Ender İmrek
Türkiye, tarihinin en keskin çelişkilerinden birini yaşıyor. Bir yanda dünyanın en büyük silahlı örgütü NATO’nun “görkemli” zirvesi; diğer yanda ise barışın kırılgan umudu olarak silahların yakılması süreci…
İnsanlık asırlardır ekmek, barış ve özgürlük uğruna kanını, canını, toprağını veriyor. Devrimler, direnişler, büyük göçler… Kazanımlar, kayıplar yaşanıyor. Her bedel, her gözyaşı bir sonraki nesle miras kalıyor. Ama egemenler, kendi ömürlerini uzatmak, tahtlarını perçinlemek için yeni yollar, yeni tezgahlar, yeni kanlı hesaplar yapıyor.
Bir yanda milyonlar açlık, işsizlik ve evsizlikle boğuşurken; diğer yanda trilyonlar silahlanmaya, savaşa ve hegemonya kurma hırsına akıtılıyor.
İnsanlığın bedeli ve egemenlerin savaş ekonomisi
İnsanlık barış diye fısıldadıkça, egemenler savaş makinesini daha gürültülü çalıştırıyor. Yeni sektörler doğuyor: Ölüm ticareti, kan ekonomisi, yıkım sanayi… İHA, SİHA, DRON… Savaşlar artık “tatbikat” haline geliyor. Ukrayna-Rusya çatışması bunun en acı örneği. Çıkışı engellenmedi, sürdürülmesi ise daha fazla savaş, daha fazla silah, daha fazla kâr için teşvik ediliyor.






