Bekir Ağırdır
Bazen siyaset fazla konuşulduğunda anlamını kaybediyor. Türkiye son yıllarda neredeyse sürekli siyaset konuşuyor. Seçimleri konuşuyoruz, liderleri konuşuyoruz, partileri, ittifakları, adayları konuşuyoruz. Fakat bütün bu gürültünün içinde belki de en önemli soruyu sormayı ihmal ediyoruz: Gerçekte ne değişiyor? Neyi kaçırıyoruz? Siyaset ne yapmalıydı da yapamıyor?
Çünkü yaşadığımız kriz yalnızca iktidarın merkezileşmesi, otoriterleşmesi ya da yargının siyasallaşması değil. Yalnızca sekiz yılı aşkın süredir devam eden ekonomik kriz de değil. Hatta buna sadece demokrasi krizi demek bile eksik kalıyor.
Karşı karşıya olduğumuz şey, iç içe geçmiş krizlerin ötesinde daha derin bir dönüşüm. Bir çağ değişimi.
Son üç yüz yılın temel öznesi olan sanayi toplumunun; onun üzerine kurulu ekonomi anlayışının, siyasal kurumlarının, toplumsal ilişkilerinin ve hayatı anlamlandırma biçimlerinin dönüşümüne tanıklık ediyoruz. Bu nedenle yalnızca kurumlar değil, onları açıklayan kavramlar da yetersiz kalıyor. Her büyük tarihsel kırılmada olduğu gibi eski dünyanın dili, yeni dünyanın gerçekliğini açıklamakta zorlanıyor.






