TBMM Genel Sekreterliği, Kürtçe “Özgür Basın, Özgür Toplum” yazılı çantanın Meclis’e alınmaması ve gazetecilerin çıplak aramaya maruz bırakıldığı olayla ilgili açıklamasında “iddiaların gerçeği yansıtmadığını” savundu. Gazeteci Tatari, açıklamaya, “Bir yalanlama yapılacaksa, görüntüleri yayınlasınlar; bakalım kim yalan söylüyor” ifadeleriyle tepki gösterdi.
HABER MERKEZİ – TBMM Genel Sekterliği, Meclis’te Gazeteci Rengin Azizoğlu’nun üzerinde taşıdığı ve üstünde Kürtçe “Özgür Basın, Özgür Toplum” yazılı Dicle Fırat Gazeteciler Derneği logolu çantanın alınmaması ve ardından kadın gazetecilerin çıplak aramaya maruz bırakıldığı olayla ilgili bir açıklama yaptı.
Geçtiğimiz hafta Tuğçe Tatari’nin köşesine taşıdığı ve tepki çeken uygulama dün DEM Parti Meclis Grubu’nda da gündemdeydi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, dün uygulamaya tepki gösterdi ve “İnsan onurunu zedeleyen bu davranış hakkında gerekli inceleme, Meclis Başkanlığı tarafından acilen başlatılmalıdır” çağrısında bulundu.
Bu çağrının ardından TBMM Genel Sekterliği, konuya ilişkin bir açıklama yaptı ve “iddiaların gerçeği yansıtmadığını” savundu.
Açıklamada, TBMM yerleşkesine girişlerin Güvenlik Yönetmeliği uyarınca yürütüldüğü belirtildi.
Açıklamada şu ifadeler yer aldı:
דBu çerçevede ziyaretçilerin hangi grup toplantısına katılacakları veya kimi ziyaret edecekleri önem taşımamaktadır. Bütün ziyaretçiler aynı güvenlik prosedürlerine tabi tutulmaktadır.
Anılan Yönetmeliğin 10’uncu maddesi gereğince Parlamento Muhabiri olmayan basın mensupları ise Geçici Basın Kartı verilerek ve ziyaretçi kabul salonuna yönlendirilmeden, dedektörden geçirilerek yerleşkeye kabul edilmektedir.
Güvenlik prosedürü mezkur yönetmeliğin kabul edildiği 2012 yılından bu yana aynı şekilde uygulanmakta olup 23.06.2026 tarihli DEM Parti Grup Toplantısında dile getirilen iddialar hiçbir şekilde gerçeği yansıtmamaktadır.”
“GÖRÜNTÜLERİ YAYINLAYIN”
Açıklamanın ardından konuyu gündeme getiren Tuğçe Tatari’den de bir açıklama geldi. Tatari, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şunları belirtti:
“Mecliste çıplak arama girişimine maruz kalmak ve ardından bunu ispatlamak durumunda bırakılmak, bir insan hakları ihlali meselesidir.
Mecliste yaşanan bu olayı “kesin bir dille yalanlamak” hiçbir anlam taşımıyor.
Bir yalanlama yapılacaksa, görüntüleri yayınlasınlar; bakalım kim yalan söylüyor.”
Kuru bir yalanlamayla bu konudan sıyrılamazsınız.
Kamera kayıtlarını yayınlayın! https://t.co/vcIWYivjQK— Tuğçe Tatari (@ttatari) June 24, 2026
Olayın yaşandığı güne ait Tatari’nin T24’te kaleme aldığı köşesine taşıdığı ifadeler ise şöyleydi:
דBez bir çanta, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği’nin çantası. Üzerinde bir fotoğraf makinesi resmi var ve altında da Kürtçe “Çapemenîya Azad Civaka Azad” yazıyor, yani “Özgür Basın, Özgür Toplum”.
Çantayı tuttular. Onlarca telefonlaşma, kelimelerin ne anlama geldiğini öğrenme girişimi fazlasıyla uzun sürdü. Sonra aralarında tartıştılar ve “Çantayı içeriye sokamazsınız” dendi.
Bu çantadan bende de var.
Diyarbakır’da Barış Gazeteciliği forumunu düzenleyici dernek de aynı dernekti ve orada arkadaşlar hediye etmişti. Tonla yere giderken takmışımdır, hem kolay hem gazeteciliğe ait, severek kullanıyorum.
Yaşanan karmaşaya iyice dikkat kesildim tabii.
Meslektaşım Rengin Azizoğlu çantasına neden el konulduğunu anlamaya çalışırken, “Slogan yazıyor üzerinde” dendi.
Oysa üzerinde “Özgür Basın, Özgür Toplum” yazıyordu.
Bunu da söylemiş olmamıza rağmen meslektaşıma küçük bir naylon torba verdiler. “Tüm eşyalarını bunun içine geçir, çantanı çıkarken alırsın” dediler.
Son derece sert ve mesafeli olan güvenlik mensupları bu defa bizi arama kabinlerine aldı.
Kollarımı kaldırdım, bacaklarımı ayırdım, rutindir diye bekliyorum.
“Üzerini kaldır” sesiyle irkildim.
Nasıl üzerimi?
“Bluzunu” dedi.
Gayriihtiyari kaldırdım, düşünmeden, istemsiz.
Sonra da kendime öfkelendim, buna neden müsaade ettim diye.
Ama işte o anda haber Meclis’in içinde ve ona ulaşmak için acele ediyorsun.
Yanlış yaptım.
Çok da pişman oldum.
Bu kötü muameledir, kabul etmiyorum, demeliydim.
Bir adım ötesi olan çıplak arama insanın onuruna yönelik bir uygulamadır, demeliydim ve Meclis’e girememe pahasına o bluzu kaldırmamalıydım!
Ama…
Üzerimi açtım ve güvenlik, sütyenimi, göğsümü, oralara bir yere saklanmış bir şey olup olmadığını kontrol etti.
Sinirlerim bozulmuştu, resmen aşağılandığımızı hissettim.”







