BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

Neden Filenin Sultanları kazanıyor da futbol kaybediyor?

Neden Filenin Sultanları kazanıyor da futbol kaybediyor?

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Belki de asıl soru artık şudur: Türkiye’nin futbola voleybol kadar yatırım yapıp yapmadığı değil; voleybolun kurumlarını futboldaki kadar değil, futbolun kurumlarını voleyboldaki kadar iyi yönetip yönetemediğidir.

Doğu ERGİL

Türkiye son yıllarda ilginç bir çelişki yaşıyor. Milyarlarca liralık ekonomik hacme, milyonlarca taraftara ve ülkenin en büyük medya ilgisine sahip erkek futbolu, uluslararası turnuvalarda beklenen başarıyı üretemiyor. Diğer yandan, çok daha sınırlı ekonomik kaynaklara sahip kadın voleybolu dünya sahnesinin en güçlü ekiplerinden biri hâline geldi.

Tabii ki bu başarı tesadüf değil. Arkasında uzun yıllara yayılan planlama, kurumsallaşma ve altyapı yatırımları vardır. Türk voleybolu, özellikle kadınlarda, uluslararası rekabet gücünü sürdürülebilir biçimde artıran bir model oluşturdu.

Bu tablo, yalnızca sporla ilgili değil. Aynı zamanda kurumların nasıl başarı ürettiğine ilişkin önemli bir siyaset bilimi sorusunu da içeriyor. Sebebi iki spor dalının da aynı ülkenin insan kaynağını, aynı eğitim sistemini ve aynı kültürel zemini paylaşmasıdır. Eğer sonuçlar bu kadar farklıysa, belirleyici değişken bireylerin yeteneğinden çok kurumların niteliğidir.

BAŞARI YETENEĞİN DEĞİL, SİSTEMİN ÜRÜNÜDÜR

Toplumlar çoğu zaman başarıyı bireysel niteliklerle açıklamayı sever. Büyük futbolcular, efsane teknik direktörler veya olağanüstü sporcular anlatının merkezine yerleştirilir. Oysa spor sosyolojisi, bu sahneden çok daha büyük bir arka plan olduğunu söyler. Dünya çapında kalıcı başarılar, bireysel dehalardan çok onları sürekli üretebilen kurumsal sistemlerin eseridir.

Kadın voleybolunda Türkiye tam da bunu başarmıştır. Altyapı yatırımları, yetenek taraması, kulüpler ile federasyon arasındaki koordinasyon, uluslararası standartlarda lig organizasyonu ve uzun vadeli teknik planlama, bugün görülen başarıların gerçek nedenidir. Yıldız oyuncular bu sistemin sonucudur; nedeni değildir.

Erkek futbolunda ise çoğu zaman bunun tersi yaşanmaktadır. Sistem, yıldızlardan medet ummakta; başarısızlık geldiğinde ise teknik direktörler veya birkaç oyuncu değiştirilerek sorunun çözüleceği varsayılmaktadır. Böylece kurumsal sorunlar kişisel tartışmaların arkasında görünmez hâle gelmektedir.

PARANIN ÇOKLUĞU BAŞARIYI GARANTİ ETMEZ

İlk bakışta paradoks gibi görünür ana Türkiye’de futbol ekonomisi voleyboldan kat kat büyüktür. Transfer bütçeleri, yayın gelirleri ve sponsorluk hacmi karşılaştırılamayacak ölçüdedir. Buna rağmen uluslararası sonuçlar tersini göstermektedir.

Bu durum önemli bir ekonomi politik gerçeğini doğrular: Kaynak miktarı ile kurumsal verimlilik aynı şey değildir. Zengin ama kötü yönetilen kurumlar, yoksul fakat iyi yönetilen kurumlardan daha başarısız olabilir. İktisat literatüründe de görülen bu olgu, spor dünyasında çok daha görünürdür. Kaynağın büyüklüğü değil; nasıl tahsis edildiği, nasıl denetlendiği ve hangi davranışları ödüllendirdiği belirleyicidir.

LİYAKAT KÜLTÜRÜ İLE ŞÖHRET KÜLTÜRÜ ARASINDAKİ FARK

Kadın voleybolunda kamuoyu baskısı elbette vardır; ancak sistemin merkezinde performans bulunmaktadır. Erkek futbolunda ise performans çoğu zaman medya gündemi, taraftar baskısı, kulüp siyaseti ve ekonomik beklentiler arasında ikinci plana düşebilmektedir. Teknik direktörlerin ortalama görev süreleri birçok Avrupa ülkesine göre oldukça kısadır. Uzun vadeli projeler, birkaç haftalık sonuçlarla değerlendirilmektedir.

Kurumlar sürekli kısa vadeli düşünmeye başladıklarında öğrenme kapasitelerini de kaybederler. Çünkü öğrenme, hata yapmaya ve o hataları düzeltmeye zaman tanımayı gerektirir.

VOLEYBOLUN SESSİZ DEVRİMİ

Türkiye’nin voleybol başarısı aslında onlarca yıl süren sessiz bir dönüşümün sonucudur. Kulüpler yalnızca şampiyonluk hedeflememiş; altyapı yatırımları yapmış, genç oyuncular yetiştirmiş, dünyanın en iyi antrenörlerini ülkeye çekmiş ve uluslararası rekabet standartlarını sürekli yükseltmiştir. “Sultanlar Ligi”nin uzun yıllardır dünyanın en güçlü liglerinden biri olarak görülmesi tesadüf değildir. Böylece milli takım, zaten dünya seviyesinde rekabet eden oyunculardan oluşan doğal bir havuza sahip olmuştur.

Bu modelde federasyon ile kulüpler birbirinin rakibi değil, aynı ekosistemin parçalarıdır.

FUTBOLUN ÖĞRENEMEME SORUNU

Belki de en önemli fark şuradadır: Başarılı kurumlar yalnızca hata yapmazlar; hatalarından öğrenirler. Başarısız kurumlar ise aynı hataları farklı aktörlerle tekrar ederler.

Türkiye erkek futbolunda yıllardır değişen isimlere rağmen benzer sorunların sürmesi, kurumsal öğrenmenin sınırlı kaldığını düşündürmektedir. Teknik adamlar değişmekte, oyuncular değişmekte, yöneticiler değişmekte; fakat sonuçlar büyük ölçüde değişmemektedir.

Bu durum, sorunun bireylerden çok sistemde olduğunu gösteren güçlü bir işarettir.

SPORUN ÖĞRETTİĞİ DEVLET DERSİ

Buradan daha genel bir sonuca ulaşabiliriz.

Spor federasyonları da devlet kurumları gibi örgütlerdir. Onlar da kaynak tahsis eder, liyakat mekanizmaları kurar, performansı ödüllendirir veya cezalandırır, uzun vadeli öğrenme kapasitesi geliştirir ya da bunu kaybeder.

Bu nedenle kadın voleybolu ile erkek futbolu arasındaki fark yalnızca spor başarısı değildir; aynı zamanda kurumların nasıl çalıştığını gösteren küçük bir laboratuvardır.

Liyakatın korunduğu, hesap verebilirliğin bulunduğu ve kurumsal hafızanın geliştiği sistemler, zaman içinde sürdürülebilir başarı üretmektedir. Buna karşılık kısa vadeli kararların, kişisel ilişkilerin ve sürekli yeniden başlamanın egemen olduğu kurumlar ise büyük kaynaklara rağmen potansiyellerini gerçekleştirememektedir.

SONUÇ: FİLENİN SULTANLARI’NIN GERÇEK ZAFERİ

Kadın voleybolunun en büyük başarısı yalnızca madalya kazanmak değildir. Asıl başarısı, Türkiye’de iyi tasarlanmış kurumların dünya ölçeğinde rekabet edebileceğini kanıtlamış olmasıdır.

Bu nedenle Filenin Sultanları’nın hikâyesi yalnızca sporcuların hikâyesi değildir. Aynı zamanda iyi yönetilen kurumların, kötü yönetilen kurumlardan neden daha başarılı olduğunu anlatan güçlü bir toplumsal örnektir.

Belki de asıl soru artık şudur:

Türkiye’nin futbola voleybol kadar yatırım yapıp yapmadığı değil; voleybolun kurumlarını futboldaki kadar değil, futbolun kurumlarını voleyboldaki kadar iyi yönetip yönetemediğidir.

Ve belki bunun da ötesinde…

Bir ülkenin geleceğini belirleyen şey, ne kadar kaynağa sahip olduğu değil; o kaynakları hangi kurumsal akılla yönettiğidir.

 

Doğu ERGİL kimdir?

Siyaset bilimci, akademisyen ve yazar. Uzun yıllar üniversitelerde öğretim üyeliği yaptı. Çalışma alanları arasında etnik kimlikler, demokrasi, siyasal katılım, çatışma çözümü ve insan hakları yer alır. Türkiye’de toplumsal barış ve Kürt meselesi üzerine hazırlanan çeşitli akademik ve saha araştırmalarında yer almıştır. 1995 yılında TOBB Başkanlık Danışmanlığı görevindeyken « Doğu Rapor »nu hazırladı. 45 kitap ve çeşitli dillerde yayımlanmış düzinelerce bilimsel makalesi ve kitap bölümü vardır.

Benzer Haberler

Murat Çalık, 500 gündür tutuklu

AYM'ye 'kişi özgürlüğü ve güvenliği ihlali' başvurusu

Ailesi randevu talep etmişti

Adalet Bakanı Gürlek, Uğur Mumcu'nun ailesiyle görüşecek

Adalet Bakanı Gürlek açıkladı

HSK’den 333 hakim ve savcıya ceza

Neçirvan Barzani Şam’da

“Abdi, Barzani ve Şara görüşecek”

Yeni Parti Grup Başkanvekili Emir:

Görmediğimiz taslağı destekleyeceğimizi söylememiz akla aykırı

AKP siyasi partileri ziyaret edecek

‘Çerçeve yasa’ Meclis'te AKP'li vekillerin imzasına açıldı

Tarih ve saat açıklandı

Yeni Parti ilk grup toplantısını yapacak