BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Yılmaz Güney’in izinden…

'Kürt sineması artık kendi gözüyle kendine bakıyor'

Yılmaz Güney’in izinden…

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Sinema’nın Çirkin Kral’ı Yılmaz Güney’in yaşamını yitirmesinin üzerinden 42 yıl geçti. Sinemacı Mehmet Emin İsi, “Kürtler, Yılmaz Güney’den sonra artık kendilerine kendi gözleriyle bakıyor, kendi sinemalarını yapıyor” dedi.

HABER MERKEZİ – Kürt bir ailenin çocuğu olarak 1937 yılında Adana’da dünyaya gelen ve sinema dünyasında “Çirkin Kral” lakabıyla tanınan Yılmaz Güney’in (Yılmaz Pütün) yaşamını yitirmesinin üzerinden 42 yıl geçti. Üniversite eğitimi için gittiği İstanbul’da sinema sektörüne adım atan Güney, Türkiye’de toplumsal sorunlara mesafeli olan sinemaya, yeni bir anlam kattı. 1959 yılında Atıf Yılmaz’ın yönetmenliğini yaptığı “Bu vatanın çocukları” ve “Alageyik” isimli filmlerin hem senaryosunu yazan hem de rol alan Güney, sinemanın dışında “Yeni ufuklar” ve “On Üç” gibi dergilere öyküler yazdı. Yazdığı öykülerle komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yargılamalara maruz kalan Güney, yazılarından dolayı 1 yıl 6 ay cezaevinde kaldı.

CEZAEVİ, ONLARCA FİLM, ÖDÜLLER…

Türkiye Halk Kurtuluş Cephesi (THKPC) lideri Mahir Çayan ve arkadaşlarını evinde sakladığı gerekçesiyle 1971’de 2 yıl hapis cezası verilen Güney, cezaevinde tutulduğu dönemlerde “sürgün” edildi. Cezaevinden çıktıktan sonra sinemaya bakış açısı değişen Güney, toplumsal konuları devrimci bir perspektifle ele almaya başladı ve 1974’te “Arkadaş” filmini çekti. Aynı yıl Adana’nın Yumurtalık ilçesinde “Endişe” adlı filmi çekerken, ilçe yargıcı Sefa Mutlu’yu öldürmekten yargılanan Güney’e, 13 Temmuz 1976’da 19 yıl hapis cezası verildi. Beş yıl aradan sonra izinli olarak çıktığı cezaevinden firar eden Güney, birkaç ülke gezdikten sonra Fransa’ya yerleşti.

Avrupa’da da çalışmalarını sürdüren Güney, toplam 114 filmde oyuncu, 26’sında yönetmen, 15’inde yapımcı, 64’ünde ise senarist olarak yer aldı. “Duvar”, “Sürü” gibi filmlerin yönetmenliğini yapan Güney, “Yol” filmiyle Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülünü aldı. Hayatının 12 yılını cezaevinde geçiren Güney, 47 yaşında yakalandığı mide kanseri nedeniyle 9 Eylül 1984’te yaşamını yitirdi ve Paris’teki Père Lachaise Mezarlığı’na defnedildi.

‘TÜRKİYE SİNEMASINI DÖNÜŞTÜRDÜ’

Ortadoğu Sinema Akademisi Derneği üyesi sinemacı Mehmet Emin İsi, Yılmaz Güney’in çalışmalarına, yarattığı değerlere ve Kürt sineması üzerindeki etkilerine dair MA’dan Rukiye Payiz Adıgüzel’e konuştu.

Güney’in sinema dünyasında kendi tarzını ortaya koyan çok önemli bir sinemacı olduğunu belirten İsi, Güney’in yaşamına ve çalışmalarına dair hatırlatmalarda bulundu. Güney’in “Çirkin Kral” lakabıyla Türkiye sinemasında farklı bir karakter ve büyük bir sinemacı olduğunu söyleyen İsi, Yılmaz Güney sinemasının Yeşilçam sineması ve oyunculuktan yönetmenliğe geçiş olarak ikiye ayrılabileceğini belirterek şöyle konuştu:

“Yılmaz Güney’den önce filmler daha çok oyuncular üzerinden tanınıyordu. Yılmaz Güney yönetmen olarak filmlere imza attıktan sonra Türkiye’de artık yönetmen ekolü ön plana çıkmaya başladı. Yılmaz Güney bir yönetmen olarak Türkiye sinemasında bir ekol haline geldi. Hem Türkiye sineması hem de Kürdistan sinemasında yerini aldı. Yılmaz Güney için sadece ‘Türkiye sinemacısı’ ya da ‘sadece Kürdistan sinemacısı’ demek yetersiz kalır. Yılmaz Güney attığı adımla Kürdistan sinemasının başlangıcını oluşturdu ama aynı zamanda Türkiye sinemasını da dönüştürdü.”

GÜNEY’İN KÜRDİSTANİ KARAKTERLERİ

Güney’in sinemasında özellikle Kürt karakterleri işleme tarzına dikkat çeken İsi örneklerle şunları anlattı:

“Yılmaz Güney sinemada ilk kez -özellikle Bakur sinemasında- Kürt karakterlerin esasını Kürt ruhuyla ortaya çıkardı. Yabancılaştırılmış ya da yan karakter olarak değil, gerçek birer karakter olarak seyircinin karşısına çıkardı. Dili Türkçe olsa bile ruhu, tavrı, kültürü ve duruşu Kürt’tü. Örneğin Seyyit Xan (Han) karakteri…

Seyyit Xan Kürt tarihinde bir kahraman. Devlete karşı savaşmış, Osmanlı döneminde büyük bir savaş, mücadele yürütmüş bir eşkıyadır. Ama Seyyit Xan mahkum olmuş. Yılmaz Güney, Seyyit Xan’ı sanırım annesine sormuş. O karakterin Kürt ruhunu ve dokusunu sinemasına taşıdı. Örneğin ‘Umut’ filminde, Kürdistan’dan Adana’ya göç etmiş bir faytoncunun hayatını anlatır. Yılmaz Güney’in kendi babası da şoförlük yapıyordu. Oradaki karakter tıpkı kendi babası gibidir; yaşadığı hayatı olduğu gibi yansıtıyor; ajite etmeden, abartmadan tüm gerçekliğiyle aktarıyor. Yine ‘Sürü’ filmi bir yandan endüstriyelleşmeye karşı bir duruştur. Kürt kültürünün endüstrileşme karşısında kaybetmeyle yüz yüze kalmasını beyaz perdeye taşır. ‘Yol’ filmi de yine Kürdistan sinemasının mihenk taşlarından biridir. Filmde Türkiye’nin 7 bölgesinden 7 karakteri ele almış. Orada da en çok Kürdistan üzerinde durmuş. Baş karakterleri Kürdistani karakterler. Filimde Serhat bölgesinin atmosferi, soğuğu, duruşu ve kültürü yansıtılır. Karakterinin kaybedişini de, gerçekliğini de gösteriyor.”

‘HALKLARIN SORUNLARINI DİLE GETİRDİ’

Güney’in hem Kürdistan hem de Türkiye’deki halkların sorunlarını her açıdan dile getirdiğini belirten İsi, “Mesela ‘Yol’ filmi 1980 darbesi sonrası yapılmış. O filmde görünüyor ki, gerçekten ülke bir zindana dönüşmüş. Türkiye büyük bir cezaevi olmuş. Dışarıdaki insanlarla, cezaevinde olan insanların birbirinden farkı kalmamış. Mesela ‘Arkadaş’ filmi görünürde komünizm propagandası gibi durur. Belki komünizm hakkında birçok kitap yayınlanmıştır ama halk üzerinde ‘Arkadaş’ filmi kadar etki yaratamadı. Çünkü sınıfları çok iyi tanıtıyor, karakterleri çok iyi yansıtıyor. Komünizm nedir, sosyalizmin özü nedir, sınıf değişimi nasıl gerçekleşir? Tüm bunları bu filmde gösteriyor. ‘Umut’ filmi Adana gibi bir yerde geçen devasa bir portredir. Aslında Adana, Ermenilerin, Kürtlerin ve pek çok farklı kültürün bir arada yaşadığı renkli bir metropoldür. Fakat endüstriyelleşmeyle karşı karşıya kalıyor. ‘Umut’ filmi insanın başına ne geliyor, bunu çok iyi işliyor. ‘Umut’ filmi de, ‘Sürü’ filmi de dünyamızı son derece gerçekçi bir dille anlatıyor” diye konuştu.

‘BÜYÜK BİR DEĞİŞİM YARATTI’

Güney’in filmlerinde işlediği karakterleri hiçbir zaman küçük düşürmediğini veya onları haksız göstermediğini belirten İsi, insanların gerçekliğini olduğu gibi ortaya koyduğunu kaydederek şunları söyledi:

“Yeşilçam döneminde Yılmaz Güney’den önce sinema tek tip ve kalıplaşmış bir yapıya sahipti. Seyirciler salonları dolduruyordu ama filmler belirli siparişlerle yapılıyordu. Yeşilçam tam bir endüstriydi. İşte Yılmaz Güney, bu endüstrinin içerisinde büyük bir değişim yarattı. Yeşilçam’daki Kürt karakterler önceden kaba, komik, cahil, küfür eden, bir şey bilmeyen tiplerdi. Yılmaz Güney bu bakış açısını tamamen değiştirdi. Karakter nasılsa onu olduğu gibi işledi. Seyyit Xan karakterini düşünün; gururlu, devlete ve ağalara karşı savaşan gerçek bir karakter. Yılmaz Güney bu değişimi Yeşilçam’da başarmış ve bunu seyirciye kabul ettirmiştir.”

‘KÜRT SİNEMACILAR ÖRNEK ALIYOR’

Güney’in Kürt sinemacıların yüzde 90’ını üzerinde çok büyük etkisi olduğunu dile getiren İsi, dört parça Kürdistan’da çok iyi tanındığını, sinemasının iyi takip edildiğini belirterek, “Yılmaz Güney özel bir karakterdir. Sinemasıyla, duruşuyla… Onun yaptığı sinemanın örneği dünyada çok azdır. O dönemde Cannes Film Festivali’nde muazzam bir film çektiği için ödül kazandı. Gerçek ve güçlü bir temel kurdu. Halkını çok iyi takip etti. Karakterleri çok iyi işledi. Örneğin ‘Yol’ filminde hangi karaktere baksan Kürdistan’ın köylerinde o karakterleri bulabilirsin. Çok derin gözlem yapıyor. Bu da Kürt sinemacıları için bir örnekti. Kürdistan’ın dört parçasındaki Kürt sinemacılar Yılmaz Güney’i kendine örnek alıyor. Onun sinema tarzında bir şeyler yapmak istiyor” ifadelerini kullandı.

‘KÜRDÜN GÖZÜYLE HALKINA BAKTI’

Güney’in Kürt sinemasını üzerindeki etkisine de değinen İsi, “Yılmaz Güney’den önce Kürt sinemasında bazı denemeler vardı. Onlar da Kürt gözüyle değil, yabancı bir gözle Kürtleri görmekti. Yılmaz Güney ilk kez bir Kürdün gözüyle kendine ve halkına baktı. Yılmaz Güney’den sonra artık Kürtler kendilerine kendi gözleriyle bakıyor, kendi sinemalarını yapıyor. ‘Yol’, ‘Umut’ ya da ‘Sürü’ gibi filmlere baktığında; evet, Kürt’ler ama dilleri Kürtçe değil. Fakat bugün Kürt sinemasının karakterleri Kürt, dilleri Kürtçe. Kürtler artık kendilerini kendi gözleriyle görüyorlar, kendi hikayelerini kendileri anlatıyor. Bu daha da ilerleyecek; Yılmaz Güney’in hayali de bu şekilde gerçekleşmiş olacak” diye konuştu.

‘DAHA GÜZEL BİR DÜNYA HAYAL ETTİ’

Güney’in hayallerinin gerçekleşmek üzere olduğunu dile getiren İsi, “Çünkü bu mücadele devam edecek. Kürt halkının statüsü ve özgürlüğü sağlanacak. Yılmaz Güney her şeyden önce Kürt bir sosyalistti. Dünya üzerinde güçlü bir ses olmak istedi, daha güzel bir dünya hayal etti. Kürt özgürlük hareketi, Kürt sosyalistlerde bu duruşta. Yılmaz Güney Kürt halkının özgürlüğünü istiyordu, ‘Kürdistan’ın bir statüsü olsun’ diyordu; fakat aynı zamanda ezilen tüm halklar için bunu istiyordu. Paris Kürt Enstitüsünün düzenlediği Newroz programındaki konuşmasında da dile getiriyordu: Kürt ve Türk halklarının ortak mücadelesinden, ezilenlerin mücadelesinden bahsediyordu” dedi.

‘FİLMLERİ TOPLATILDI, ENGELLENDİ AMA BUNDAN ÇEKİNMEDİ’ 

Güney’in hayallerinin ileriye taşınması ve tüm halkların özgürlüğüne kavuşması için Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin büyük bir adım olduğunu sözlerine ekleyen İsi, konuşmasını şöyle tamamladı:

“Sinemacıların yaşamına baktığımızda; Yılmaz Güney Türkiye ve Kürdistan’da, Ousmane Sembène Afrika’da, Jean-Luc Godard Fransa’da büyük bir örnek. Bu tür sosyalist sinemacıların sanatları çoğu zaman halklarının direnişi için bir adım olmuştur. Sanatlarını bu şekilde ortaya koymuşlar. Kürt sinemacılar da bunu bilmeli. Yılmaz Güney, 400-500 film yapabilirdi, yaşamını o şekilde rahatlıkla geçirebilirdi. Ama halkının acılarını ve dertlerini hikaye yaptı. Bu yüzden birçok filmi toplatıldı, izletilmesi engellendi fakat Yılmaz Güney bundan çekinmedi. Tüm arzusu, halkının ve ezilenlerin acılarını dile getirmekti. Yılmaz Güney’i kendine örnek alan biri bu düzeyde durmalıdır: ‘Ben hikayemle halkıma nasıl hizmet edebilirim, sanatımı halkım için nasıl kullanabilirim?’ Bu, Yılmaz Güney’i anmanın en güçlü yoludur.”

Benzer Haberler

4 polisle birlikte ‘rüşvet’ten yargılanıyordu

Ayhan Bora Kaplan hakkında beraat kararı

Duruşma 16 Eylül’de görülecek

Hürmüz Diril davasında savcı ceza istedi

PISA 2025 sonuçları açıklandı

Türkiye, matematikte 38 ülke arasında 23.

Melih Gökçek’in ifadesi ortaya çıktı:

"Emekli maaşıyla geçiniyorum, oğlumun somut bir işi yok"

Demirtaş’ın mesajını iletti

Selçuk Mızraklı tahliye edildi: 'Bu mücadeleye güç verin'

Mansur Yavaş, Kılıçdaroğlu’nun davetini reddetti

Kılıçdaroğlu: İmamoğlu siyasi tutuklu değildir