BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Özgür Özel, İmamoğlu ve “makul güç”

Özgür Özel, İmamoğlu ve “makul güç”

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Akın OLGUN

İBB ana davası başladı lakin İmamoğlu’nun “biz onları yargılayacağız” söylemi ile CHP’nin “hesap verecekler” parantezi içine alarak kimi zaman öne taşıdığı, kimi zaman sessize aldığı tutum dışında, henüz dava stratejisine dair net bir şey duymuş değiliz.

Denilebilir ki “biz onları yargılayacağız söylemi zaten çok şey anlatmıyor mu?” Evet anlatıyor elbette ama bu bir stratejiyi değil, tutumu işaret ediyor ki uzun vadede sürekli kavga eden, agresif durumuna da düşürebilir İmamoğlu’nu. Karşı tarafı yargılama iddiası, teorik bir sağlamlık, tarihsel bir bilinç ve daha da önemlisi sağlam bir dirayet ister. Bunlar olmadığında, iddia bir “bağırış” tan öteye geçmez, geçemez.

Bunun üstünde durmamın temel sebebi, “nasıl bir Cumhurbaşkanı istiyoruz?” tartışmasına da bir cevap olacağını düşünmem. İmamoğlu sadece İBB başkanı değil, aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı adaylığını ilan etmiş birisi çünkü.

Eğer beklentileri yansıtan bir derinlik, tavır, ifade ve güçlü bir irade oluşmazsa, korkarım iktidara yakın tüm kanal ve gazetelerde, CHP ve Cumhurbaşkanı adayı, yolsuzlukla birlikte konuşulacak. Aylarca, gizli tanıkların ve yakın çevresinden çıkmış itirafçıların ve yeni çıkacak olanların ifadeleriyle tartışılan bir aday profili algılara işlenecek. Bu ise CHP’nin de bunlarla meşgul olması ve iktidarın kurduğu oyun sahasında kalması demektir.

Dolayısıyla, oyunu bozan ve kendi politik sahasını inşa eden mi, yoksa iktidarın kurduğu oyun sahasında durumu kotarmaya çalışarak duruma göre pozisyon alan bir CHP mi göreceğiz sorusunun cevabı hala açıkta duruyor.

Reaksiyonel tutum ve davranışların, kitlelerin duygu dünyasında kimi etkileşimler yarattığı doğrudur (hem Özel hem de İmamoğlu’nun bu tarzı en etkili kullanan iki lider olduğu da gerçek) ama rasyonel olanın hakikati eninde sonunda, ona uygun davrananı güçlü kılacaktır ki tam da bu yüzden, strateji dediğimiz şeyin önemi ve anlamı daha fazla öne çıkıyor. İktidarın oyun kurma ve bunu iç ve dış siyaset ölçüsünde göze alma cesareti ve yönetme becerisi de gözden kaçmamalı.

Yakın siyasi çevresi tarafından, “İmamoğlu Cumhurbaşkanı ilan edilmeli” tarzında örgütlenen, parti içinde bunu hâkim kılan ve yurt mitingleriyle sahaya inerek, ilan edilmesini “mecbur” hale getiren histerinin, devlet gerçekliğinden, rasyonaliteden ne kadar uzak ve bölgesel gelişmeleri okuma konusunda ne kadar ergen kaldığı, sanırım tüm yaşananlar ve yaşatılanlarla bir kez daha görülmüştür!

Günümüz Türkiye’sinde kendini “asli unsur” sanmanın, “devleti kuran parti” olmanın, duygu yüklü bir metafor dışında bir karşılığı olmadığı ve devlet denen mekanizmanın acımasız bir değirmen olduğu, acı bir deneyimle bir kez daha siyasi tarihimize kaydedildi.

15 Temmuz sonrası dönüşen devlet gerçekliği doğru algılanabilseydi, belki atılacak adımlar daha doğru planlanabilir, İmamoğlu bu kadar aceleye getirilmez ve ödenen bedel bu kadar geniş bir sahaya yayılmazdı. (Elbette hepsi bir “belki” parantezinde duruyor)

Alkışlar çağında, gözleri kör eden popülizmin, herkesi bir biçimiyle kendisinin parçası haline getirdiği kuşku götürmez. Gerçeğe veya aklıselim olana bakmak yerine, duymak istediğimiz şeylere ajite oluşumuz bundandır belki de.

Aynı durum medya dünyası için de geçerli. Olayları, olguları değil, kişileri konuşuyoruz çok uzun zamandır. Kişilerin öne çıktığı tartışmalar içinde kayboluyor, gazeteciliği popülizmi için performe eden isimlerin söylemlerinde ve anlatımlarında okuyor ve vasatlaşma tercihimizde “adam asmaca” oynuyoruz. Hal bu olunca, onlar birini sevmediğinde biz de sevmiyor, onlar birini eleştirdiğinde biz de eleştiriyor, onlar birini dışladığında biz de dışlıyor, onlar birini övdüğünde biz de övüyoruz. “Buradaki “biz” kayıp ve iradesiz olan elbette…

Tekrar konuya dönersek;

İmamoğlu etrafında örülen İBB davası, CHP’nin sırtına yargı eliyle bindirilmiş devasa bir yük durumunda. CHP bu yükü taşımaya çalışıyor ve CHP’ye yakın kimi gazetecilerin ifade ettiği gibi, “dosya büyük oranda boş ama tamamen değil.” Mitinglere, açıklamalara hâkim olan “Yiğidim aslanım burda yatıyor” tarzı nostaljik hat da sanırım buraya denk düşüyor. O boş olmayan kısmın nasıl kullanışlı hale getirildiğine uzunca dönem şahitlik ettik ve anlaşılan o ki daha da edeceğiz bu yargılama sürecinde.

Özgür Özel’in, İmamoğlu’nu çok fazla boşa düşürmeden, CHP’yi bu tartışmaların dışına çıkartma çabası, taktiği, politikası, adına ne derseniz deyin, aslında önemli bir hamleydi. Çünkü bu hamleyle birlikte CHP kendisi dışında olup bitenlere yoğunlaşabilme ve kimi alanlarda belirleyici olabilme yeteneğine de sahip olmuştu diyebiliriz.

Kendini merkeze alan veya konulmasını bekleyen İmamoğlu ile İmamoğlu’nu bölge ve “yeni” devlet gerçekliği içinde ele alan ve dolayısıyla, davayla boğuşan değil, kazanmak için “önüne” bakan bir stratejik tutuma denk düşer bu yaklaşım.

Olasılıklar üzerinden bir belirleme yapmak gerekirse; Sahanın gerçekliği ile mümkünler arasında, CHP liderliği açıyı olabildiğince dar tutmayı başarır ve eğer Ö. Özel bunun siyasetini stratejik hale getirebilirse, kitleler nezdinde “makul güç” olarak hem kendisini hem de partisini daha fazla öne çıkaracaktır.

Özgür Özel’in, Kılıçdaroğlu’dan farklı olarak risk alabilen bir lider imajı çizdiği aşikar. Bu imajın nerede, ne zaman somut ve görünür olacağını ise seçim hattına girildiğinde anlayacağız daha çok ama şimdilik kotarılması gereken bir İBB davası var ve muhtemelen Ö. Özel 19 Mart’ı bunun için inşa edecek.

Ancak öyle görünüyor ki İmamoğlu bununla yetinilmesini istemiyor ve kendisini merkeze alan bir siyasetin örülmesini istiyor. İşte bu çeşitli handikaplar yaratabilir.

İmamoğlu’nun, Cumhurbaşkanlığı adaylığına dair BBC Türkçe’ye, 5 Mart’ta verdiği söyleşide de bu yanıyla ilginç bir cümle var.

İmamoğlu, “Türkiye’de demokrasi hangi yolla, kimin adaylığıyla korunacaksa, o yola destek olurum” diyor. Bu cümlenin hemen ardından, “İmamoğlu olmadı başkası olsun demek kolay, ancak bu yol da yol değil” diyerek uyarının ötesinde belirleyici bir çizgi ilan ediyor.

Bu açık uyarının mahiyeti konusunda sanırım kimsenin kafası karışık değil lakin İmamoğlu’nun hem cumhurbaşkanlığı adaylığı hem de parti içindeki pozisyonu, bu uyarıyı yapacak kadar etkili mi artık emin değilim.

Parti için güç dengelerine dair rasyonel durum okuması yapma konusunda, CHP yöneticilerinin oldukça başarılı olduğu bir gerçek. Dolayısıyla cezaevinde olan ve adaylığı sallantıya düşürülen İmamoğlu’nun “bu yol da yol değil” yaklaşımına, siyasetin rasyonalitesi üzerinden bakacak ama onu da yalnız bırakmayacak bir yol bulacaklardır.

İmamoğlu’nun, “Ancak şunu da vurgulamak isterim: İktidar yargı kumpasıyla rakibini oyun dışına ittiğinde, ‘Tamam o zaman başka adayla yarışalım’ dersek bugün İmamoğlu’na yapılan, yarın da başkasına yapılır. Bunu da görmek, buna uygun davranmak lazım” diyerek, sadece siyasi kaygısını dile getirmediğini sanırım hepimiz anlıyoruz.

İçeride olan birisi için elbette bu anlaşılır bir duygu. Yalnız kalabileceğini, “müesses nizam” gerçekliğinin hâkim güç olarak bunun yolunu yapabileceğini, iç ve dış dengelerin kendisine dair ilgi ve alakayı, zamana yayıp “önemsiz” kılabileceğini elbette düşünebilir ve bu düşüncesi çok da yanlış olmaz.

Söyleşisinde bu temelde çok fazla kaygı taşıyan cümle bulunduğunu söylemeliyim.

Ez cümle;

İmamoğlu’nun “gözden uzak” bir duruma düştüğü bir gerçek. Çevresinde bulunan ve onunla yakın olduğu pozu veren kesimlerin dahi çok az konuştuğu, konuşmaktan kaçındığı veya “dostlar alışverişte görsün” yaklaşımı sergilediği de malum.

Rasyonel olana dönen yüzler, doğal olarak siyaseti de buna göre okuyor.

İmamoğlu’nu yalnız bırakmayacak elbette ve hatta onun ismini iktidar yolculuğunda olabildiğince kullanacaklardır ama asla var olanın önüne geçirmeyeceklerdir.

Bu bize, İBB davasını her şeyin önüne koyan bir CHP’den daha çok, onu savunan ama merkeze yerleştirmeyen bir hattın olacağını anlatıyor.

Bazen siyasi pazarlıkların, bazen bahanelerin, bazen tartışmaların konusu olacaktır İmamoğlu ama Cumhurbaşkanı adayı olarak değil, İBB dosyasında yargılanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak bence.

Özgür Özel’in siyaset kurma becerisinin sınırlarının ne olduğunu da göreceğiz bu süreçte.

İmamoğlu’nun kaygılarını önemseyen ama o kaygılara teslim olmayan, rasyonel durumu okuyan ama onu abartmayan, dinamikleri gözeten ama onun akıntısına kapılmayan, iktidarı hedefleyen ama önündeki engelleri bahane kılmayan bir liderlik inşa edebilecek mi hep beraber göreceğiz.

Yapabilme gücü ve hırsı var ama bunların yeterli olmadığı da bir gerçek.

Akın OLGUN kimdir?

1975 yılında Ankara’da doğdu.
1990’larda siyasi faaliyetleri nedeniyle 7 yıl cezaevinde kaldı. 19 Aralık
2000 tarihinde adına “Hayata Dönüş” denilen kanlı operasyona maruz kalan tutuklulardan biri oldu.
2002 yılındaki tahliyesinin ardından İngiltere’ye yerleşti.
Akın Olgun çeşitli haber portallarında ve sitelerinde köşe yazarı olarak, insan hak ve özgürlüklerini konu alan yazılarıyla, düzenli olarak okurlarıyla buluştu.
Cezaevi ve ölüm oruçları sürecini anlattığı ilk kitabı Adları Saklıdır dışında, Ecel Öyküleri, Karanfil Mevsimi, Kül Sesleri, Elalem, Tahtakuruları ve Kargalar Meclisi isimli beş kitabı bulunmaktadır.
Olgun’un kitapları dışında İngiliz Film Enstitüsü’nün desteğiyle Kül Sesleri
ve Elalem kitaplarından uyarlanan Beyaz ve Elveda isimli kısa filmleri
yayınlandı. Ardından senaristliğini ve yapımcılığını üstlendiği kısa filmi
Fısıltılar, Feel The Reel International Film Festivali’nden ödülle döndü.

Benzer Haberler

4 hafta önce tutuklandılar

NATO tutukluları tahliye edildi

Onlarca kişi yaralandı

Kütahya'da yolcu otobüsü devrildi

AKP önergesi kabul edildi

Meclis'in çalışma süresi uzatıldı

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz