29 Ocak anlaşmasıyla açılan insani pencere henüz tam anlamıyla işlevini yerine getirmiş değil. Toplamda 877 kişinin serbest bırakılması önemli bir adım olmakla birlikte, başlangıçta ilan edilen 1.070 kişilik rakama ulaşmak için sürecin hız kazanması gerekiyor. Yaşanan gecikmeler ve prosedür ihlalleri; hem taraflar arasındaki derin güvensizliği beslemeye devam ediyor hem de ailelerinin özlem ve beklentisi içinde olduğu günlerini geçirdiği insanların mağduriyetini uzatıyor.
Doğan Cihan
29 Ocak’ta Demokratik Suriye Güçleri (DSG) ile Suriye Geçici Hükümeti arasında varılan anlaşma, sahada uzun süredir tartışma konusu olan esir takası dosyasını çözmeyi hedefliyordu. Anlaşmanın temel amacı, tarafların elinde bulunan esir ve tutukluların karşılıklı olarak serbest bırakılması ve bu insani meselenin kapatılmasıydı. Ancak süreç ilerledikçe, beklenen şeffaflık, koordinasyon ve hızın sağlanamadığı görülmektedir.
ESİR TAKASININ AŞAMALARI VE KRONOLOJİK SÜREÇ
Mart ayı başından itibaren hayata geçirilen esir takası süreci birkaç aşamalı bir takvimle ilerlemiştir. İlk aşamada 59 kişi serbest bırakılmış, ardından 100 kişilik ikinci bir grup tahliye edilmiştir. 19 Mart’ta gerçekleştirilen en kapsamlı aşamada 300 kişi özgürlüğüne kavuşmuştur. Süreç kapsamında ayrıca 8 YPJ üyesi ve 25 Mart’ta 10 kişi daha serbest bırakılmıştır. Bu aşamalarla birlikte toplamda serbest bırakılan kişi sayısı 477’ye ulaşmıştır. Sürecin devamında 400 kişilik yeni bir grubun daha tahliye edilmesiyle birlikte, resmi olmayan verilere göre toplam sayı yaklaşık 877 kişiye yükselmiştir. DSG ise şuana kadar Geçici Hükümete 491 tutuklu teslim etti.
ESİRLERİN PROFİLİNE İLİŞKİN GENEL ÇERÇEVE
Şam yönetiminin elinde bulunan esirlerin yalnızca son çatışmalarda esir düşen kişilerden oluşmadığı görülmektedir. Farklı dönemlerde ve farklı çatışma süreçlerinde esir alınan geniş bir grup bu dosya kapsamında yer almaktadır. Halep’in Şêx Maqsud ve Eşrefiye mahallelerindeki kuşatma dönemin, Dêr Hafir çatışmaları sırasında esir düşenler, Derazor, Rakka ve Tabqa bölgelerindeki kuşatma ve saldırılar ile 2018 yılında Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spî’ye yönelik saldırılar sırasında esir alınan kişiler de bu kapsamda değerlendirilmektedir. Bu durum, esir dosyasının yalnızca güncel çatışmalarla sınırlı olmayıp uzun bir süreci içerdiğini de göstermiş oldu.
SÜRECE YÖNELİK ELEŞTİRİLER VE SİYASİ TARTIŞMALAR
Esir takası süreci, sahadaki gelişmelerle birlikte farklı yorum ve eleştirilere konu olmaktadır. Anlaşmanın temel hedefi karşılıklı esirlerin serbest bırakılması olsa da, uygulamada sürecin beklenen hızda ve şeffaflıkta ilerlemediği yönünde değerlendirmeler öne çıkmaktadır. Bazı değerlendirmelere göre Suriye Geçici Hükümeti’nin esir dosyasını yalnızca insani bir mesele olarak değil, aynı zamanda siyasi bir araç olarak kullandığına vurgu yapılıyor. Sürecin yavaş ilerlemesi, belirsizliklerin devam etmesi ve serbest bırakmaların düzensiz şekilde gerçekleşmesi bu eleştirileri güçlendirmektedir.
TOPLUMSAL TEPKİLER VE ARTAN BASKI
Esir ailelerinin sürece yönelik tepkileri giderek artmaktadır. Aileler yakınlarının bir an önce serbest bırakılmasını talep ederken, sürecin uzaması ciddi bir toplumsal baskı oluşturmaktadır. Bu durum, tarafların bu hassas dosyayı kendi siyasi pozisyonları doğrultusunda yönlendirdiği yönündeki tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Böylece esir meselesinin yalnızca insani bir konu olmaktan çıkıp siyasi bir mücadele alanına dönüştüğü yorumları yapılmaktadır.
SÜRECİN TIKANMA NOKTALARI VE SON GELİŞMELER
DSG komutanlıklarının daha önce verdiği taahhütlere rağmen uygulamada yaşanan gecikmeler sürecin önemli sorun alanlarından biri olarak öne çıkmaktadır. Öte yandan Geçici Hükümet cephesinin bu durumu siyasi avantaj elde etmek amacıyla kullandığı yönünde eleştiriler de bulunmaktadır. Newroz sonrasında beklenen yeni serbest bırakma dalgasının gerçekleşmemesi ya da oldukça sınırlı kalması, sürecin tıkandığı yönündeki değerlendirmeleri güçlendirmiştir.
ESİR TANIKLIKLARI: İHLAL, BASKI VE İŞKENCE
Serbest bırakılan kişiler, Suriye Geçici Hükümeti kontrolündeki farklı şehirlerde bulunan cezaevlerinden alınarak Hesekê’ye getirildi. Farklı bölgelerde ve farklı zamanlarda esir düşmelerine rağmen, neredeyse tüm tanıklar benzer uygulamalardan bahsediyor. Bu da cezaevlerinde yaşananların bireysel değil, bütünselliği ifade eden bir yaklaşım temelindeki bir uygulama olduğunu gözler önüne seriyor.
Son dönemde serbest bırakılan 400 kişilik grubun ifadeleri de ve daha önce serbest bırakılan esirlerin anlatımlarında da öne çıkan bir merkezi uygulama olduğunu kanıtlıyor. Minbic, Rakka, Deyrizor, Halep, Hama, Serêkaniyê ve Girê Spî gibi farklı bölgelerdeki gözaltı merkezlerinde tutulan kişiler ağır işkence ve kötü muameleye maruz kaldı.
Bu merkezlerde tutulanların anlatımlarında, yakma, elektrik verme ve daha ağır işkence yöntemleri gibi uygulamalardan söz ediliyor. Bu tür yöntemlerin farklı yerlerde tekrar etmesi, bireysel değil sistematik ve kurumsal bir işkence düzenine işaret ediyor.
Esirler, yakalandıkları ilk andan itibaren ağır hakaret, küfür ve fiziki şiddetle karşı karşıya kaldıklarını söylüyor. Bu muamelelerin yalnızca gözaltı anıyla sınırlı kalmadığını, esaret boyunca düzenli şekilde devam ettiğini vurguluyorlar. Fiziksel şiddetin yanında yoğun psikolojik baskının da uygulandığı ifade ediliyor.
DİL VE KİMLİK ÜZERİNDEKİ BASKI
Tanıklıklarda en dikkat çeken başlıklardan biri dil ve kimlik meselesi. Esirler, Kürtçe konuşmalarının yasaklandığını, bu yasağa uymayanların cezalandırıldığını ve sürekli uyarıldıklarını belirtiyor. Bu durumun özellikle kimlik temelli bir baskı oluşturduğu kaydediliyor.
Ayrıca tutukluların etnik ve dini kimliklerine göre ayrımcılığa uğradığı da öne çıkıyor. Kürtlere yönelik etnik ayrımcılık ve bazı durumlarda farklı topluluklara yönelik mezhepsel ayrımcılık uygulandığı belirtiliyor.
YAŞAM KOŞULLARI: AÇLIK, HİJYEN VE SAĞLIK SORUNLARI
Esirler, temel yaşam koşullarının da son derece kötü olduğunu aktarıyor. Yeterli ve düzenli yemek verilmediği, hijyen koşullarının oldukça yetersiz olduğu ve kişisel bakım ihtiyaçlarının karşılanmasına izin verilmediğinin altını çiziyor. Tıraş olma gibi en basit insani ihtiyaçların bile kısıtlandığı söyleniyor.
Özellikle Halep’teki bazı cezaevlerinde kapasitenin çok üzerinde tutuklu bulunduğu, bunun da ciddi bir aşırı kalabalık ve sağlıksız ortam yarattığı dile getiriliyor.
PSİKOLOJİK BASKI VE PROPAGANDA
Tanıkların bir diğer ortak ifadesi ise psikolojik baskı ve propaganda. Esirler, sürekli olarak DSG’nin “sona erdiği” ve devletin sahada tam kontrol sağladığı yönünde söylemlerle karşılaştıklarını anlatıyor.
UZUN SÜRELİ GÖZALTILAR VE KAYIPLAR
Belgelenenler arasında en dikkat çekici başlıklardan biri de uzun süreli keyfi tutuklamalar. Bazı kişilerin özellikle Afrin bölgesinden yaklaşık 8 yıl önce gözaltına alındığı ve hiçbir yargı süreci olmadan cezaevlerinde tutulduğu belirtiliyor.
Serbest bırakılan esirlere en sık yöneltilen “Daha başka esir var mı?” sorusuna, tüm esirlerin istisnasız şekilde verdiği ortak yanıt “Geldiğimiz yerde hâlâ onlarca arkadaşımız var” oldu. Yıl içinde gözaltına alınan bazı kişilerin de hâlâ tutulmaya devam ettiği ve sürecin sürdüğü ifade ediliyor.
ULUSLARARASI HUKUK VE AĞIR İHLALLER
Son serbest bırakmalarla birlikte ortaya çıkan tanıklıklar, uluslararası insan hakları hukuku açısından ciddi iddiaları da gündeme taşıdı. İşkenceye karşı sözleşmeler, keyfi gözaltı yasağı ve insan onuru ilkelerinin ihlal edildiği belirtiliyor.
Bu nedenle esirler meselesi artık yalnızca bir takas süreci değil; aynı zamanda ciddi insan hakları merkezinde yer alan bir dosya olarak değerlendiriliyor.
PROSEDÜR TARTIŞMALARI VE GÜVEN SORUNU
Sürecin başından itibaren taraflar arasında prosedürel anlaşmazlıklar dikkat çekmiştir. Suriye Geçici Hükümeti tarafından ilan edilen genel affın ardından başlatılan serbest bırakmaların, önceden belirlenen mekanizmalara tam olarak uyulmadan gerçekleştirilmesi eleştirilmiştir. İlk aşamada serbest bırakılan 59 kişinin önemli bir bölümünün DSG mensubu olmaması da sürecin şeffaflığına ilişkin tartışmaları artırmıştır. Bu gelişmelerin ardından taraflar arasında daha koordineli bir mekanizma kurulmuş ve karşılıklı eşit sayıda esirin serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla ortak komiteler oluşturulmuştur.
GÜVEN TESİSİNE İHTİYAÇ VAR
29 Ocak anlaşmasıyla açılan insani pencere henüz tam anlamıyla işlevini yerine getirmiş değil. Toplamda 877 kişinin serbest bırakılması önemli bir adım olmakla birlikte, başlangıçta ilan edilen 1.070 kişilik rakama ulaşmak için sürecin hız kazanması gerekiyor. Yaşanan gecikmeler ve prosedür ihlalleri; hem taraflar arasındaki derin güvensizliği beslemeye devam ediyor hem de ailelerinin özlem ve beklentisi içinde olduğu günlerini geçirdiği insanların mağduriyetini uzatıyor.
Serbest bırakılan esirlerin aktardığı sistematik ihlaller ise ayrıca belgelenmesi ve hesap sorulması gereken bir insani hukuk meselesi olarak gündemin önüne çıkıyor. Sürecin gerçek anlamda ilerleyebilmesi için Geçici Hükümetin siyasi hesapları bir kenara bırakması, şeffaf ve eşit bir takas mekanizmasını işletmesi ve esir dosyasını bir baskı aracı olmaktan çıkarması şart. Aksi hâlde bu dosya, hem kuzey Suriye’deki kırılgan uzlaşı sürecini zehirlemeye hem de sivillerin acısını uzatmaya devam edecek.







