Bu çirkin ifadelerin cezasız bırakılması, ırkçılık ve nefret söylemlerinin bilfiil artmasına davetiye çıkarmaktadır. Hukukçuların, bir bebeğin emziğinde ‘bomba pimi’ arayan, ona ve babasına “bir küçük ve bir büyük sarı torbayı” reva gören ve Kürt kimliğini hedefe koyan ırkçı zihniyete karşı suç duyurusunda bulunması elzemdir.
Nedim TÜRFENT
‘KÜRTLERİN BİR FUTBOL KULÜBÜ OLMASIN’ MI?
Kürt Çalışmaları Merkezi ve Rawest Araştırma, “Kürtlerde Amedspor algısı ve taraftarlığı”nı irdeleyen bir kamuoyu araştırması yaptı. Geçen Mart’ta yapılan ancak 31 Ağustos’ta açıklanan araştırmanın en çarpıcı sonucu şu: Katılımcıların sadece yüzde 24’ü Amedspor’u “salt bir futbol takımı” olarak tanımlıyor. Yüzde 38’i Amedspor’u “kimliğin temsilcisi” olarak görüyor.
Yalın bir cümle eklememe izin verin: Bir asır boyunca resmi ve gayri resmi kanallar vasıtasıyla yok sayılan ve yadsınan kimliğin temsilcisi.
Süper Lig, TFF 1. Lig, TFF 2. Lig ve TFF 3. Lig’de 139 erkek futbol takımı var. Amatör futbol kulüplerini de sayarsanız bu sayı, bir çırpıda binleri bulur. Peki Türkiye’de bunca futbol kulübü bulunuyorken, Kürtlerin aidiyet hissettiği bir futbol kulübü olamaz mı?
“Kürtlerin bir futbol kulübü olmasın”, “Kürtlerin bir evi olmasın”ın başka bir tezahürü mü?
‘FUTBOL ASLA SADECE FUTBOL DEĞİLDİR’
Söylemeye hacet yok: Amedspor elbette kendisini ‘bir Kürt futbol kulübü’ olarak hiçbir zaman tanıtmadı. Gelgelelim Amedspor’un edası ve taraftarının sedası, oyunun kurallarını biraz değiştirdi.
Yüksek müsaadenizle, birkaç adım geriye gidelim: Amedspor, 31 Ocak 2016’da Ziraat Türkiye Kupası son 16 turunda, Bursaspor‘u deplasmanda 2-1’lik skorla saf dışı bırakarak adını çeyrek finale yazdırdı. Maçtan sonra Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), Amedsporlu Deniz Naki‘ye “ideolojik propaganda yapmak” ve “sportmenliğe aykırı açıklamalarda bulunmak” iddiasıyla 12 resmi müsabakadan men cezası verdi.
Deniz Naki ne dedi de TFF, tabiri caizse, “çıldırdı” ve rekor bir ceza verdi?
Hafızamızda üç beş kulaç atıp Naki’nin sözlerini anımsayalım: “Bizim için bugün çok önemli bir galibiyet oldu. Bize karşı yürütülen bu kirli oyundan alnımızın akı ile çıktık. Böylesi zor bir dönemde halkımıza ufak da olsa umut ışığı olabilmenin mutluluğunu ve gururunu yaşıyoruz. Amedspor olarak boynumuzu eğmedik ve eğmeyeceğiz de. Biz özgürlüğe olan inancımız ile çıktık sahaya ve kazandık. Çünkü biz özgürlüğe ve umuda fidanlarımızı ektik. Bizi yalnız bırakmayan bütün siyasetçilerimize, sanatçılarımıza, aydınlarımıza ve halkımıza teşekkürü borç biliyoruz ve bu galibiyeti topraklarımızda 50 günden fazladır süren zulümde hayatlarını kaybedenlere ve yaralılarımıza adıyoruz, armağan ediyoruz. Her bijî azadî [Yaşasın Özgürlük].”
TFF’nin cezası aslında Simon Kuper’in “Futbol asla sadece futbol değildir” sözünü büyük puntolarla tarihe kazıdı.
Her şey burada bitmiyordu elbette. Yüzlerce sivilin hayatını kaybettiği o sokağa çıkma yasakları sürecinde Amedspor, 9 Şubat 2016’da Diyarbakır’da Ziraat Türkiye Kupası çeyrek finalinde Fenerbahçe ile oynadığı ve 3-3 biten maça, “Çocuklar ölmesin, maça gelsin” pankartıyla çıktı. Ardından para cezasına çarptırıldı.
KİM DAHA GÜR SESLE ‘NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE’ DİYECEK?
Amedspor, artık ulusal ve sosyal medyada el ve ağız birliğiyle günbegün kriminalize edildi, terörize edildi, canavarlaştırıldı. Nur topu gibi bir öcü.
Alt liglerde Amedspor maçlarında hangi takım daha çok “milliyetçi” olacak, hangi takım daha yüksek sesle çalınan “Mehter Marşı” ile maça çıkacak, hangi takım daha devasa bir “Vatan sana canım feda” pankartını açacak veyahut hangi takımın taraftarı maç esnasında daha gür(uh) sesle “Ne mutlu Türküm diyene” diye slogan atacak “yarış”ı başladı.
Bu “yarış”ta faili meçhul cinayetlerin müsebbibi beyaz toroslar, JİTEM ve onun Yeşil‘in pankartlarını açan Bursaspor ve fiziki saldırı yaparak linç girişimi yapılan Ankaragücü deplasmanında pik yaptı. “Çocuklar ölmesin, maça gelsin” demenin cezası hep oldu. Sudan sebeplerle verilen cezalar yüzünden Amedspor, alt liglerdeki maçlarının çoğunu seyircisiz oynadı. Maçlarında hakemlerin aleyhte verdiği kararların ise bini bir paraya…
Var güçleriyle önüne baraj kurmaya çalıştıkları Amedspor, geçen yıl adeta cümle takımları ve hakemleri bir başına yenerek geldi Süper Lig’e…
Yapılan onca haksızlık, aslında Kürtlerin ve diğer ezilen kimliklerin duygudaşlık bina ederek Amedspor’a daha çok sempati duymalarına vesile oldu desek herhalde buna muhalefet şerhi koyacak kimse olmaz.
NEFRET SÖYLEMİ VE IRKÇILIK
Alt liglerde handiyse canı okunan Amedspor’un Süper Lig’de mücadelesi oldukça dikkat çekti. İlk 5 haftada deplasmanlarda 1 beraberlik ve 1 mağlubiyet alan Amedspor, kendi evinde 3 maçta aldığı 3 galibiyetle 10 puana ulaştı. Ligde 3. sıraya yerleşen Amedspor’ın ligin ilk haftalarındaki bu başarısı kuşkusuz takdire şayan.
Bütün bu yazdıklarım aslında bir girizgahtı. Amedspor neden sadece bir fubol kulübü değil? Bunu birkaç paragrafa sığdırarak birkaç olay üzerinde hatırlatmaya çalıştım.
Şimdi topu dolandırmak yerine asıl mevzuya girelim: Nefret söylemi ve ırkçılık.
Süper Lig’in 3’üncü haftasında Diyarbakır’da 31 Ağustos’ta oynanan Amedspor-Trabzonspor karşılaşmasının ardından, Trabzonspor taraftarlarını taşıyan otobüste bir zat, Kürtleri hedef alan nefret söylemlerinde bulundu.
Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, yüzü açıkça görünen zat, “Kürtlerin en iyisi ölüp mezara girendir. Toplanıp Kürtçe konuşuyorlar, konuşturmayacaksın. Bunlara acımayacaksın, tekmeyi vuracaksın!” diyor ve devamında ağza alınmayacak hakaretlerde bulunuyordu. Kişinin gözaltına alınıp tutuklandığı söylendi ancak resmi bir açıklama yapılmadığı için buna pek inanmadım.
BEBEĞİN AĞZINDAKİ ‘BOMBA PİMİ’…
Bu hafta ise Maçkolik‘in “Amed SK’nin minik taraftarı babasıyla beraber stadyumdaki yerini aldı” mesajıyla X’te paylaştığı bir fotoğrafa yapılan yorumlar, sosyal medyadaki linç ve nefret söyleminin vardığı boyutu en çıplak haliyle gözler önüne serdi.
Maçkolik’in “Bursasporlu minik taraftar, babasıyla beraber takımını destekliyor” mesajıyla paylaştığı fotoğrafa “Amedli” rumuzlu bir X kullanıcısı, “Maşallah minik bebek maşallah, Allah seni bağışlasın” diye yorum yazdı.
Maçkolik’in “Amed SK’nin minik taraftarı babasıyla beraber stadyumdaki yerini aldı” mesajıyla paylaştığı fotoğrafa profilinde Bursalı olduğu yazan Ömer Faruk Güler adlı kişi, bebeğin ağzındaki emziği kastederek, “Ağzındaki bomba pimi mi” diye yazdı.
‘FOTOĞRAFTAKİ KAHVERENGİ MİKTARI’: ‘1 BÜYÜK, 1 KÜÇÜK SARI TORBA’…
Amedsporlu baba ve bebeğinin bulunduğu yorumlardan bazılarını buraya not etmeden geçemeyeceğim (yazım hataları kendilerine aittir):
“İktidarın emriyle terör destekçileri masumlaştırılmaya çalışılıyor, bizde yedik”
“Babasıyla oğlu hain haindir. Bu tip algı çalışmalarına gelmicez. Hem terör örgütünü destekliceksin, hem Türklere düşman olucaksın. Ondan sonra kardeşiz demeye getireceksin. Kabul etmem. Fotoğraf ta 1 büyük, 1 küçük sarı torba var.”
“Şok poşeti yeter buna”
“Fotodaki kahverengi miktarı”
“bunların bebeleri bile sevimsiz”
“Allahın gücüne gitmesin ama çocukları bile sevimsiz”
“Her ne olursa olsun çocuklara şiddet tasfip edilemez. Üzerine kendisi değil, ailesi giydiriyor o paçavradan bozma üniformayı, Türk bayrağı verirsen eline onu tutar. Bebeğe değil, onu öyle yetiştirmeye çalışan bölücü ailesine sesiniz çıksın.”
“Mini terörista”…
SPORDA BU SUÇLARIN YERİ VAR MI, KİM DUR DİYECEK?
Bir bebeğin ten rengi üzerinden ırkçılık yapanlardan tutalım, “Kürtler eşittir terörist” zihniyeti ve “1 büyük, 1 küçük sarı torba” yazanlara kadar sayısız nefret söylemi bulunuyor.
“Bunların bebeleri bile sevimsiz” ifadeleriyle bir bebeği dahi gayriinsanileştirecek [dehumanization] kadar körleşmiş bir nefret. Bir dumura uğrama hali.
Bunları yazanlar ister trol hesaplar olsun, ister gerçek hesaplar. Kesin olan şudur ki birileri yazıyor ve ortada bir suç var. Bu nefret söylemleri ve halkı kin ile düşmanlığa tahrik suçlarının karakolluk olacağını elbette beklemiyorum. Nasıl ki Kürt halkı ve kimliğine yapılan ırkçı saldırılar soruşturmasız bırakılıyorsa, mevzubahis Amedspor olduğunda da savcılar, hakimler başlarını devekuşu misali kuma gömecek. Uzak ya da yakın tarih buna tanıktır.
Amedspor’un adı, renkleri ve taraftarları doğrudan “terörist” veya “suçlu” parantezine alınırken, Kürt kimliği söz konusu olduğunda sporun evrensel fair-play ve dostluk doğasından ne yazık ki eser kalmıyor. Yetkililerin vurdumduymazlığı ise evlere şenlik. Bunun, şiddetin devreden çıkıp barışın inşa edildiği bir süreçte artması ise yaman bir çelişkiden başka bir şey değil.
Aleni ırkçılık, henüz konuşmayı dahi bilmeyen bir bebeğin gülüşünü terörle özdeşleştiren kolektif bir düşmanlaştırma diliyle yeniden üretiliyor. Sırf bir takımı tutuyor diye bir baba ve bebeğini doğrudan “sarı ceset torbası” ile anmak, nefret söyleminin ötesine geçerek açık bir yok etme ve öldürme arzusu, bir nevi nekro-politika’nın somut karşılığıdır.
Bu çirkin ifadelerin cezasız bırakılması, ırkçılık ve nefret söylemlerinin bilfiil artmasına davetiye çıkarmaktadır. Hukukçuların, bir bebeğin emziğinde ‘bomba pimi’ arayan, ona ve babasına “bir küçük ve bir büyük sarı torbayı” reva gören ve Kürt kimliğini hedefe koyan ırkçı zihniyete karşı suç duyurusunda bulunması elzemdir.
Sporu bir nefret ve ırkçılık arenasına dönüştürmek yerine, farklı renklere gönül veren insanların kendilerini ifade edebileceği bir alan olmasını sağlamak, toplumsal barışın örülmeye çalışıldığı bugünlerde belki de ihtiyaç duyduğumuz ilk şeydir.







