Ercüment Akdeniz
Kapitalizm, yeni bin yıla, Milenyum Çağına, “Kimseyi Geride Bırakma” sloganıyla giriş yaptı. “Sürdürülebilir Gelişim” dedikleri kapitalist revizyon için “BM 2030 Ajandası” yazıldı. Sözüm ona eşitlik için yola çıkılmıştı ve en kırılgan, dezavantajlı grupların elinden tutulacaktı. Tabii bütün bu söylemler kapitalist sistemin sürdürülebilir olması içindi. Propagandif yönü bir yana, 2030 Ajandası yeni sömürü ve göç stratejilerine kapı açtı. 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü’nde egemenlerin verdiği mesajlar, gerçek hak savunucularından farklı olarak, aslında 2030 Ajandasının çizdiği o rotayı kutsuyor.
Ana hedefi 2015 yılında belirginleşen “Ajanda 2030”, küresel göç meselesine de el attı. Takvim yaprakları 19 Eylül 2016’yı gösterdiğinde BM Genel Kurulu “Göçmenler ve Mülteciler için New York Deklarasyonu”nu yayımlandı. İki yıl sonra, 19 Aralık 2018’de, BM Genel Kurulunda bu kez “Güvenli, Sistemli ve Düzenli Göç için Küresel Mutabakat Metni” kabul edildi. Peki, bu belgeler ne anlama geliyordu?






