BIG_TP
Bluesky Social Icon
Gerçeğe yeni ses
Nûmedya24

NATO kafa, NATO mermer, NATO özgürlük

NATO kafa, NATO mermer, NATO özgürlük

🎧 Haberi dinle0:00 / –:–

Türkiye’nin NATO toplantısı öncesi aşırı tedbirleri ile NATO’nun toplanma sebepleri gayet uyumlu, toplantıya sadece “devlet aklı”nı içselleştirmiş gazetecilerin alınması dahil. NATO sözcüsünün Batılı konuşucuların pek sevdiği “özgürlük” lafının yer almaması, liberal palavralarla oyalanma devrinin geçtiğini de anlatıyor.

ALİ DURAN TOPUZ

Ne bu şiddet bu celal? Ankara yasak şehir gibi; evler basılıyor, Mülkiyeli hoca Doç. Emel Memiş gözaltında, her şeyi açık, aleni olan gazeteci, LGBTİ aktivisti Yıldız Tar yine gözaltında, dahası piknik dönüşü işçilerle karşılaşan “TEMA Vakfı gönüllüleri” soluğu hakim karşısında alıyor.

Yetmiyor kentin görülmesi istenmeyen yerleri (neresi olacak, gecekondu mahalleleri) perdeleniyor, NATO zirvesini hep izlemiş, gene izlemek izlemek isteyen gazetecilere akreditasyon verilmiyor.

Ne oluyor? Türkiye’yi yönetenler kal diliyle zaten önemli, çok önemli çok ama çok önemli dediği NATO zirvesinin ne kadar önemli olduğunu hal diliyle dosta, düşmana anlatıyor.

EISENOWER’DAN TRUMP’A ZİYARET MANZARALARI

Bu tutumun tarihte örneği de var, 1991’de neoliberal küresel saldırgınlığın ikonik isimlerinden “baba” Bush’un ziyaretinden önce de Ankara’da hükümet edenler tozu dumana katmış, evleri, ofisleri basmış, yüzlerce kişiyi gözaltına almış, ondan fazla kişiyi de doğrudan (yargısız infaz zamanlarıydı) öldürmüşlerdi. Ondan 32 yıl önce Eisenhower gelmiş, gittikten dört beş ay sonra 27 Mayıs darbesi olmuştu.

Bush ayrıldıktan bir hafta on gün sonra da “Körfez Savaşı” patlak vermiş, yani Saddam Kuveyt’e saldırmıştı. En son Siyah Bush yani Obama 2009’da gelmiş, sonrasında gelen giden olmamıştı; o dönünce de “Arap Baharı” ve nihayet Suriye krizi patlak vermişti. Bu seferki ama yalnız gelmiyor, küresel bir savaş organizasyonunun bütün adamlarıyla beraber geliyor; elbette biri gelip gittikten sonra olan bitenlerin onunla bağlantılı olduğunu söylemek kendi başına bir kanıt olamaz, hatta saçma bile olur; ancak aynı durum son gelenin dönüşünden sonra çok şeyler olacağını düşündürmesi ayıp sayılmaz.

GÖSTERİNİN SEBEBİ NE?

Yönetenler haklı, Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonraki en önemli NATO toplantısı yapılıyor, iki yüz küsur kişi gözaltına alınmış, kentsel dönüşüm için yeterince değeri olmayan çirkin fakirlerin çirkin binaları perdelenmiş çok mu? Hem Amerika’nın ve kapitalizmin başbuğu ve başsiyosu (siymek fiilinden değil, CEO kısaltmasından), Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en baş övgücüsü, Filistin’in başaltı düşmanı Donald Trump hazretleri gelecek, tabii güvenlik çok olacak, tabi herkes toplantıyı izleyemeyecek. Pikniğe gidenler tabii ki kiminle karşılaştığını bilecek, kime selam vereceğini, vermeyeceğini bilecek, bugün selam verenin yarın gönül vermesi ihtimal dahilindedir. Hem Terörsüz Türkiye dedik, patron korkutmaya çalışan işçiye selam vermek de ne?

Sahi, bu kadar gürültü patırtı yapılmadan da “güvenlik” sağlanamaz mı? Zaten çok uzun süredir işçilerin ve kadınların çabalarını saymazsak birilerini rahatsız edecek eylemler yapıldığını kim görmüş? Hal böyleyken devlet niye “güvenlik gösterisi”ne girişiyor?

Çok soru sordum, cevaplara başlamayı deneyeyim:

Mevcut iktidar her fırsatta sahip olduğu baskı kapasitesini test ediyor, bu kadar önemli bir NATO toplantısı elbette fırsatların iyilerinden biri. Koparılan gürültü özellikle işçilerin (özel öğretim öğretmenleri dahil) direnmeye – hak aramaya yönelik mücadelelerini görünmezleştirmek, geriletmek için gayet işe yarar.

Ayrıca “Terörsüz Türkiye” adı verilen sürece eşlik eden yerli ve milli MAGA (Make Great Ankara Again) söylemlerinde vurgulanan “büyük”lüğü sadece düşmana değil, dosta yani tabana da göstermek gerek.

DOSTA ‘GÜVEN VERMEK’ GEREK

Üçüncü sebep bu tutumun “uluslararası boyutu”yla ilgili: Başta Trump Amerikası olmak üzere küresel müttefiklere yeni çağların gerektirdiği yönetim modelinin ne kadar iyi uygulandığını da göstermek gerek. Bu güç gösterisindeki bilinçli kabalık, hukuk ve demokrasiye inancı olan, eşitlik ve özgürlük için arayışını sürdüren, sömürüye karşı direnmekten vaz geçmeyen herkesi mecalsiz bırakma çabasından vazeçilmeyeceğinin yeniden yeniden ilanının bir gereği. Sokak, cadde, meydan yasaktır, protestoyu hayal etmek, direnişten umutlanmak yasaktır, iktidara ve iç/dış ortaklarına tabi olmaktan başka her şey yasaktır. Devlet şefkati her şeyden önce şevkettir. Bu şevkati, celali kabul etmemiş, boyun eğmemiş, içselleştirmemiş hiç kimsenin şefkate, merhamete hakkı olmaz, hukuk, adalet ve demokrasiyle celal ve şevket bir arada yaşamaz.

NATO zirvesinin önemi, hem öncesindeki hareketliliklerden hem de doğrudan zirvenin katılımcılarılarından hem de programlarından belli zaten; ama kendi aklını devlet akıl dedikleri iktidarın talimatlarına bağlamışlar hariç gazetecilerin izlemesine izin verilmemesi ayrı bir başlık hak ediyor: Yeni dönemin yeni bilgi/enformasyon rejimi artık hiçbir iç ve dış yükü taşımak istemiyor. Bilgi (ister akademik olsun ister enformatik olsun) sadece inşası süren rejimin tahkimi için gerekli olduğu kadarıyla üretilip dolaşıma sokulabilir, bilme hakkı, bilgi alma-verme hakkı egemenliğin gereği olarak devletin tekeli altında olmalıdır.

ÖNEMLİ OLAN ÖNEM, ÖZGÜRLÜK DEĞİL

Nitekim NATO basın sözcüsü, doğrudan vıdı vıdı yapmayın diyemeyeceği için, “ev sahibi ülke”ye güven beyanını içeren cümlelerle merhamet ya de nezaket ya da özgürlük örgütü olmadığını söyleyiverdi:

“NATO’nun uzun süredir önemli organizasyonlar için uyguladığı akreditasyon prosedürleri bulunuyor. NATO Genel Merkezi dışındaki zirve ve bakanlar toplantıları için ev sahibi ülkenin kendi vatandaşlarından gazetecileri hakkındaki değerlendirmesine güvenmektedir. Ankara’daki NATO Zirvesi’nin akreditasyonu konusunda Türk yetkililerle temastayız. Önemli etkinliklere medyanın doğrudan katılması NATO için büyük öneme sahiptir.”

Küresel ekonomik tekellerin askeri örgütü olarak NATO’nun Türkiye’deki bilgi tekeli yönelimiyle bir derdi olmayacağını zaten biliyorduk, sözcü bize kendi kafalarının küresel ya da lokal tüm “baskıcı kafa”larla gayet uyumlu olduğunu, bu açıdan NATO mermerinde bir çatlak olmadığını gösterdi. Elbette NATO’da yarıklar, çatlaklar, sızıntılar var, zaten gazetecilere yönelik tutumun sebebi de bu; Baba Bush zamanında başlayan Körfez savaşı sürecindeki “embedded gazeteci” geleneği gerçekte Türkiye’nin değil, bizzat “na to kefari”nin, nato kafanın bir icadı. Sözcünün özlü açıklamasında Batılı konuşucuların pek sevdiği “özgürlük” lafının yer almaması, liberal palavralarla oyalanma devrinin geçtiğini de anlatıyor. Özgürlük yerine önem var, toplantının önemi de böyle gerektiriyor.

Toplantı niye önemli? Onu sonraki yazılarda konuşalım.

Ali Duran TOPUZ kimdir?

1994 yılında başladığı gazeteciliğinin 17 yılını Radikal Gazetesi’nde geçirdi. Gazete Duvar’ın kurucu editörleri arasında yer aldı. “Dünya Hali” (Radyo Sputnik) programını ve İMC TV’de sunuculuk ve medya eleştirisi yaptı. Gazete Duvar’dan ayrıldıktan sonra Artı Gerçek’te köşe yazmaya başladı. Hukuk, çalışma hayatı ve siyaset üzerine yazılarla öykü ve şiir yazıyor.

Benzer Haberler

Hewlêr’e bir kez daha saldırı

4'ten fazla İHA düşürüldü

Gerekçe: Sosyal medya paylaşımları

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ gözaltına alındı

Maraş’taki okul saldırısı soruşturması

Baba 'olası kastla öldürme’den yargılanacak

‘Savcılar hangi eylemi terör sayacak?’

175 yerde ‘terör bürosu’ kurulacak

Yeni partide kimler yer alacak?

84 milletvekilinin ismi konuşuluyor

Kurtulmuş’un ‘çerçeve yasa’ mesaisi sürüyor

Bahçeli, Hatimoğulları, Bakırhan ve Ekmen'e ziyaret

‘Vakti gelmiş bir veda’ dedi

Özgür Özel: Yeni partimizi kuruyoruz