BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Çarşı, Sen Kime Karşısın?

Çarşı, Sen Kime Karşısın?

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Zeyno Bayramoğlu

Bir zamanlar çArşı, sadece bir taraftar grubu değildi. Tribünlerin alışıldık dilinin dışına taşan, sokağın içinden konuşan, haksızlığa uğrayanın yanında saf tutan bir hat kurmuştu; “Çarşı her şeye karşı” bir slogan değil, bir yön tarifiydi ve kendini yalnızca bir kulübün tribünü olarak değil, bu ülkenin adaletsizliklerine karşı söz kuran bir yer olarak konumlandırıyordu.

Gezi’de sokaktaydı, polis şiddetine karşı en öndeydi, “Her yer Taksim” tribünlerden yankılanıyordu; o yüzden çArşı’ya dair kurulan dil de başkaydı. Onu sadece bir taraftar grubu olarak değil, sokağın vicdanı olarak anlatan yazılar çıktı ve tribünlerin yalnızca öfke üreten değil, politik söz kurabilen alanlar olabileceği fikri büyük ölçüde onun üzerinden tartışıldı. Kısacası çArşı, tribünün ezberini bozmuştu.

Belki de bu yüzden, adını yazarken bile bir itiraz saklıydı: “çArşı”. O büyük harf, yalnızca bir yazım tercihi değildi; otoriteye karşı bir işaret, anarşinin içinden geçen bir hat, haksızlığa karşı yükselen bir sesin simgesiydi. Yani çArşı, daha adını yazarken bile “karşı” olduğunu ilan ediyordu.

Tam da bu yüzden, bugün geldiği yer daha ağır; Çünkü bazı kırılmalar vardır; sıradan değildir—iddiasıyla çelişmekle kalmaz, o iddiayı mümkün kılan zemini de kendi elleriyle ortadan kaldırır.

Ortada bir iftar var. Amedspor taraftarlarının kurduğu bir masa ve mesele kimlerin orada olduğu değil, o masanın kendisinin hedefe konması. Diyelim ki çArşı’dan birileri oradaydı—ne değişirdi? Tribün dediğin yer zaten karşılaşmanın, temasın, bazen de bütün ezberleri bozan yan yana gelişlerin alanı değil midir? Ama yapılan açıklama, bu sorunun kendisini bile gereksiz kılacak bir yerden kuruluyor; yan yana gelmenin ihtimali değil, kendisi reddediliyor. Mesele “kim katıldı” değil, kiminle aynı masaya oturulamayacağının ilan edilmesi.

Ve tam da burada dilin nasıl çalıştığı açığa çıkıyor; bir iftar sofrasından bir anda “terör”, “vatan”, “millet” hattına geçiliyor. Bu bir kelime tercihi değil, bir hizalanma çağrısı. Çünkü bu ülkede özellikle Kürt meselesinde kurulan dil, yalnızca bir şeyi tarif etmez—sınır çizer. “Terör” dediğin anda tartışma kapanır, “vatan–millet” dediğin anda saf belirlenir; o sınırın dışında kalan herkes ya susturulur ya da meşruiyeti elinden alınır.

Ve bu dil sadece iktidarın dili olarak kalmaz. Aynı zamanda bu ülkede muhalifliğin de sınırını çizer. Türkiye’de muhaliflik çoğu zaman buraya kadar gelir; tam burada durur, geri çekilir ya da en tanıdık dile sığınır. Kürt meselesi, bu ülkenin en keskin turnusolüdür—kim gerçekten ne kadar karşı, kim hangi anda hizaya giriyor, en net burada ortaya çıkar.

Bu yüzden çArşı’nın kurduğu cümle bir refleks değil; bir pozisyon. Devletin çizdiği sınırla arasına mesafe koymayan, o sınırı yeniden üreten bir pozisyon.

Barışın ve demokratik toplum ihtimalinin yeniden konuşulduğu bir dönemde, bir iftar sofrasını bile bu kadar sert bir şekilde reddetmek tesadüf değil; bu, yan yana gelme ihtimaline duyulan rahatsızlığın ifadesi.

Amedspor bu yüzden hedefte. Çünkü Amedspor yalnızca bir kulüp değil; bu ligde herkesin gerçekten eşit olup olmadığını hatırlatan bir eşik. Adıyla, diliyle, tribünüyle bu düzenin sınırlarını görünür kılan bir hat ve sahaya çıktığında yalnızca top oynanmıyor; bu ülkenin eşitlik iddiasını sınava sokuyor, hepimize aynı soruyu fısıldıyor:

“Gerçekten eşit miyiz, yoksa eşitsizliği kabullenmiş bir düzenin içinde mi oynuyoruz?”

Ve bu soruyla yüzleşmek herkes için kolay değil.

Son aylarda tribünlerde kurulan dil ortada; aynı sloganlar, aynı hedef göstermeler, aynı hizaya çekme çabası… Bu bir rekabet değil, bir kimliği daraltma girişimi. çArşı’nın açıklaması da bu hattın dışında durmuyor, tam tersine o hattın içine yerleşiyor.

Ve belki de en ağır olan şu: Bir zamanlar “her şeye karşı” olanlar, bugün en tanıdık dilin içinde konuşuyor—karşı olduklarına benzemeye başlıyorlar.

Amedspor tribünleri ise geri çekilmiyor; susturulmaya çalışılan bir halkın sesini kısmak yerine büyütüyor.

Em li vir in, em ê her tim li vir bimînin!
(Biz buradayız, her zaman burada olacağız!)

Bu tribün susmaz, bu tribün geri çekilmez; çünkü mesele yalnızca tribün değil, o tribünde kendine yer açmaya çalışan bir halkın varlığı. Ve tam da bu yüzden, bütün bu tartışmanın ortasında soru hâlâ yerinde duruyor:

Çarşı, sen kime karşısın?

Zeyno BAYRAMOĞLU kimdir?

Zeyno Bayramoğlu, futbolu yalnızca sahada oynanan bir karşılaşma olarak değil; toplumsal, siyasal ve kültürel çatışmaların görünür olduğu bir alan olarak ele alan yazılar kaleme alır. Yazıları daha önce Gazete Duvar ve Yeni Yaşam Gazetesi gibi mecralarda yayımlandı.

Taraf-Der’in kurucularından olan Bayramoğlu, Passolig karşıtı mücadelenin içinde aktif olarak yer aldı.

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz