BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Öcalan’ın mesajında öne çıkan o cümleye dair…

Öcalan’ın mesajında öne çıkan o cümleye dair…

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Akın OLGUN

Öcalan sanırım ilk defa Nevroz mesajının içine, örgütsel ve toplumsal ilişkilenmeye dair özel bir yaklaşım koyuyor ve belirleme yapıyor.

“Newroz’da bir türlü yakamızı bırakmayan her çeşit yetersiz ilişkilerden, yetersiz anlamlardan kendimizi arındıralım ve yetkin bir ilişki tarzıyla, yetkin bir anlam derinliğiyle yeni bir özgürlük ahlakı ve yeni bir estetik anlayışla yaşama yüklenelim.”

Böylesi bir ifadeyi, Newroz mesajının içine koyması, konuyu ne kadar önemli ve “acil” gördüğünü de anlatıyor sanırım.

“Yakamızı bırakmayan her türlü yetersiz ilişkilerden, yetersiz anlamlardan kendimizi arındıralım” demesi, “estetik” ve “özgürlük ahlakı” üzerine özellikle vurgu yapması “acil” olanı ortaya koyuyor olmalı.

Çünkü bu yapılmadan, yeniyi kurmanın, statükoları ve her türlü geriliği aşmanın mümkün olmayacağı açık. Cümleye hayati anlamını kazandıran şey de bu bence.

Çünkü cümleler ihtiyaçtan doğar.

Eski alışkanlıkları yeni olana taşımanın, eskiyi yeniden kurmak ve onunla ilişkilendirmek olacağını, dışarıya ve seslendiği her kesime “durumu görüyorum” mesajıyla veriyor Öcalan.

“Estetik” meselesi özenli olmakla, yaratıcılıkla ve elbette biçimin özünü dışarı çıkarmakla, “özgürlük ahlakı” ise onu toplumsallaştırma, içselleştirme ve örgütlemekle ilgili anladığım…

Hepsinden öte, “uyarı” olarak okunabilecek bir mesaj var karşımızda. Ahvale dair de çok şey söylüyor ve dışarıdan “görmüyor mu”, “duymuyor mu”, “anlatılmıyor mu” türü serzenişlere cevap da oluyor.

Ve Öcalan, sorumluluğu “özgürlük ahlakı” yaklaşımıyla dillendirerek, şikayet etmeyi değil, inisiyatif almayı ve o sorumluluğu “yeni” olan tarzla yerine getirmeyi belirginleştiriyor. Siyaseten, kuran ve inşa eden olmaktır da bu.

“Yaşama yüklenelim” vurgusunu da bu sonuca bağlamak mümkün…

Buradan haraketle, daha içe bakarak ifade etmek gerekirse, eleştirilerileri de, tavrı ve duruşu da estetik kılmak ve bunun yolunu bulmak hem Dem’i koruyan hem de onu ileriye ve yeniye taşıyan bir gücü yaratabilir.

Eleştirileri aynı yaklaşımla karşılamak da buna dahil.

Salonlara sıkışıldığında alınganlık, tahammülsüzlük ve haset artar. Çünkü salonlar dört duvardır.

Alan dardır, ilişkiler o darlığın içinde kendine yer bulamaz, tıkış tıkış olur duygular.

Dışarıya taşmayan, esnemeyen, estetikleşmeyen, özgürleşmeyen ve halkla temas etmeyen her yaklaşım “benim durumum ne olacak”a çıkar mutlaka. Kendisini merkeze koyar ve herkesi kendi merkezine hapseder vb…

Dem geleneği bir deneyim haraketi olduğundan, sokağın önemini de iyi bilir elbette.

Sokaklardan geldiler bugünlere çünkü ve sokaklarda sınadılar düşüncelerini…

Dönemin, kimi fırsatları da ortaya çıkardığı şüphesiz Dem için.

Siyaset yapma, üretme ve en önemlisi kendisine kazandırılan temsil gücünün gerçek sahibi olan halkla paylaşma, onunla hakiki temelde daha fazla hemhal olma vb gibi… Bu, var olan gücün tüm siyaset sahasına yayılması, genişlemesi, buluşması ve kazanılması anlamına gelir kuşkusuz. (Süreç bu anlamda olanaklı da…)

Öcalan’ın dışarı taşan ifadelerinde, bir yoksullar haraketi olarak doğan ve bugünü yaratan halka, anlayışa hep bir vurgu olduğu görülür dikkatli bakılınca.

Bu nedenle, sistemle uyumlaşmaya karşı, alternatif sunan, yani alternatifsiz bırakmayan bir aklı toplumsallaştırma derdi hep var. (Bkz Komün yaklaşımı)

Özgürlüğü doğuran ana damarı daha fazla öne çıkaran, ondan beslenen ve o kaynağı sosyal, siyasal, kültürel ve stratejik olarak ele alan ve onu “Özgürlük ahlakı” vurgusuyla, daha ileri taşıma çağrısı yapan cümleleri, sanırım sürece yaklaşımını da belirliyor.

Estetik ile Özgürlük arasındaki güçlü bağ, gerçekten de her türlü yaratıcılığın kaynağı. Biri olmadan diğeri olmuyor. (Siyaset ve estetik konusunu bir çok yazıda, yazımda değinmiş biri olarak, bu bağı önemsiyorum ben de…)

Özgürlüğü, onun ahlakını,estetiğini inşa eden ve onu siyasete akıtacak gücünü kuran bir Dem’in, neler yapabileceğini de hayal etmek zor olmasa gerek…

Akın OLGUN kimdir?

1975 yılında Ankara’da doğdu.
1990’larda siyasi faaliyetleri nedeniyle 7 yıl cezaevinde kaldı. 19 Aralık
2000 tarihinde adına “Hayata Dönüş” denilen kanlı operasyona maruz kalan tutuklulardan biri oldu.
2002 yılındaki tahliyesinin ardından İngiltere’ye yerleşti.
Akın Olgun çeşitli haber portallarında ve sitelerinde köşe yazarı olarak, insan hak ve özgürlüklerini konu alan yazılarıyla, düzenli olarak okurlarıyla buluştu.
Cezaevi ve ölüm oruçları sürecini anlattığı ilk kitabı Adları Saklıdır dışında, Ecel Öyküleri, Karanfil Mevsimi, Kül Sesleri, Elalem, Tahtakuruları ve Kargalar Meclisi isimli beş kitabı bulunmaktadır.
Olgun’un kitapları dışında İngiliz Film Enstitüsü’nün desteğiyle Kül Sesleri
ve Elalem kitaplarından uyarlanan Beyaz ve Elveda isimli kısa filmleri
yayınlandı. Ardından senaristliğini ve yapımcılığını üstlendiği kısa filmi
Fısıltılar, Feel The Reel International Film Festivali’nden ödülle döndü.

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz