LGBTİ+’ların ve toplumsal cinsiyet normlarına sığmayan herkesin üzerinde bir denetim aracına dönüştürüldüğü bir dönemden geçiyoruz. 12 Eylül askeri darbesinin 46. yıldönümünde başlatılan ve 15 ile yayılan operasyonlar, bu nedenle yalnızca bir gözaltı ve baskın dalgası olarak okunamaz. “Ailem Güvende” adı, devletin makbul aile tanımını ve bu tanımın dışında bırakılanlara yönelik tahakkümünü anlatan daha büyük bir siyasetin ifadesidir.

12 Eylül askeri darbesinin 46. yıldönümünde, çok sayıda LGBTİ+ örgütünün, bağımsız medya kuruluşunun, öğrenci kolektifinin, insan hakları savunucusunun ve aktivistin internet sitelerine ve sosyal medya hesaplarına el konuldu. Adalet Bakanı Akın Gürlek, İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Mersin’de yürütülen operasyonlara alaycı bir biçimde “Ailem Güvende” adının verildiğini açıkladı. Gürlek, 160’tan fazla aktivistin gözaltına alındığını söyledi. Ardından İstanbul’da ikinci bir arama dalgası da devam etti.

12 Eylül’ü 13 Eylül’e bağlayan gece saat 01.00’den itibaren, günün ilk ışıkları henüz doğmadan, Türkiye makamları LGBTİ+ örgütlerini, aktivistleri ve insan hakları savunucularını hedef alan koordineli bir arama ve gözaltı dalgası başlattı. Operasyonlar Ankara, Mersin, Kuşadası, İstanbul ve İzmir’in de aralarında bulunduğu 15 ile yayıldı. LGBTİ+ dernekleri, aktivistler, bağımsız insan hakları savunucuları ile bazı kurumlar ve işyerleri hedef alındı. Şafak sökmeden evlere baskınlar düzenlendi. Kapılar zorla kırıldı. İstanbul’da, HIV ile yaşayan insanlara hayati destek sağlayan kuruluşların merkezlerine dahi baskın düzenlendi.

Burada söz konusu olan elbette aileleri korumak değildir. Bu, LGBTİ+’lara, onların örgütlerine, dayanışma içinde olanlara ve temel özgürlükleri savunan herkese yönelik koordineli bir yıldırma ve baskı kampanyasıdır. Operasyonlar hâlâ devam ediyor. Aktivistler korku içinde bekliyor; sıradaki hedefin kim olacağını bilmiyorlar.

İronik bir şekilde “Ailem Güvende” isminin verildiği bu operasyon, adından da anlaşılacağı üzere toplumu tahakküm altına alma operasyonudur. Tekçi ve cinsiyetçi politikaların ısrarla sürdürüldüğünün açık bir kanıtıdır. Kadınlar her gün,“güvenli”denilen ailelerin içerisinde şiddete maruz bırakılmakta, katledilmektedir. Farklı cinsel kimlikler bu ülkenin, ailelerin ya da toplumun güvenlik sorunu değildir. Asıl güvenlik sorunu; kadınların ve LGBTİ+’ların yaşamlarını tehdit eden şiddet, cezasızlık ve ayrımcılıktır.

Bugün “aileyi korumak” adına LGBTİ+’ları hedef gösterenler, aslında kimi aileden saydıklarını ve kimi bu toplumun dışında bırakmak istediklerini ilan ediyorlar. Oysa aile, devletin tarif ettiği tek bir biçime indirgenemez; toplum da tek bir kimlik, tek bir cinsiyet anlayışı ve tek bir yaşam biçimi üzerinden kurulamaz. Bir toplumun güvenliği, farklı olanı susturabildiği ölçüde değil, farklı olanın özgürce yaşayabildiği ölçüde mümkündür.

Bu yüzden bugün sorulması gereken soru “Ailem güvende mi?” değil, “Bu ülkede kim güvende değil ve onu kim tehdit ediyor?” sorusudur. Cevap da aslında açıktır: LGBTİ+’ları, kadınları ve farklı yaşam biçimlerini tehdit olarak gösteren; onları görünmezleştiren, kriminalize eden ve susturan politikalar güvenlik üretmiyor, tam tersine güvensizliği örgütlüyor. Gerçek güvenlik; devletin bize kimin makbul, kimin tehlikeli olduğunu söylemesi değil, herkesin kendi hayatını korkmadan kurabilmesidir.

Bir kadının şiddete uğramayacağından, bir LGBTİ+’nın kimliği nedeniyle saldırıya uğramayacağından, bir insanın düşüncesi nedeniyle kapısının gece yarısı kırılmayacağından emin olabilmesidir. Güvenlik, devletin toplumu kendisine benzetmesi değil; toplumdaki herkesin farklılığıyla yaşayabilmesidir.

Bu nedenle bugün “Ailem Güvende” değil. Çünkü birilerinin güvenliği, başkalarının özgürlüğünün ve yaşam hakkının bedeli olarak kuruluyorsa, orada güvenlik değil tahakküm vardır. Gerçek güvenlik ise ancak herkes güvende olduğunda mümkündür.

Bu sebeple Türkiye başta olmak üzere uluslararası insan hakları örgütleri, seçilmiş temsilciler, sendikalar, sivil toplum kuruluşları, gazeteciler ve eşitliğe ve özgürlüğe bağlı herkes bu konuda acilen harekete geçmesi gerekir.  Kamuoyu önünde açıkça tutum almak bugün için çok değerlidir. Doğrulanmış bilgileri paylaşmak, konuya dair doğrudan muhatap ve temsilcilere ulaşmak mümkündür. Gözaltına alınan kişilerin derhal serbest bırakılmasını ve aramaların durdurulmasını talep etmek gerekiyor.

Sessizlik saldırıya uğrayanları korumayacaktır. Aksine, yalnızca baskıyı teşvik edecektir.

Türkiye’deki LGBTİ+ topluluklarıyla dayanışma içinde olalım.

Her şey için çok geç olmadan.

İlgili Haberler

Faik Bulut yazdı

Çakal Carlos: Dünyanın en ünlü militanının paralı askere dönüşünün hikâyesi (1)

Çakal Carlos’un “devrim adına” yapıp ettiklerinden çıkarılacak en büyük ders bence şudur: İster bireysel isterse grup halinde olsun; öncü vuruşlara dayalı kitlesiz şiddet, halktan kopuk silahlı eylemler ve bilhassa dogmatizme dayalı radikalizm en masum militanları bile asıl amacından saptırıp devletlerarası büyük güçlerin oyuncağı, kiralık katili, paralı askeri, vurucu gücü haline getirmektedir. Varılan sonuç çoğu zaman hüsrandır ve halkın menfaatlerine aykırıdır.

Akın Olgun yazdı

Baro seçimlerinden taşan şey

DEM Parti’nin, demokratik siyasetteki boşluğu dolduracak şekilde bir hat kurma ve bu hattı muhalefetin merkezi haline getirme politikasından ve bunu son dönemde görünür kılmasından, en çok ana muhalefet içindeki İYİ Partili hücrelerin ve İmamoğlu çevresinin rahatsızlık duyduğu malum. Çerçeve yasa için “hayır” kampanyası örgütleyen aklın nereye ait olduğunu ve bu tavrın nasıl karşıtlık havuzuna akıtıldığını bilenler için bu bir tartışma konusu da değil ayrıca. O havuzdan Kocasakal çıktı işte…

Ercan Jan Aktaş yazdı

Sırbistan’da gençlerin zaferi

Fransa, Almanya ve Sırbistan başta olmak üzere farklı ülkelerde ortaya çıkan bu hareketler, karar alma süreçlerini belirli bir liderliğin ya da merkezi yapının tekelinde toplamak yerine, yerel inisiyatifler, özerk örgütlenmeler, yatay koordinasyon ağları ve öğrenci meclisleri aracılığıyla ilerlemektedir. Bu pratiklerde doğrudan demokrasi, yalnızca siyasal taleplerden biri değil, mücadelenin örgütlenme biçimini belirleyen temel bir ilke olarak öne çıkmaktadır.

Faik Bulut yazdı

Çakal Carlos: Dünyanın en ünlü militanının paralı askere dönüşünün hikâyesi (1)

Çakal Carlos’un “devrim adına” yapıp ettiklerinden çıkarılacak en büyük ders bence şudur: İster bireysel isterse grup halinde olsun; öncü vuruşlara dayalı kitlesiz şiddet, halktan kopuk silahlı eylemler ve bilhassa dogmatizme dayalı radikalizm en masum militanları bile asıl amacından saptırıp devletlerarası büyük güçlerin oyuncağı, kiralık katili, paralı askeri, vurucu gücü haline getirmektedir. Varılan sonuç çoğu zaman hüsrandır ve halkın menfaatlerine aykırıdır.

Akın Olgun yazdı

Baro seçimlerinden taşan şey

DEM Parti’nin, demokratik siyasetteki boşluğu dolduracak şekilde bir hat kurma ve bu hattı muhalefetin merkezi haline getirme politikasından ve bunu son dönemde görünür kılmasından, en çok ana muhalefet içindeki İYİ Partili hücrelerin ve İmamoğlu çevresinin rahatsızlık duyduğu malum. Çerçeve yasa için “hayır” kampanyası örgütleyen aklın nereye ait olduğunu ve bu tavrın nasıl karşıtlık havuzuna akıtıldığını bilenler için bu bir tartışma konusu da değil ayrıca. O havuzdan Kocasakal çıktı işte…

Ercan Jan Aktaş yazdı

Sırbistan’da gençlerin zaferi

Fransa, Almanya ve Sırbistan başta olmak üzere farklı ülkelerde ortaya çıkan bu hareketler, karar alma süreçlerini belirli bir liderliğin ya da merkezi yapının tekelinde toplamak yerine, yerel inisiyatifler, özerk örgütlenmeler, yatay koordinasyon ağları ve öğrenci meclisleri aracılığıyla ilerlemektedir. Bu pratiklerde doğrudan demokrasi, yalnızca siyasal taleplerden biri değil, mücadelenin örgütlenme biçimini belirleyen temel bir ilke olarak öne çıkmaktadır.

Anasayfa